| Rasputin | Array Yazdır Array | e-Posta |
| motkesz tarafından yazıldı. | |||
| Salı, 06 Nisan 2010 14:12 | |||
|
Grigori Rasputin Bir aziz miydi, yoksa seks düşkünü müydü? Rus ihtilaline bile neden olduğu söylenen ve 16 Aralık gecesi Çar Ailesi’nin yakınları tarafından öldürülen bu vahşi bakışlı, gizemli Sibiryalının yaşamı tıpkı bir roman gibiydi... Ölümü de tıpkı cinayet romanlarındaki gibi oldu; zehirlendi, kurşunlandı ve suda boğuldu... “Tanrı elçisini kabul etmemiz gerekiyor” Rus Çarı II. Nikola, günlüğünün 1 Kasım 1905 tarihli bölümünde şunları yazmıştı: "Tanrının Tobolsk bölgesinden gelen Gregori adındaki elçisini kabul etmemiz gerekiyor... " O anda Nikola dahil hiç kimse, bu "tanrı elçisi"nin gelecek on yıl içinde, kraliyet ailesinin hem kurtuluşunu hem de çöküşünü hazırlayacağını; Çar'ın biricik oğlunu iyileştireceğini ve yine Çar'ın tacını yitirmesine yol açacağını bilemezdi. Rasputin adı kötülemek için kullanılıyordu Tobolsk bölgesinden gelen bu adam, Nichola ve ailesi tarafından "Gregori Yefimoviç" adıyla çağrılıyordu; tarihte ise daha çok "Rasputin" adıyla tanındı... Gregori Yefimoviç Rasputin, 1870 yılında. Moskova'nın 2000 km . doğusunda, Sibirya'nın Pokrovskoye kasabasında doğmuştu. Doğum tarihini bile tam olarak bilmiyordu. Gerçek adı konusunda da bazı şüpheler vardı; ailenin soyadı olan "Rasputin”in, söz konusu kasabanın ilk adından geldiği sanılıyordu. "Palkino Rasputye", "bir yol ayrımı" demekti. Ne var ki, Rasputin'i eleştirenler ve ondan nefret edenler, Rusça "baştan çıkarılmış" anlamına gelen "rasputine" sözcüğüyle olan benzerliği onu kötülemek için kullanmakta hiç geç kalmamışlardı. Bu ne yaman çelişki… Bir yanda dine düşkünlük, diğer tarafta sekse düşkün ahlaksız yaşam Rasputin'in gençliği hakkında bilinen önemli bir şey yoktu. Öte yandan, manevi güçlerinin ilk kez ortaya çıkışıyla ilgili pek çok öykü anlatılıyordu. Oysa, St. Petersburg halkının tanıdığı "genç Rasputin" hakkında daha çok şey biliniyordu. Bir arabacı olarak sürekli gezen Rasputin'in gençliği, kadınların peşinden koşmakla geçmiş, en az iki olayda hırsızlıkla suçlanarak yargılanmıştı. Rasputin'in dine olan düşkünlüğü ise, ahlaksız yaşam tarzıyla taban tabana zıttı. Yunanistan’a manastıra gidiyor ama rahip olamayacağını anlıyor, vaazlar veriyor 1890'da Rasputin biraz uslanmış; evlenerek o yılın sonunda bir oğul sahibi olmuştu. Ama evdeki sakinliği uzun sürmedi; bir sonraki yıl, Yunanistan'ın Athos Dağı'ndaki ünlü manastıra dinsel amaçlı bir ziyaret yapmaya karar verdi. Üç bin kilometrelik yolu 3 ayda yürümüş, dönmeden önce de Kutsal Topraklar'a gitmişti. Bu yolculuk sonunda inanılmaz derecede değişen Rasputin, manastırdaki deneyimleri sonucu, "bir rahip olamayacağını, ama tanrının ondan vaaz vermesini istediği yargısına" varmıştı. Bu yüzden, memleketi Pokrovskoye' de, bir tür bağımsız vaazcı olarak dolaşmaya başladı. Gözleri insanları sersemleten bir etkiye sahipti 1900 yılına gelindiğinde, Rasputin, Sibirya'nın her yanında, hastaları iyileştirme gücüyle ve kutsal yazıları yorumlamasıyla tanınıyordu. Çok az okuma yazma bilmesine rağmen, yöredeki pek çok öteki "din adamı"ndan belirgin bir biçimde ayrılmasını sağlayan bir çekiciliği vardı. Orta boylu, ama güçlü kuvvetli bir adamdı. Saçı sakalı uzun ve dağınıktı. Ama gözleri, onun özel biri olmasını sağlıyordu. Bugün de fotoğraflarında açıkça görülen koyu mavi derin bakışlı gözleri insanları sersemleten bir etkiye sahipti. Vaazları ve gizemciliğiyle dikkat çekiyor… Sosyeteye gizemci olarak katılıyor Rasputin, Rusya'nın başkenti St. Petersburg'a ilk ziyaretini 1903'te yaptı. Kilise yetkilileri ününü biliyorlardı. Beş ay kaldığı bu şehirde, önde gelen papazlarla ve din bilimcilerle