İçinizde hiç gazete kuyruğu bekleyen var mı? Ya da harçlığından arttırarak kitap alan birileri? İnternet denen bu şey yok iken gazete denen bir gerçek vardı. Televizyon denen o tehlikeli icat yok iken de kitaplarımız ve radyolarımız vardı.
Hatırlayanlar olacaktır mutlaka radyo tiyatrolarını. Dinlediğimiz zamanlarda hayal gücümüzün kurduğu o görkemli sahnede oynayan dünyanın en iyi oyuncularını... O sahneleri kurmaya hiçbir film şirketinin gücü yetmezdi. Zira para ile sağlanamayacak bir hayal gücü tarafından inanılmaz bir kısa zamanda kurulurdu o güzel sahneler. Belki de gözlerimiz kapalı bir şekilde izlediğimiz tek gösterilerdi o tiyatrolar.
Peki ya o gazeteler... Sabah işe gitmek için erken kalkardı babalarımız. Gazete alıp işe yetişebilmek için daha da erken kalkarlardı. Akşam yollarını gözlerdik. O gazetede ne yazıyor okumak için boynuna atlar herkesten önce davranırdık. Tek tek çevirirdik sayfaları. O kokuyu hatırlayanınız var mı?
Zaman değişti. Gazetelerimiz zehirlendi. Araya renkli magazin sayfaları koyarak bilgiden uzaklaştırılmaya başlandık. Derken 3. sayfa cinnet ve cinayet haberleri, ve spor (?) haberleri... Bir baktık televizyon alamayan bizlerin evinde renkli televizyonlar türemeye başladı. Doksanlı yılların başında dönülmez bir yola girildi ve özel televizyonların dönemi başladı.. Ardından İnternet denen bir icat çıktı...
Bilgiye ulaşım kolaylaşmıştı ama bir tezat vardı. Sabah kalkıp televizyonu açtığımızda bilgi evimize geliyordu. İnternetten ise aradığımız herşeyi kütüphanelerde katalog taraması yapmadan Bilge Google yoluyla öğreniyorduk. Peki neden geri tepti bilgiye olan seyahatimiz... Bilgi bize sunuluyorken biz neden ondan kaçmaya başladık. Cevap aslında bizde.
İnternette sunulan online oyun olarak tabir edilen kara delikler ile çocuklar sokaktan koparıldı. Artık sokakta oynayarak büyüyen bir nesil yok. Çocuklarımızın hayal güçleri onlardan kopartıldı. Yine internet yoluyla ulaşılması iki tuşa bakan zararlı siteler de gerek çocuklarımızın gerekse yetişkinlerimizin bilgisayar başındaki zamanlarının çoğunu gasp etmeye başladı. Yok oluşun doyumsuz tadı...
Bilgiye ulaşmak için kuyruk bekleyen neslin çocukları olan bizler, elimizde ulaşmak istediğimiz anda her bilgiye ulaşabileceğimiz imkanlar olmasına rağmen cahilleştik. Önümüzdeki yalancı monitörler zihnimizdeki heybetli sahnelerin yerini aldı. Medya denen güç insanları sürüler gibi gütmeye başladı. Aranızda Babasının, Annesinin yüzüne bakmaya utanan kaç "cesur" insan var?
Huzurlarınızda ilk itirafı ben yapayım.
Babacığım ve Anneciğim, sizin yüzde biriniz kadar olamadım. 500 GB lık hardiskimi sizin kütüphanenizden zengin gördüm. Beni tiyatrolara davet ettiğiniz zamanlar size işim olduğunu söyleyerek size eşlik etmedim ve bilgisayarda oyun oynadım. Çok sonradan farkettim ki hayal gücü olmayan bir toplum yok oluşa sürüklenmeye mahkumdur. Bilgiye ulaşmak için sizin kadar çabalamadım. Sizleri hayal kırıklığına uğrattığım için özür dilerim.
Eğer derhal düşünmeye başlamazsanız, zihninize görsel medya yoluyla nakşedilen bilgilerin doğrultusunda düşündürülürsünüz.
