SİTEDE ARA
ÜCRETSİZ PROGRAMLAR

Giveaway of the Day

BİZİ TAKİP EDİN
Anasayfa

GÜNÜN SÖZÜ
Düşmanın Attığı Taş Ezmez de ; Dostun Attığı Gül Ezer İnsanı !


Genç adamın biri, dermiş ki babasına her gün:
“Benim de DOSTLARIM var, sendeki DOSTLAR gibi.”
Baba, itiraz eder:
“Olmaz öyle çok DOST,
Hakikisi belki bir, belki iki,
Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki…”
Devam eder durur konuşma…
Aralarında başlar bir tartışma. Karar verirler bir sınava,
DOSTun hakikisini anlamaya…
Bir akşam bir koyun keserler ve koyarlar çuvala.
Baba der ki oğluna:
“Hadi al bu çuvalı, şimdi götür DOSTuna.”
Çuvalda damlalar damlamakta, sanki öldürmüşler de bir adamı, koymuşlar çuvala, dıştan böyle sanılmakta.
Delikanlı sırtlar çuvalı, gider en iyi bildiği DOSTuna, çalar kapıyı.
O DOST, bakar ki bir çuvala hem de kanlı, kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,
Almaz içeri arkadaşını.
Böylece tek tek dolaşır delikanlı, kendince tanıdığı, sevdiği DOSTlarını.
Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır evlat geriye döner.
Ama içten yıkılır…
Babasına dönerek; “Haklıymışsın baba!” der.
“DOST yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.”
Baba, “Hayır evlat” der, “benim bir DOSTum var bildiğim.
Hadi çuvalı al da bir kere de git ona.”
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
Alnında ter, çuvaldan kanlar damlar…
Gider, baba DOSTuna. Kabul görür, sevinir.
O DOST, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye.
Bir çukur kazarlar birlikte, çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, üzerine de serpiştirirler toprak.
Belli olmasın diye dikerle sarımsak…
Genç adam gelir babasına:
“Baba, işte DOST buymuş!” diye konuşunca,
babası; “Daha erken, o belli olmaz daha.
Sen yarın gir ona, çıkart bir kavga.
Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona, işte o zaman anlaşılacak,
DOSTun hakikisin
Sonra gel olanları anlat bana…”
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,
Maksadı anlamaktır DOSTun hakikisini.
Babasının DOSTuna istemeden basar iki tokat!
Der ki tokadı yiyen DOST;
“Git de söyle babana, biz satmayız sarımsak tarlasını böyle iki tokada!”



DOSTLARINIZA SIRT ÇEVİRMEYİNİZ...
Paulo Coelho'nun, Şeytan ve Genç Kadın adlı romanından hoş bir bölüm;

Yolları oldukça uzunmuş, yokuş yukarı gidiyorlarmış,güneş yakıcıymış,ter içinde kalmışlar, susamışlar. Bir dönemecin ardında harika bir mermer kapı görmüşler; kapı, ortasında bir çeşme bulunan altın döşeli bir meydana açılıyormuş, çeşmeden berrak bir su akıyormuş.Yolcu kapıdaki bekçiye dönmüş. 'İyi günler.' 'İyi günler,' diye yanıt vermiş bekçi.'Burası harika bir yer, adı ne?' 'Burası cennet.' 'Ne iyi, cennete gelmişiz, çünkü çok susadık.' 'İçeri girip dilediğiniz kadar su içebilirsiniz', demiş bekçi ve eliyle çeşmeyi göstermiş. 'Atımla köpeğimde susadılar.' 'Kusura bakmayın,' demiş bekçi.'Buraya hayvanlar giremez.'
Yolcu çok üzülmüş, çok susamışmış, ama suyu tek bana içmek istemiyormuş.Bekçiye teşekkür edip yoluna devam etmiş. Epeyce bir süre yamaç yukarı gittikten sonra eski görünümlü küçük bir kapıya varmışlar,kapı iki yanı ağaçlıklı toprak bir yola açılıyormuş. Ağaçlardan birinin altında, şapkasını alnına indirmiş, uyur gibi yatan bir adam varmış.
'İyi günler,' demiş yolcu
Adam başını sallamış.
'Atım, köpeğim ve ben çok susadık.'
'Şurada taşların arasında bir pınar var,' diyen adam eliyle orayı işaret etmiş. 'İstediğiniz kadar su içebilirsiniz.'
Yolcu, atı ve köpeği pınara gidip susuzluklarını gidermişler.
Yolcu bekçiye teşekkür etmiş.
'İstediğiniz zaman yine gelebilirsiniz,' demiş bekçi.
'Buranın adı ne?'
'Cennet.'
'Cennet mi?Ama mermer kapıdaki bekçi bana orasının cennet olduğunu
söyledi.'
'Orası cennet değil cehennemdi.'
Yolcunun aklı karışmış 'Sizin adınızı kullanmalarına niye izin veriyorsunuz? Yanlış bilgi vermeleri büyük karışıklığa neden olur!'
'Hiç de değil. Aslında onlar bize büyük bir iyilikte bulunuyorlar.En iyi dostlarına sırt çevirenlerin hepsi orada kalıyor çünkü.


Gel ‘ben’ bildiğim...
Gel'inadı'sevdiğim...
Gel ömrüme ‘şans’ dediğim…
Gel ‘aşk-ı yar’ eylediğim…

MUTLULUK... KADER DEĞİL SEÇENEĞİMİZMİŞ!!!

SEVGİYLE  KALIN
RÜYA

Bu posta 613 defa okundu