tanıştırıldı. İki yıl sonra geri döndüğünde de, Rasputin saray çevrelerinde görülmeye başlamıştı. St. Petersburg sosyetesi, bu tuhaf Sibiryalı'yı, hemen pek çoğu Düşes Militsa tarafından keşfedilmiş olan gizemciler, ruhçular ve kaderciler sınıfına dahil etti. Militsa'nın kocası Dük Nichola da, Rasputin hasta köpeğini iyileştirince, onun hayranları arasına katılmıştı. Rus sarayında baş köşeye... Rasputin, Moskova'nın 2000 km . doğusunda Pokrovskoye kasabasında yaşıyordu. Çar Nikola, onun vaazcı yönünden çok köy yaşamı hakkında içtenlik dolu konuşmalarını önemsemişti. Ama o, Çariçe ve saray kadınlarını daha çok mistik güçleriyle cezbetmeyi başardı (üstte). Durumdan önce tedirgin olan Çar, Rasputin'i bir ara köyüne göndermişti (altta)... Ancak, Çareviç Alexis'in sağlık durumu nedeniyle tekrar çağrıldı ve küçük veliahtı tedavi etmeyi başardı. Sarayın da dikkati çekmesi çok zaman almıyor 1905 yılının Nisan ayına gelindiğinde, gizli polis bile bu kutsal adamın yaptıklarıyla ilgilenmeye başlamıştı. Sonunda, 1 Kasım 1905'te, Dük Nichola'nın malikanesinde Çar II. Nikola ile tanıştırıldığında Rasputin'in yükselişi pekişmiş oldu. Rasputin'in Çarkoeselo'daki Kraliyet Sarayı'nı ilk ziyareti tam bir yıl sonra gerçekleşti. Çar, Rasputin'in gizemci ya da vaazcı yönleriyle ilgilenmiyordu. Daha çok, onun içtenlik dolu konuşmalarını ve köy yaşamı hakkındaki bilgisini önemsiyordu. Oysa, Rasputin'in, Nichola'nın karısı Çariçe Alexandra'yla olan ilişkisi oldukça farklıydı. Alexandra, Rasputin'in ruhani tavırlarından etkileniyor ve sarayda verdiği vaazları dikkatle dinliyordu. Çariçe, Almanya'da doğmuş, İngiltere Kraliçesi Victoria'nın yanında büyümüş bir soylu, Essen-Darmstadt Prensesi'ydi. .. Dolayısıyla, Rus Çarlığı'nın yaşam tarzına ve geleneklerine bir türlü alışamamıştı. Dört kız çocuk doğurmuş, ama bir erkek varis dünyaya getirememişti. Bu yüzden mutsuzluluğu had safhadaydı. Başarısızlık ve umutsuzluk duygusu öylesine artmıştı ki, Düşes Militsa'nın himayesindeki kişilerden medet umar hale gelmişti. 7500 kişilik mezar çukuru ve gizemli mektup Damarlarında hemofili hastalığı taşıyan Alman asıllı karısı ile sakin, ama mutlu bir evliliği olan Çar II. Nikola'nın iktidarı, 14 Mayıs 1896 tarihinde tatsız bir olayla başlamıştı. Moskova yakınlarındaki Kodinka'da düzenlenen taç giyme töreninde halkın bulunduğu tribünler çökmüş ve 7,500 kişi ölmüştü. Cesetler, Kodinka'da aynı gün kazılan bir çukura gömülmüştü. Bu olay üzerine Çar, ertesi gün Kremlin'de düzenlenecek büyük baloyu da iptal etmişti. Ancak, aynı gece Çariçe Alexandra; odasına çekildiğinde çalışma masasının üzerinde şöyle bir not bulmuştu: "Çar ve Çariçe Kodinka'daki büyük felakete rağmen, neşelerinden hiçbir şey kaybetmemişlerdir. Rus halkı, Romanovlar'ın bu ihanetini asla unutmayacaktır. Çar ve Çariçe'nin de sonu, Kodinka kurbanları gibi isimsiz bir çukurda bitecektir.. ." O mektubu o gece Çariçe'nin çalışma masasına kimin koyduğu bugüne kadar asla gün ışığına çıkmadı. Kadersiz aile... Romanov Hanedanının son üyesi Çar II.Nikola'nın 4 kızı, bir oğlu vardı. Ne var ki. veliaht Alexis (solda), Hessen-Darmstadt Prensesi olan annesinin ailesinden gelme hemofili hastalığı taşıyordu. Veliaht doğuyor ama sevinç kısa sürüyor… Çocuk hemofili hastası Nihayet 1904'te, Çariçe bir erkek çocuk doğurdu: Çareviç Aleksi... Ama, ailenin ve halkın sevinci kısa sürdü. Doğduktan 6 hafta sonra, çocuğun hemofili hastası olduğu anlaşılmıştı. Bu, kanın pıhtılaşmasını sağlayan maddelerin eksikliğinden kaynaklanan bir hastalıktı. Kısacası, çocuk yaşam boyu tehlike altındaydı; çünkü en ufak bir kesik, bere ya da burun kanaması, durdurulamayan kanama anlamına geliyordu. Çocuk iç kanama geçiriyor… Rasputin iyileştirmesi için