“Barışa giden bir yol yoktur. Barış tek yoldur.” Mahatma Gandhi
Hastalıklar dünyada kol gezmekte. İnsanlık şu ana kadar görülmemiş bir şekilde silahlanmakta. Küresel ısınma buzulları eritip iklimleri değiştirmekte. Büyük şehirlerde güvenlik ve huzur yok. Betonlaşma almış başını gidiyor. Yeşil alanlar hızla azalıyor.
Kıtlık, savaş, acı, ölüm, hastalık, düşmanlık, çatışma mücadele her yerde. İnsanlar birbirinden uzak. İlişkiler tükenmiş, İdealler kaybolmuş, ütopya vizyondan silinmiş.
Sanki artık bu dünyada yaşayabileceğimiz ve gidebileceğimiz bir yerler kalmamış gibi. Hatta dış dünyamızda yaşananlar, zihinlerimize, yüreğimize kadar girmiş. Gözümüzü kapattığımızda bile çatışma savaş huzursuzluk endişe korku ve yalnızlığımız en sinsi şekilde tıpkı bir gölge gibi bizi takip ediyor.
Kaybolduk biz dışımızda ve içimizde.
Kimiz biz? Neden bu şiddet dolu dünyada yaşıyoruz? Biz nereye gidiyorduk ki yolumuz buraya çıktı? Neden kaybettik kendimizi, yönümüzü?
Kim kurtaracak Bizi ? Kurtulacak bir şey kaldı mı? Peki kurtarıcı var mı?
Şu anda dünyada yaşanan ve insanlığın ortak zihnini tamamen kaplamış olan görüntü budur.
Peki Siz tek başınıza bütün bu gözlerinizin önünde olmakta olanla ve içinde yaşadığınız gerçekle ne yapabilirsiniz?
Yukarıda kaba sınırlarını çizmeye çalıştığım ve içine pek çok kendi yaşamınızla ve içinizdeki korkularla şüphelerle çelişkilerle kendi karanlığınızı boyadığınız tablo, Toplumsal Bilincin Matrixidir.
Dünya toplumu tek tek bireylerden oluşur. Birey bir gerçekliktir. Ama toplumun felsefi açıdan bir gerçekliği yoktur. Dünya toplumu bir kitledir. Kitleler eğitilemez. Çünkü bir gerçekliği yoktur. Bireyler yaratır yapar, kitleler yıkar. Kitlesel eğitimle veya adına ne derseniz deyin Kitlesel ile başlayan her şey sanal olarak konuşulan ve amacı olmayan, kitleleri oyalama ve uyutma uğraşlarıdır. Kitle ne kadar çok uyursa, Toplumsal Bilincin eğilimlerinden ve eylemlerinden çıkar sağlayanların çıkarlarına hizmet etmektedir.
Bir tek Birey gerçektir. Ve gerçek eğitim bireye verilebilir. Ve gerçek değişimi Bireyler gerçekleştirir. Gerçek Bireysel eğitim de, kendinin hakimi, iradeli Bireylerin yetişeceği ortamları ve sistemleri oluşturmakla başlar. Ve Birey karar verme ve seçme gücünde olandır. Kısaca değişimi elinde tutandır.
Ve Dünyayı değiştirebilmek ise dünyanın ötesine geçmekle, şu anda bilinenin ve yaşanılan algının ötesine geçmekle mümkündür. Matrixin dışına çıkmanız gerekir.
Matrix - Toplumsal Bilinç dünyada yaşanılan her şeyiyle dışarıda ve içimizdeki şartlanmalar, kalıplar, sınırlar, korkular şüpheler yoluyla içimizde olduğuna, bu döngüden nasıl çıkacağız? Nasıl bireyselleşeceğiz.?
Gerçek Kendimize yürüyerek, yüreğimizin sesini dinleyerek, içimizde bize ait olmayanları ayıklayarak, kendimiz yeniden tanımlayarak, yeni tanımladığımız kendimizi ifade ederek ve yaşayarak, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi unutmadan ve Anka kuşu misali küllerimizden yeniden doğarak
Yoksa bu dünyada nereye gidersek gidelim, içimizdeki kendi küçük benlerden oluşan egomuzda dahil Toplumsal Bilinci – Matrixi bulacağız.
Gerçek Kendimize nasıl yola çıkılacaktır?
Siz hele bir karar verin gerçekten isteyin, arzunuzda ve kararınızda samimi – dürüst olun Yol belirecektir.
