Bunun iki nedeni var:
(1) Dünya çok daha kırılgan bir ekonomik konumda ve bu kırılganlık büyük olasılıkla konjonktürün dönüşe geçtiğini sert bir biçimde bize hissettirecek. Aslında bunu hissettirecek işaretler 2006 ve 2007'de yaşanan iki dalgalanmayla görüldü ama bu dalgalar Merkez Bankalarının piyasaya likidite sürmesi ve faizlerle oynaması sonucu şimdilik savuşturuldu.
Son beş yıl bütün dünyada hemen hemen bütün değerlerin şiştiği bir dönem oldu. Dünyada böyle dönemler geçmişte de oldu ve çeşitli düzeltmelerle bu tür değerler normale döndü. Ne var ki bu kez şişiklik oldukça aşırı. Gayrimenkul fiyatları, hisse senetleri, şirket değerleri, aklınıza gelen hemen her şeyin fiyatı şişmiş durumda. Likidite sıkıntısı da buradan kaynaklanıyor. Aslında piyasa likit. Merkez Bankalarının piyasaya verdiği likidite miktarı 500 milyar doları buldu.
Piyasa likit olmaya likit ama eldeki likidite normal fiyatlara ve değerlere göre normal. Böylesine anormal boyutlara ulaşmış fiyat ve değerlere uygun likidite yok. Sanırım hiçbir zaman da olmayacak. Likiditenin yeterli olabilmesi için değerlerin normale dönmesi gerekiyor. 2008 yılında dünyada bu yolda ciddi düzeltmeler yaşayacağız. Türkiye de benzer durumda. Değerler öylesine yükseldi ki her yer boş tutulan gayrimenkullerle dolup taşıyor. Eskiden apartmanlarda boş daireler, sitelerde boş evler olurdu, şimdi boş apartmanlar ve boş siteler var. Buna karşın değerler hala çok yüksek.
Görünen Türkiye ile gerçek Türkiye arasındaki farkın kaynağı YTL'nin aşırı değerli olmasından kaynaklanıyor. Öyle olunca GSMH olduğundan büyük görünüyor ve ona oranlanarak bulunan bütün göstergeler son derecede olumlu çıkıyor. 2002 yılı sonunda GSMH'mız 181 milyar dolardı. 2007 sonunda büyük olasılıkla 460 milyar dolar olacak. Eğer eski yöntemi uyguluyor ve YTL'nin enflasyon kadar dış değer kaybına uğramasına izin veriyor olsaydık bizim GSMH'mız 460 milyar dolar değil 300 milyar dolar dolayında olacaktı.
Oysa biz yıllardan beri faizi yüksek tutarak döviz girişine ve dolayısıyla YTL'nin değerlenmesine kapıyı açtık ve o nedenle de GSMH'mız olacağından daha yüksek görünmeye başladı. YTL'nin değerli olması aynı zamanda enflasyonu da bastırıyor. Cari açığımız 35 milyar dolar. Bunu 460 milyar dolarlık GSMH'ya böldüğümüzde karşımıza yüzde 7.6 oranında bir cari açık / GSMH oranı çıkıyor. Oysa YTL aşırı değerli olmasa da GSMH'mız yukarıda değindiğimiz gibi 300 milyar dolar olsaydı, cari açık / GSMH oranımız yüzde 12 olacaktı. Benzer bir durum borç yükü hesabında da geçerli.
Konutlarda kullanılan elektriğe yüzde 15, sanayide kullanılan elektriğe yüzde 10 oranında zam geleceğini söyleyen hükümet yetkilileri 5 yıldır elektriğe zam yapılmadığını açıkladı. Demek ki 5 yıldır elektrik fiyatlarına gerekli zam yapılmayarak enflasyonun artması önlenmiş ve 5 yıldır bizim enflasyon diye açıkladığımız oranlar yalnızca kurla değil, kamu iktisadi teşebbüsü fiyatlarının bastırılmasıyla da düşük tutulmuş. Merkez Bankası bu tür fiyatları yönetilmiş, yönlendirilmiş fiyatlar olarak adlandırıyor ve bunların olumsuz katkısını eleştiriyor.
Oysa elektrik fiaytlarındaki durumdan açıkça anlaşılıyor ki tam tersine bu tür yönetilmiş, yönlendirilmiş fiyatlar, enflasyonun bastırılmasına katkıda bulunmuş.
Ne çare ki bu tür bastırmalarla sistemi sonsuza dek olduğundan daha iyi göstermek mümkün değil. 2008 dış dünyada oluşacak kırılmalara bağlı olarak iç dünyamızda gerçeklerin ortaya çıkacağı bir yıl olacak. Onun için kritik.