çağrılıyor 1907'de Rasputin, Çareviç Aleksi'in sağlığıyla ilgilenen gruba katıldı ve çok geçmeden en önemli üye oldu. Bunu sağlayan, 3,5 yaşına gelmiş olan Çareviç'in bir gün düşüp iç kanama geçirmesiydi. Çocuk çok acı çekiyor, doktorların çabası yetersiz kalıyordu. Bunun üzerine umutsuzluğa düşen ana-baba, son çare olarak Rasputin'i saraya çağırmışlardı. Rasputin, çocuğun yatağı başında sadece dua ederek Çar'ın doktorlarının yapamadığını yapmış, krizin atlatılmasını sağlamıştı. Artık ok yaydan çıkmıştı... İki yıl boyunca, sarayda içkiler Rasputin'in şerefine içildi. Din çevreleri ve soylu kadınlar ona koşarlarken, ötekiler parayla ve hediyelerle onun saraydaki nüfuzunu satın almaya çalışıyordu. Ama o, sadece hiçlik duygusunu ve seks güdüsünü tatmin etmeyi amaçlıyordu. 36 yaşındayken, Piskopos Hermogen (solda ortada) tarafından saraya tanıştırılan Rasputin, adeta Rus Sarayı'nın "Cinci Hoca'sı oldu. Koyu mavi derin bakışlı gözleriyle insanları büyülemekte üstüne yoktu... Çariçe'nin dört kızdan sonra sahip olduğu tek erkek çocuğunun sağlık problemleri, Rasputin'i sarayda "vazgeçilmez" kılmıştı. Seks düşkünlüğü tepkileri çoğaltıyor Başkaları ise, onun ahlaksızlıklarından rahatsız oluyordu. Dini ortamlarda yürüttüğü çılgın toplantılar, saraydaki nüfuzuna karşılık seks yapma, duayla cinleri kovma seansının ardından bir rahibeye tecavüz etme gibi söylentiler etrafta açıkça konuşuluyordu. 1911 yılının Mart ayında, bazı St. Petersburg gazetelerinde, Rasputin'i eleştiren yazılar çıkmaya başladı, önceden kendisine hayran olanlardan bazıları, bu yazılar üzerine git gide Rasputin'e karşı olmaya başladılar. Bu kişilerin arasındaki en ünlüler. Dük Nikola ve Düşes Militsa idi. Kilise de onu desteklemeye son vermiş, papazlar sarayda onun aleyhinde konuşmaya başlamışlardı. Köyüne gönderiliyor Bu kritik anda, Rasputin bir kez daha Kutsal Topraklar'ı ziyaret edeceğini ilan etti. Ama, bu yolculuk da pek bir şey değiştirmedi. Rasputin'in düşmanları, onun saraydaki konumuna hâlâ karşıydılar. Ne var ki. Çariçe Rasputin'den vazgeçemiyordu. Sonunda 1912'de, Çar'ın siyasi danışmanları Rasputin'in sarayın imajını zedelediği konusunda II. Nikola'yı ikna ettiler. Alcxandra, Rasputin'in "iyi" şöhretini savunduysa da, Rasputin memleketi Pokrovskoye' ye gitmek üzere St. Petersburg'u terk etmek zorunda bırakıldı. Kraliyet ailesi, artık yaz tatillerim onsuz geçirecekti.. . Çocuk tekrar iç kanama geçiriyor Rasputin tekrar devreye giriyor II. Nikola ve ailesi, 1912 Ekimi'ni, günümüzde Polonya olarak bilinen Çarlık topraklarında geçiriyordu. Hava güzeldi; Çariçe bile bütün sıkıntılarını St.Petersburg' da bırakmış gibi görünüyordu. Ama, Alexis'in başına gelen bir kaza yüzünden tatilin tadı kaçıverdi. Bir kayıktan çıkmak isterken ayağı kayan 8 yaşındaki çocuk çok sert düşmüştü. Başta yara önemsizmiş gibi görünmüş, aile Spala yakınındaki av köşkünde tatiline devam etmişti. Ama Alexis, iç kanama geçiriyordu. Durumu gittikçe kötüleşen çocuğun doktorları ve ana-babası çaresiz kalmıştı. Alexis, dayanılmaz bir acıyla kıvranıyor, bir türlü iyileştirilemiyordu. Sonunda hiçbir umut kalmayınca, Alexandra Rasputin'i çağırmaya karar verdi. 