Gerçek Kendinizin *kapısını* cesurca, kuvvetle, kendinizle gerçekten yüzleşmekten emin olmanın güveni içinde çalın, *kapı* açılacaktır. Kapının açılma olasılığını ve kendinize yolunuzun belirmesini samimiyetiniz ve kararlılığınız belirleyecektir.
Ve yola çıkmadan önce zihninizin işleyiş yapısını ve dinamiklerini bilmek güveninizi ve kararlığınızı artıracaktır.
Ve size Kapı açılıp Yol göründüğünde, Gerçek Siz, Yüreği olan Siz, Toplumsal Bilincin – Matrixinin ne kadar şişirme ve illuzyonik ve çok iyi tasarlanmış fakat bir o kadarda zayıf ve sabun köpüğü gibi bir gerçeklikten oluştuğunu aynı zamanda da sizi nasıl hapsettiğini ve yalnızlığa-acılara korkulara ittiğini göreceksiniz. Kapı açılana ve Yol oluşana kadar (eğer geri dönmemeyi başarabilir, sıradan bir insan olarak bu dünyadan yaşayıp geçmenin yalancı rahat cazibesine kapılmazsanız) Toplumsal Bilinç sizin için aklınıza gelebilecek her türlü zorlukla ve olayla karşınıza çıkacaktır. Sizi ikna etmek için her yerden içerden ve dışarıdan saldıracaktır. Sizi her seferinde içinizde ve dışınızda bölmeye ve bölünmeye götürecektir.
Çünkü; ZİHİN- Toplumsal Bilinç bölerek kendi gerçekliğini sürdürür. İyi – kötü, doğru – yanlış, çirkin – güzel, savaş – barış, Toplumsal Bilinç – Gerçek siz arasında sürekli bölüneceksiniz. Gidip geleceksiniz. Hangisi doğru? Hangisi iyi? Benim doğrum. Benim yaşamım. Benim. Siz ve diğerleri.
Bu gidiş ve gelişlerinizde sürekli bir yerlere TARAF olmak durumunda kalacaksınız. Ya iyide duracaksınız ya da kötüde. Herkes kendince “kendi iyisinde” duracağı için karşı taraf bu arada hep yanlışta kötüde duruyor olacak. Herkes kendi iyisinde ( kendi gerçekleri zannettiğin de, inançlarında, sınırlarında, seçimlerinde) taraf olduğunda karşıki kişi veya şeyler kötü taraf ( kötü tarafta kendisine göre iyi tarafta durmaktadır ve ona göre de diğer taraf kötü taraftır. Yanlıştır. Onun düzeltilmesi gerekmektedir.) olacaktır.
Kendinizce iyi tarafta durma haklılığınızdan dolayı, kötüleri ve yanlışları düzeltmeye çalışacaksınız. Veya huzur ve sevgi bulmak için bunu yapacaksınız. Ya da kendi tarafınıza almaya çalışacaksınız. Size benzetmeye çalışacaksınız.
Burada görüleceği gibi halen Toplumsal Bilinç tüm şiddetiyle bölmeye ve var olmaya devam etmektedir. Kendini bölerek gerçek kılmaktadır. Herkes de kendisini iyi taraf zannettiği için Toplumsal Bilinci her geçen gün beslemektedir. İyi de ve kötü de durmanız hiçbir şeyi değiştirmez, çünkü bir taraftasınız ve diğerleri var.
İyileştirmeye çalıştığınız sistem, iyileştirme ile beslenmektedir. Çünkü sistem bölerek çalışıyor. Taraf olmak durumunda. Zihin bütünlüğü anlayamaz.
İyileştirmenin koşulu, karşı tarafta kötü bir şeyin ve değiştirilecek kabullenilemeyen bir olgunun olmasına bağlıdır. Yoksa iyileştirme eyleminin kendisi olmaz. Zihin burada halen bölünmüş durumdadır.
Bu bölünmeden çatışma…..mücadele…savaş ortaya çıkar. İçimizdeki savaş, dışımızdaki savaş. Dünya insanlığının kendisini ve yolunu kaybettiği, içinde binlerce seneden beri ağladığı acı çektiği, hayal kırıklıkları, ölüm, şiddet, kıtlık, yoksulluk ve zavallılıklarımızın bulunduğu Dünya ortaya çıkar.