Sevgiyle, Kitapla, Tiyatroyla ve Gazeteyle kalın.Bu posta 450 defa okundu
Hatırlayanlar olacaktır mutlaka radyo tiyatrolarını. Dinlediğimiz zamanlarda hayal gücümüzün kurduğu o görkemli sahnede oynayan dünyanın en iyi oyuncularını... O sahneleri kurmaya hiçbir film şirketinin gücü yetmezdi. Zira para ile sağlanamayacak bir hayal gücü tarafından inanılmaz bir kısa zamanda kurulurdu o güzel sahneler. Belki de gözlerimiz kapalı bir şekilde izlediğimiz tek gösterilerdi o tiyatrolar.
Peki ya o gazeteler... Sabah işe gitmek için erken kalkardı babalarımız. Gazete alıp işe yetişebilmek için daha da erken kalkarlardı. Akşam yollarını gözlerdik. O gazetede ne yazıyor okumak için boynuna atlar herkesten önce davranırdık. Tek tek çevirirdik sayfaları. O kokuyu hatırlayanınız var mı?
Zaman değişti. Gazetelerimiz zehirlendi. Araya renkli magazin sayfaları koyarak bilgiden uzaklaştırılmaya başlandık. Derken 3. sayfa cinnet ve cinayet haberleri, ve spor (?) haberleri... Bir baktık televizyon alamayan bizlerin evinde renkli televizyonlar türemeye başladı. Doksanlı yılların başında dönülmez bir yola girildi ve özel televizyonların dönemi başladı.. Ardından İnternet denen bir icat çıktı...
Bilgiye ulaşım kolaylaşmıştı ama bir tezat vardı. Sabah kalkıp televizyonu açtığımızda bilgi evimize geliyordu. İnternetten ise aradığımız herşeyi kütüphanelerde katalog taraması yapmadan Bilge Google yoluyla öğreniyorduk. Peki neden geri tepti bilgiye olan seyahatimiz... Bilgi bize sunuluyorken biz neden ondan kaçmaya başladık. Cevap aslında bizde.
İnternette sunulan online oyun olarak tabir edilen kara delikler ile çocuklar sokaktan koparıldı. Artık sokakta oynayarak büyüyen bir nesil yok. Çocuklarımızın hayal güçleri onlardan kopartıldı. Yine internet yoluyla ulaşılması iki tuşa bakan zararlı siteler de gerek çocuklarımızın gerekse yetişkinlerimizin bilgisayar başındaki zamanlarının çoğunu gasp etmeye başladı. Yok oluşun doyumsuz tadı...
Bilgiye ulaşmak için kuyruk bekleyen neslin çocukları olan bizler, elimizde ulaşmak istediğimiz anda her bilgiye ulaşabileceğimiz imkanlar olmasına rağmen cahilleştik. Önümüzdeki yalancı monitörler zihnimizdeki heybetli sahnelerin yerini aldı. Medya denen güç insanları sürüler gibi gütmeye başladı. Aranızda Babasının, Annesinin yüzüne bakmaya utanan kaç "cesur" insan var?
Huzurlarınızda ilk itirafı ben yapayım.
Babacığım ve Anneciğim, sizin yüzde biriniz kadar olamadım. 500 GB lık hardiskimi sizin kütüphanenizden zengin gördüm. Beni tiyatrolara davet ettiğiniz zamanlar size işim olduğunu söyleyerek size eşlik etmedim ve bilgisayarda oyun oynadım. Çok sonradan farkettim ki hayal gücü olmayan bir toplum yok oluşa sürüklenmeye mahkumdur. Bilgiye ulaşmak için sizin kadar çabalamadım. Sizleri hayal kırıklığına uğrattığım için özür dilerim.
Eğer derhal düşünmeye başlamazsanız, zihninize görsel medya yoluyla nakşedilen bilgilerin doğrultusunda düşündürülürsünüz.
Sevgiyle, Kitapla, Tiyatroyla ve Gazeteyle kalın.Bu posta 450 defa okundu