3000 km . uzaktaki Pokrovskoye' ya ümitsiz durumu haber veren bir telgraf çekildi. Yanıt çabuk geldi; Rasputin'in telgrafında "Tanrı göz yaşlarını gördü ve dualarını duydu. Üzülme... Küçük çocuk ölmeyecek... Doktorların onunla fazla uğraşmalarına izin verme..." yazılıydı... Bu telgrafın alınmasından kısa bir süre sonra Alexis'in kanaması durdu ve çocuk iyileşmeye başladı. Rasputin’in sarayda konumu güçleniyor Spala'da yaşananlar, yani Rasputin'in uzak mesafelerden de insanları iyileştirmesi, onun saraydaki eski ününü pekiştirmişti. Çeşitli nedenlerle ayrı kalmış olan Nikola ile Alexandra arasındaki mektuplaşmalarda, ondan sürekli olarak "Dostumuz" nitelemesiyle söz ediliyordu. Ayrıca, bakanlarla görüşmeler gibi önemli devlet işleri söz konusu olduğunda da Rasputin'in tavsiyelerine uyulmaya başlanmıştı. Yedi canlı Rasputin’e ilk bıçaklı saldırı Ne var ki, Rasputin'in sarayda zamanla güçlenen konumuna karşılık, başka yerlerde düşmanları artıyordu. Sol ve sağ görüşlü siyasetçiler, radikaller, tutucular, kızgın kocalar, taciz edilmiş kadınlar Rasputin'e karşı ortak bir kin besliyorlardı . Sonunda, nefret şiddete dönüştü ve Rasputin, Pokrovskoye' nin sakin ortamında bile karnından bıçaklanarak öldürülmek istendi. Kina Gusseva adındaki bir kadın, evlenme vaadi karşılığında Rasputin'le beraber olmuş, ama onun tarafından kandırılmıştı. Bıçak yarası, bağırsaklarını parçalamıştı, ama cinsel organlarına bir zarar vermemişti... Savaşla azalan ilgi, ölmek üzere olan kadını iyileştirmesi ile artıyor 1 Ağustos 1914’te Rusya, Almanya'ya karşı savaşa girdi. Bu, Rasputin'in saraydaki etkisini önemli ölçüde azalttı. Çar, onun savaş karşıtı görüşlerine katılmıyor, vaazlarına zaman ayırmıyordu. Çariçe bile, Rasputin'le telefonda görüşemeyecek kadar meşgul olduğunu belirten mesajlar bırakıyordu. Ne var ki, 1915 yılının başlarında kader, Rasputin'e sarsılan ününü kurtarma fırsatı verdi. Çariçe'nin en yakın arkadaşı ve Rasputin'in sadık hayranı Anna Vyrubova, bir tren kazasında ciddi biçimde yaralandı. Kafatası ve omuriliği zedelenmiş, bir bacağı ezilmiş, öteki ise kırılmıştı. Doktorları, geceyi sağ atlatamayacağı nı tahmin ediyorlardı. Ölmekte olan kadının ısrarı üzerine çağrılan Rasputin, hastanede Çar ve Çariçe ile tekrar bîr araya geldi. Rasputin, bir kez daha umutsuzluğun ortasında umut vaad ediyordu. Dua etti ve odayı yavaşça terk etmeden önce Çar'a şöyle dedi: "Yaşayacak, ama sakat kalacak..." Vyrubova, gerçekten de kurtuldu ve herkesten çok yaşadı (1964’te öldü). "Tanrı’nın elçisi" Rusya'yı da kurtarabilirdi Artık Rasputin'in etkisi gittikçe güçleniyordu. 1915'te Çar Petrograd'dan (Alman nefretinin sonucu olarak St. Petersburg'a verilen yeni ad) ayrılarak, orduları yönetmek üzere cepheye gitti. Saraydaki işlerin sorumluluğunun büyük bir bölümünü karısına devretti. Çariçe, derhal Rasputin'in tavsiyelerine başvurdu. Ona göre Rasputin. "tanrının elçisi" olarak oğlunu ve en yakın arkadaşını kurtarabiliyorsa, Rusya'yı da kurtarabilirdi. Rasputin, siyasette de önemli bir konuma geldi Rasputin, siyasi yetki peşinde koşmasa da, gerek özgüvenini sağlamlaştırma güdüsü gerekse Çariçe'nin çabaları sonucu, siyasette de önemli bir konuma geldi. Mantıklı ve yetenekli siyasetçiler, Rasputin için bir tehdit oluşturdukları ndan, yerlerine yetersiz ve neredeyse bunamış kişiler getirildi. Devletteki bu çöküşün en tipik örneği, oldukça yetenekli bir savaş bakanı olan Polivanov'un görevden alınmasıydı. Rasputin'in 4 tane motorlu aracı polisten ve kızgın kocalardan kaçmak için kullandığı yönünde saraya şikayette bulunan Polivanov, 1916 yılının Mart ayında kovulmuştu. Rasputin’e nefret artıyor 1916 kışında, Rasputin sarayda çok fazla değişiklik yaptı. Savaş taraftarları, onun barışçı tutumunu hoş karşılamıyor, onu ve Alman doğumlu Alexandra'yı Almanya'yı tutmakla suçluyorlardı. Solcular, onun bir "çürüme sembolü" olduğunu öne sürerlerken, sağcılar Çarlık Rusyası'nın köklü kurumlan için bir tehdit oluşturduğunu düşünüyorlardı. Rasputin'e karşı beslenen nefret, devrimcileri de harekete geçiriyor, sayılarını artıyordu. Rasputin'in hem Anna Vyrubova'nın hem de Çariçe'nin ve dört kızının sevgilisi olduğu yönünde söylentiler vardı. Çar'ın da Rasputin'in çılgın seks partilerine ve şeytana tapma seanslarına