Yapılması gereken tek şey bölmekten ve bölmeye zemin hazırlayan her şeyi ne olursa olsun ( iyi ve doğruda durmak da taraf yaratıyorsa eğer bizi bölünmeye götürür) bırakarak ve Gerçek Kendimizi bunlardan ayıklamaktır. Bölme eyleminin ve taraf olmanın gerçek doğasını olmakta olduğu gibi gördükten ve idrak ettikten, olaya teşhis koyabildikten sonra ne yapabileceğimize yönelebiliriz. Sorunu çözebilmek için önce tespit edip bunun bir sorun olduğunu görmek, bize çözüm yolunu açar. Ve sizin bu soruna sahip olduğunuzun *farkındalığı* sorunun aynı zamanda çözülmüş olduğunu gösterir. Çünkü sorun ve çözüm, bir paranın iki yüzü gibidir. İkisi birlikte gelip giderler. Birisini tanımlayıp idrak edebilirseniz, diğerini de görebilirsiniz.
Çözümün idrakle-farkındalıkla gelen bir yapısı vardır. Farkındalık insanın yaratıcı doğasıyla da ilgilidir. Çünkü farkındalık insanın içinde taşıdığı Güneşe benzer. İçinizde gün ışığına dikkatinize gelen “şeyleri” besler ve büyütür ve bu dünya için gerçek kılar. İçinde yaşadığımız dünya dualistiktir. Her şey birbirinin zıddıyla vardır. Beyazı görmek için siyahı, doğruyu anlamak için yanlışı, iyiyi hissetmek için önce kötüyü deneyimleriz. Bu bizim zihnimizin mana oluşturmak için kullandığı ve “Var Olma” duygusunun deneyimlenmesi için kullandığı bir modeldir. Ve zihin her seferinde tek tarafta olabilir. Asla ikisni birlikte görmez. Halbuki kötünün hemen ardına iyi, çirkinin ardında güzel ve sorunun ardında çözüm bulunur. İki kutup, tıpkı bir sopanın iki ucu gibidir. Zihin her seferinde tek uçta bulunur. Sopanın bütününü göremez ve onun sopa olduğunu bilemez. Böler ve taraf olur.
Zihnin çalışmasının farkındalığına ulaştıktan sonra, siz değişmeye başlarsınız. Çünkü farketmek bilmek demektir. Bildiğiniz zaman asla bilmemiş gibi olamazsınız.Ve bilmek değişmek demektir.
Sizin kendi içinizde dokunduğunuz, farkındalığın ışığına getirdiğiniz her karanlık ve bölünmüşlük dünyanın karanlığına ve bölünmüşlüğüne bir IŞIK yakmaktır. Çünkü kendi bölünmüşlüğünüze ve karanlığınıza dokunmanız aynı zamanda toplumsal karanlığa ve bölünmüşlüğe de dokunmaktır. Toplumsal bölünmüşlük, toplumda tek tek her bir bireyin kendi karanlığının toplamıdır. Ve Toplumsal Bilinci beslemeye son verirsiniz.
Değişim başlar. Siz değiştikçe dünyada değişmeye başlar. Değişim yeni insan –insan bilicine evrimleşmektir. Eski yapıları ve bölünmüşlüğü bırakmaktır. Eski zihinsel alışkanlıkları ve kolaylıkları, gerçek insan olmak için terk etmektir. Daha bütün ve daha tam olmaktır.
Dolayısıyla Dünya için bir iyileştirme, eskinin daha iyi bir modeli değil, yeni bir doğum gereklidir. Yeni bir bilinç gereklidir. Çünkü eskiyi ne kadar iyileştirirseniz iyileştirin eski eskidir. Özü eskidir. Modeli eskidir. Eski Evrim tarihinde yerini alacak ve yeni bütün yaşam gücü ile birlikte açığa çıkacaktır.
Dünyasal evrim gereği hayvan-insan doğamızın etkisi altında olan Bilinçten---İnsan-İnsan Bilincine geçiş, yeni dünyayı ve yeni bilinci doğurmakla ilgilidir.
İnsan –İnsan Bilincinde bölünme yoktur. Bölünme olmadığı için çatışma da yoktur. Ve en önemlisi ayrılık olmadığı için savaş ta yoktur.
Gerçek değişim ve yeni bir Bilinç tek tek bireylerde gerçekleşebilir.
Her bireyin yaktığı ışık kendi içinde ve ortak yaşadığımız dünyada bir fark yaratır.
“Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır.” Sokrates
Ve Kendinize yürüyüşünüz sırasında, yüreğinizden Dünyasal BARIŞA bir kapı açılacaktır.
(BARIŞ — “ İnsan – İnsan Bilinci”…ile devam edecek)
Yazan Nilgün Nart
Bu posta 370 defa okundu

