Geçen hafta İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ve Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nin daveti üzerine Antalya’da bir seminer verdim.
Ödül ve ceza üzerine yaptığım konuşma, seminerin en ilgi çekici
tarafı oluverdi. Çünkü ödül hakkında bildiğimiz genel geçer doğrulara
zıt şeyler söylemiştim.
Ana tezim şuydu:
Ödül, çocuklara ve çalışanlara verilen en büyük cezadır.
Aynı mantıkla, ceza da en büyük ödüldür.
Ödül ve ceza, kısa vadede iyi gibi gözükse de uzun vadede zarar verir.
CEZA, ÖDÜLDÜR
Bir anaokulunda, veliler çocuklarını almak için okula geç gelmeye
başlar. Bu sorunu çözmek için; okul, veliler için bir ceza uygulaması
başlatır.
Geç kaldıkları her saat için, veliler belli bir para ödemek
zorundadır. Ama bu ceza sistemi tam ters bir etki yaratır. Veliler
daha da geç gelmeye başlar.
Neden?
Velilere verilen mesaj bellidir. Parayı ödediğin sürece, geç gelebilirsin.
Yani, geç gelmek meşrulaşmıştır. Veliler, “geç gelsem de cezasını
öderim, bir şey olmaz” mantığı ile düşünmeye başlamıştır. Hatta daha da
çok işlerine yarar.
Çocuklar ders çalışmayınca bilgisayar yasaklanır.
Çocuk, ne düşünür?
“Yasaklansın. Oyun oynamazsam, ders yapmama hakkım var demek ki”.
Ders çalışmamak meşrulaşır.
Cezayı veren aile, zaten ders çalışmak istemeyen çocuğa en büyük ödülü vermiştir.
Aslında en büyük kötülüğü de yapmıştır.
Aynı düşünce tarzı şirketlerde de vardır. Cezasını ödediği sürece,
çalışanlar şirketin bazı kurallarına uymama hakkını kendinde bulur.
ÖDÜL, CEZADIR
Aslında ödül, cezanın diğer adıdır. Kısa vadede işe yarasa da uzun vadede zararlıdır.
Ödül bir işe duyulan ilgiyi- yani gerçek motivasyon kaynağını- azaltır.
Yapılan bir araştırmada resim yapmayı seven çocuklara, yaptıkları
her resim için ödül verilmeye başlanmış. Bir süre sonra çocukların daha
az resim yaptıkları gözlenmiş.
Neden? Sevdiği için resim yapan çocuklar, bir süre sonra ödül için
resim yapmaya başlamışlar. Böylece de ilgileri azalmış. İlgi azalınca
resim yapmayı da bırakmışlar.
Ödül ilgilerini azaltmıştır.
Sizi sevdiği için size çok iyi hizmet veren bir garsona bahşiş
vermeye başlayın, ilgisi azalacaktır. Tabi sizi önceden seviyor olması
ön koşul.
Şair bir arkadaşımın anlattığı bir hikâye, bu konuyu çok iyi örneklendiriyor:
Küçük bir çocuk, yaşlı bir amcanın evinin önünden geçerken
elindeki değneği korkuluklara sürtüyormuş. Çıkan ses, çocuğun çok
hoşuna gidiyormuş. Yaşlı amca da çocuğu bu huyundan vazgeçirmek için,
şöyle bir yöntem uygulamış.
Çocuğa bunu yapması için her gün için 5 TL vermiş. İkinci hafta bunu 2 TL’ye düşürmüş. Sonra 1 TL’ye.
Paranın her geçen gün azaldığını gören çocuk bozulmuş. “Ben bu paraya bunu yapmam” deyip, bu işi yapmayı bırakmış.
Çocuğun “içten gelen motivasyonun” yerine “dıştan gelen motivasyon” (para) geçmiş.
Para da ortadan kalkınca, ilgi ve davranış kaybolmuş.
Ödülün, bunun gibi başka birçok zararı var.
Bunları ve ne yapılması gerektiğini sizler ile zaman zaman paylaşacağım.
Sizler bu arada çocuklarınıza ve çalışanlara ödül veya ceza
vermeyi bırakıp, onların ilgilerini ve heyecanlarını keşfetmeye çalışın!
Özgür BOLAT /
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Bu posta 493 defa okundu