katıldığı söyleniyordu. Bu söylentiler her tarafta duyuluyor ve herkesçe inanılıyordu. Çariçe'nin Rasputin'i günahkar biri olarak görmemekte direnmesi, öte yandan bütün Petrograd'ın ve geri kalan Rus halkının onun aşırılıklarından haberdar olmaları, söz konusu inancı körüklüyordu. Rasputin, Rusya'nın başkentine geldiğinde, buranın bir seks cenneti olduğunu fark etmiş ve tadına bakmakta geç kalmamıştı. Kadınlar, onunla seks yapmak, onu tanımak, ondan para koparmak için kuyruğa giriyorlardı. Onun sonunu da, sırf bu sekse düşkünlüğü hazırlamıştı. Prens Felix Yusupov, Çar'ın yeğeni Düşes İrina'yla (altta) evlenmişti. 1916 yılında "Rusya'nın kurtarıcısı" olma hayaline kapıldı ve Rasputin'i öldürmeye karar verdi... (merakediyorum Not: Polisiye romanları seviyorsanız bu bölümü mutlaka okuyun. Ama bu gerçek.) Rasputin’i öldürme planı Beş kafadar, Rasputin’i Prens Yusupov'un sarayında öldürülmeyi planlamışlardı. Prensin sarayı Molka Nehri'nin yanındaydı. Kalın duvarları, tavanı kemerli bodrumları adam öldürmek için ideal ortamı sağlıyordu. Ne var ki, işe girişmeden önce bu karanlık bodrumları rahat bir salon haline getirmek gerekiyordu; rutubetli mahzen, hemen düzenlendi. Pasta ve şaraba güçlü zehir katılıyor Komployu hazırlayanlar, 16 Aralık 1916 günü, gece yarısına doğru buluştular; Lazovert şoför elbisesi giymişti... Yusupov dolaptan zehiri çıkardı ve masaya, içinde 6 tane pasta bulunan bir tabak koydu. Bu pastalardan üçü pembe krem glase ile örtülü, diğerleri ise krem şokolalıydı... Bir yanlışlık olmaması için sadece pembe pastalara zehir karıştırılacaktı. Doktor Lazovert kauçuk eldivenlerini taktı, potasyum siyanidi toz haline getirdi ve pembe pastaların bir katını kaldırarak zehiri serpti. Pastalara karıştırdığı zehirin miktarı birkaç kişiyi hemen öldürecek kadardı. Ayrıca, bir miktar daha zehir eritti ve Rasputin'in sevdiği Madeira şaraplarına kattı... Rasputin davet ediliyor Yusupov, hazırlıklar tamamlanınca Lazovert'in sürdüğü arabayla Gorokovaya Sokağı 64 numaralı binaya gitti. Rasputin, davet edildiğinde Yusupov’dan kendisini almasını, ama o sırada kimseye görünmemesini istemişti. Prens de onun bu isteği doğrultusunda servis merdiveninden çıkarak Rasputin'in dairesinin kapısına ulaştı, zili çaldı... Rasputin kapıyı açtığında, Yusupov yakalarını kaldırarak yüzünü gizlemeye çalışmıştı, içeride olabilecek kişilerin kendisini görmesini istemiyordu. Bu hareket Rasputin'i şaşırtmıştı, "Niye saklanıyorsun öyle?" diye sordu. Prens de şaşalamıştı, "Hiiç" dedi, "Bu gece buluşacağımızı kimseye söylemeyecektik ya..." Rasputin "Evet haklısın, zaten ben de evdekileri savdım" dedi... Rasputin, her zamankinin aksine itinayla giyinmişti; sırtında beyaz ipekli bir gömlek, belinde kızıl renk bir kemer vardı. Siyah kadife pantolonunun altındaki siyah çizmeleri de pırıl pırıldı... Kapıyı çekerek çıktılar. Merdiven karanlık olduğundan, Rasputin Yusupov'un elinden tutmuş yol gösteriyordu. Daha sonra arabaya binerek Yusupov'un evine vardılar. Rasputin şüphelenmiyor ama kendini sevmeyenlerden şikayet ediyor İçeri girince Rasputin kulak kabarttı. Üst kattan ünlü Amerikan şarkısı "Yankee Doodle"ın melodileri duyuluyordu. Oysa Yusupov'un kader arkadaşları kasıtlı olarak gürültü yapıyorlar, böylece Rasputin'i evde kadınların da olduğuna inandırmaya çalışıyorlardı. Aksi taktirde adam şüphelenecekti. .. Bu nedenle Yusupov, "Aniden karımın arkadaşları geldi... Onları göndermeye uğraşıyor. Neredeyse giderler..." dedi, "Onlar gidene kadar bir fincan çay içelim..." Ama, Rasputin istemedi, salona girdi ve kanepeye yerleşti. Rasputin, hiçbir şeyden şüphelenmemiş görünüyordu ama, kendini sevmeyen ve ölmesini isteyenlerin çokluğundan söze başladı: "Ben onlardan korkmuyorum, çünkü ellerinden birşey gelmez. Tanrı beni daima korudu. Bana el kaldıranların akibetleri hep kötü oldu..." dedi. Rasputin zehirli şeyler yiyip içiyor ama bir şey olmuyordu Biraz bu konuda konuşan Rasputin, neden sonra bir bardak çay istedi. Yusupov hemen servisi yaptı, çayın yanında pasta tabağını da uzattı. Rasputin önce pasta almak istemedi; ama sonra birini ağzına götürdü, zevkle çiğnedi, sonra uzanıp bir tane daha aldı... Yusupov'un hayretten ağzı açık kalmıştı. Bir boğayı bile yere serecek kadar güçlü zehirin bu adama etki etmemesini anlayamamıştı. Üstelik Rasputin şaraptan da içmiş ve daha istemişti... Birkaç bardak içtikten sonra elini boğazına götüren Rasputin, sanki yutkunmakta zorluk çekiyor gibiydi. Onun ayağa kalkıp odada gezinmeye başlaması üzerine endişelenen Yusupov sordu: "Grigori Yefimoviç... Neyiniz var?" Rasputin, "Hiiiç... Hiçbir şeyim yok... Sadece boğazım yanıyor gibi..." dedi... Vakit ilerlemiş, saat iki buçuk olmuştu. Geçen süre içinde Yusupov, nazik evsahibini oynamıştı; gitar çalmış, ara sıra pasta ve şarap ikram etmişti. Ama, üst katta bekleyen dostları sabırsızlanmışlar, hâlâ müzik çalıp gürültü ediyorlardı. Uykusuzmuş gibi oturan konuğu bir ara sordu: "Nedir bu gürültü?" Yusupov, "Herhalde karımın arkadaşları gidiyor olmalılar. Çıkıp bir bakayım..." dedi ve yukarı koştu. Grandük Dimitri, Purişkeviç ve Sukotin merakla bekliyorlardı , Yusupov'un etrafını sardılar. Prens kısaca durumu anlattı ve zehirin etki etmediğini ekledi. Hepsi şaşırmıştı, sonunda karar verildi; bu işi Yusupov başlatmıştı, o bitirecekti. .. Zehir iş görmediyse tabanca vardı... Yusupov, Grandük Dimitri'nin tabancasını alarak aşağı indi. Rasputin, bıraktığı gibi uyuklar vaziyetteydi... Prens, onun kendini iyi hissedip hissetmediğini sordu. Rasputin, güçlükle konuşuyormuş gibi, "Evet" dedi, "Başımda bir ağırlık var. Bir bardak şarap ver, belki iyi gelir..." Gerçekten de Rasputin, bir bardak şarap daha içince iyileşti, şakalaşmaya başladı, hatta Prens'e çingenelere gitmeyi bile teklif etti... Artık Yusupov'un sabrı kalmamıştı; tabancayı cebinden çıkarıp arkasına sakladı, sonra duvardaki kristal haçı göstererek Rasputin'e seslendi: "Grigori Yefimoviç... Şu haçın önüne gelip son duanı yap..." Rasputin, hayretle Prens'e bakakalmıştı. Sonra yanına gelerek gözlerini gözlerine dikti. Yusupov bu manzara karşısında bir an tereddüt etti, sonra haça doğru dönmesini istedi ve onu sırtından vurdu. Rasputin, inleyerek haçın dibine yığıldı... Silah sesi üzerine yukarıdakiler hemen koştular; ışıkları söndürerek kapıyı kilitlediler ve Prens'in çalışma odasına çıktılar... Purişkeviç'in planına göre, Doktor Lazovert, Rasputin'in elbiselerini giyecek, yanında Grandük ve Sukotin'le sarayı terk edecekti... Bu şekilde, Rasputin'i izleyen gizli servis, onun Yusupovun sarayında öldürüldüğünü anlamayacaktı . Üç arkadaş elbiseleri yok ettikten sonra tekrar saraya dönecek ve bu kez de cesedi alıp nehre atacaklardı.. . Kurşunlarla öldüğü sanılan Rasputin yürüyerek kilitli kapıyı açıp kaçmıştı Yusupov, biraz sonra Rasputin'in yanına inerek adamın ölüp ölmediğini kontrol etmek istedi. Tam bu sırada Rasputin gözlerini açarak bakışlarını Yusupov'a dikti ve "Felix, Felix..." diye bağırdı. Aynı zamanda da Yusupov'a sarılmış var gücüyle sıkmaya başlamıştı. Bir canlı cesetle boğuştuğunu farkeden Felix Yusupov dehşet içinde kalmıştı; bütün gücünü toplayıp Rasputin'in kollarından kurtuldu. Adam da hırıltılar içinde yere yığıldı. Elinde Prens'in apoleti kalmıştı... Yusupov, çılgın gibi kendini merdivenlere attı ve yukarı çıkarken Purişkeviç'e seslendi: "Gelin... Yetişin... Hâlâ yaşıyor..." Sonra çalışma odasına girerek Maklakov'un kendisine verdiği lastik copu aldı ve Purişkeviç'le birlikte tekrar bodruma indiler. Aşağıda gördükleri manzara, herkesi donduracak kadar korkunçtu; Rasputin, arkasında geniş kan izleri bırakarak kapıya kadar sürünmüş ve aslında kilitli olması gereken kapıyı açarak avluya kadar sürünmüştü... Purişkeviç onun arkasından koştu. Rasputin sokağa doğru ilerliyordu. .. Bu nedenle tabancasını çekti ve titreyen elleriyle iyice nişan alarak ateş etmeye başladı. İlk iki atış boşa gitmişti, ama Rasputin sonraki iki atışla karların üstüne yıkıldı. Purişkeviç adamın yanına geldi ve karlar kızıla dönünceye kadar kafasını tekmeledi. Buna rağmen Rasputin: elleriyle buzlaşmış karları kazıyordu... Rasputin hala ölmemişti Purişkeviç, geri döndükten sonra Yusupov'u lavaboda buldu ve ona "Sakin ol dostum, herifi öldürdüm... Her şey bitti..." dedi. Ama Yusupov onu duymuyor gibiydi. Birdenbire copu alarak avluya koştu ve hala kıpırdanan cesede var gücüyle vurmaya başladı, Tabanca sesine koşan bir polisle uşaklar, efendilerini çırpınmakta olan cesetten zorla ayırdılar. Durumu toparlamaya çalışan Purişkeviç, polis memuruna yaklaşarak işi kapatmaya çalıştı. Memura kendisinin milletvekili, diğer kişinin de prens olduğunu söyleyerek vatandaşlıktan dem vurdu.. Rusya'nın düşmanlarından birini öldürdüklerini anlatmaya çalıştı ama söz dinletemedi. Polis, "Olayı şefime rapor edeceğim..." diyerek uzaklaştı... Rasputin öldü sanılan cesedi nehre atılıyor Grandük ve Purişkeviç, Rasputin'in ellerini kızıl kemeriyle bağlayarak cesedini eski bir perdeye sarıp otomobile yüklediler. Grandük direksiyona geçti, diğerleri de arabaya doluştular, hızla Neva Nehri'ne doğru gittiler. Cesedi, su almak için buzda açılan deliklerden birine attılar. Bunlar olup biterken, Yusupov da kendine gelmiş ve yaptıklarının ne sonuç doğuracağını düşünmeye başlamıştı. Silah kullanılmıştı, sesi duyulmuştu, ortalık kan içindeydi ve bir polis memuru maktulü görmüştü. Sonunda bir çare buldu; köpeklerinden birini öldürerek Rasputin'in kanlı izlerinden sürükletti ve öldüğü yere bıraktı. Ama bu basit çözüm kimseyi inandırmadı. Polis raporunu vermişti. Olayın ertesi günü Çariçe ve hükümet, Rasputin'in Prens Yusupov ve Grandük Dimitri tarafından pusuya düşürüldüğünü öğrendi. Çariçe, hemen Çar II. Nikola'ya haber verdi. Ellerini çözmüştü ama boğularak öldü Polis, Rasputin'in cesedini 19 Aralık günü buzlar arasında buldu. Otopsi yapıldığında, Rasputin'in suya atıldığında ölmemiş olduğu ortaya çıktı. Ciğerlerinde su vardı; ölmeden önce ellerini çözmeyi başarmış, ama boğularak ölmüştü. O gece için bir kilise hastanesine kaldırılan ceset, ailesinin Pokrovskoye' ye gömülmesi istemine karşın ertesi gün bir tabuta konarak Çarkoeseio'ya nakledildi ve 21 Aralık günü Kraliyet Sarayı'nın bahçesinde toprağa verildi. Cenazede sadece Çariçe, çocuklar, Anna Vyurubova, Protopopov ve birkaç subay vardı. Rasputin'e "oğlunun kurtarıcısı" gözüyle bakan Çariçe, tabut kapanırken içine şu mesajı koydu: "Muhterem peder, beni takdis et ki, bu dünyada katetmem gereken meşakkatli yolu aşmak için cesareti kendimde bulayım. Bizi dualarından eksik etme... Alexandra... " Ölümünden iki ay sonra Rusya’da devrim oluyor Rasputin'in öldürülmesinden iki ay sonra, devrim hareketi Rusya'daki imparatorluğu silip süpürdü... 23 Mart 1917 günü, başlarında Duma Meclisi'nde üye olan bir milletvekiliyle bir grup Bolşevik, bir törenle Rasputin'in cesedini çıkardı ve onu Pargolova Ormanı'nda yakarak "sembolik bir öc" aldılar... Rasputin, son anlarında bile ölüme olanca gücüyle direnmişti... Önce zehirlendi, sonra kurşunlandı ve dövüldü... Ama yine ölmedi... Öldüğünü sanan katilleri, bedenini Neva Nehri'ne attılar. Orada boğularak öldü... Katiller ve akibetleri.. . Rasputin günü gününe yaşıyordu; belki de haklı bir nedeni vardı... 1915 Ocak ayında neredeyse bir kızağın altında eziliyordu. Suikastı planlayanlar gizli polis tarafından yakalandılarsa da, yaptıklarını doğru bulan siyasetçilerin araya girmeleriyle tutuklanmaktan kurtuldular. Başka pek çok girişim, plansızlık ve kişiler arası anlaşmazlık yüzünden başarısız olmuştu. Hatta, Rasputin'e emekli olması için rüşvet bile teklif edildi, ama vadedilen servet onun ilgisini çekmedi. İşin ilginç yanı, Rasputin'in sayısız düşmanı arasından en ölümcül tehdidi yaratan, kızgın bir koca ya da siyasetçi değil, çapkınlıkta ondan aşağı kalmayan bir adamdı: Prens Felix Yusupov... Prens, 27 yıllık yaşamı boyunca devlet işlerine çok az ilgi göstermiş, Avrupa sosyetesi mensuplarıyla lüks ve seks içinde düşüp kalkan travesti ve homoseksüel kişilikli bir adamdı. Ayrıca, Rusya'nın en büyük miraslarından birinin varisi olduğu için, ne I.Dünya Savaşı'nın getirdiği yoksulluk, ne de Rasputin'in konumu onu maddi yönden etkiliyordu. Prens, sonraları, Rasputin'in kraliyet ailesini kendi anababasına karşı kışkırttığı iddiasında bulundu. Ne var ki bu durum, Felix'in Çar'ın yeğeni Düşes İrina'yla evlenmesini engellemedi. Yüzyılın başında gelişen sanayinin doğurduğu Rus işçi sınıfı, köhne barakalarda olağanüstü kötü koşullarda yaşıyordu... Rusya’nın kurtuluşunun Rasputin’in ölümü olduğunu düşünüyordu 1916'nın Aralık ayında garip bir şey olmuş; Yusupov, Rusya'nın kurtarıcısı olma hayaline kapılmıştı. Çar'ın, ailesinin ve milletin tek kurtuluş yolunun Rasputin'in ölümü olduğunu düşünüyordu. Bir plan yaparak kendisine yardım edecek katil adaylarını toplamaya başladı. En önemli işbirlikçi, Çar'ın en büyük kızıyla evlendirilmek istenen Dük Dimitri'ydi. Öteki üyeler, sağ görüşlü siyasetçi Purişkeviç, orduda görevli Yüzbaşı Sukotin ve Doktor Lazoverfti. Katiller planlarından başkalarına da bahsetmişlerdi hatta basına bile… Daha başlangıçta, bu beş adam, planları için gereken güvenliği sağlayamadılar. Purişkeviç, detayları öteki siyasetçilere anlatmakla kalmamış, basına da açıklama yapmıştı. Bu durumda, Rasputin'in tehlikeden haberdar edildiği su götürmezdi. Bunu yapanlar da, hayatını kurtardığı Anna Vyrubova ile İçişleri Bakanı olmasına yardım ettiği Protopopov'du. Bu ikisi, Rasputin'e, Yusupov'un sarayına gitmemesini, gitse bile dikkatli olmasını tavsiye etmişlerdi. Yusupov, Rasputin'i ikna edebilmek için, güzel karısı Düşes Irina'yı da çağıracağına ve onu yeterince eğlendirmeye söz vermişti... Çariçenin sırdaşı ve Rasputin'i uyaran Anna Vyrubova... Uçkuruna düşkün olması onun yaşamına maloldu... Oysa Irina, o sıralarda Kırım'da tatildeydi... Ama Rasputin bunu bilmiyordu ve hiç kuşkusuz Irina'ya da göz koymuştu. Bu denli uçkuruna düşkün olması ise onun yaşamına maloldu... Yusupov ve arkadaşları, beklenenin aksine büyük cezalar almadılar. Çünkü, hemen hepsi Kraliyet Ailesi'nin yakınıydı. Aldıkları küçük cezalar da onların ünlü "Ekim Devrimi”nden kurtulmalarını sağladı. Prens Yusupov, Kırım'daki malikanesinde sürgüne gönderildi, devrim sırasında oradan ülke dışına kaçtı. Grandük Dimitri, tüm Kraliyet Ailesi öldürüldüğü sırada İran sınırında sürgündeydi, o da kaçmayı başardı. Purişkeviç, Sukotin ve Lazovert de ceza görmediler. Onların yaşamının da, Rus İç Savaşı sırasında yakalandıkları tifüs hastalığıyla sonuçlandığı sanılıyor.
|
| SİTEYE POSTA EKLE |
| GENEL |
| TÜRKİYE'DEN |
| DÜNYA'DAN |
| EĞİTİM |
| GÜZEL SÖZLER |
| GÜZEL YAZILAR |
| SAĞLIK |
| TARİHİ |
| BİLİŞİM-TEKNOLOJİ |
| EKONOMİ |
| EĞLENCE |
| İNANÇ |
| ŞİİR |
| SPOR |
| AKTUEL |
| NEDEN - NİÇİN |
| DUYURULAR |
| YAŞAM |
| Bugün | 899 |
| Dün | 1178 |
| Bu Hafta | 4821 |
| Bu Ay | 12240 |
| Toplam | 2373878 |