Korkusuz olan güçlüdür diyorum ben. Ne mal sahibi, ne kas sahibi;
cesur olan güçlüdür ancak. Varlık sahibi ve nüfuzlu olmakla birlikte
beden yapısı ya da kas kuvveti mükemmel olanları güçlü sanırlar
kimileri. Güçlü olmanın öğeleri olabilir bu sayılanlar, ama esası
olamaz hiçbiri. Öyle varlıklar var ki, malını mülkünü kaybetme
endişesi pısırık yapmıştır onları. Evhamı yataklarına bile girer, bu
korkuyla sürüklenir ömürleri. Öyle nüfuzlular var ki, teveccühleri
kaybetme korkusuyla geçer zamanları. Beden ve kas kuvveti mükemmel öyle kimseler var ki; bir kurşun, bir kaza kuşkusuyla sürünüp gider zamanları. Korkaklıklarından dolayı mücadeleden kaçınırlar, bir çelimsizden bile çekinirler. Büyük işler yapmaya yetenekli bir kimse de olsa, korkak bu yeteneğini gerçekleştiremez, kendisiyle mezara gider.
Korku; pısırık, miskin, aciz, ödlek yapar, tavşan yürekli yapar
cesaretsizleri. Endişe, kuşkular, evhamlar her an yüreklerini yoklayıp
durur, servetleri ne denli fazlaysa korkuları da o denli fazladır bu
kimselerin. Kaybetme korkusuyla ölüp, ölüp dirilene nasıl güçlü
diyebiliriz ki? Serveti dağlar kadar olana değil, yüreği dağlar gibi
yüce ve ruhu sağlam olana güçlü demeli bence. Korkaklık; gücü kemirip
bitirir ayakları üzerinde duramaz eder insanı. Korkak servetini
bekleyen bekçilerden, canını korumak için tuttuğu korumalardan bile
endişe eder. Uykuları dahi korkulu olan, endişeleriyle delik deşik
olan aczin ne gücü olur ki? Her türlü kapılara dayanan zorluklara,
tehlikelere direnen sabreden güçlüdür ancak, Böylesine bir ruh gücü;
korku karşısında ne geriler, ne döner. Önlem alması korkaklık değil
akıllılıktır.
Korkuyu, korkaklığı, korkağı ayırt etmeliyiz burada. Aynı kökten
kavramlar olmakla beraber ince farklar var aralarında. Korku doğaldır,
dışarıdan gelen olumsuzlukların bilinçteki iz düşümüdür, önlem almaya
sevk eder bizi. Korkaklık korkudan doğan, insanı ödlekliğe, eli ayağı
tutmazlığa, paniğe götüren ruhsal hastalıktır. Korkaksa bu hastalığa
tutulmuş kimse, sürekli endişe içinde olur, can derdine düşer korkunun
adeta tutsağıdır korkak. Öylesine bir hastalık ki, bazan olmayan
tehlikeler bile vehmettirir ve gerçek tehlikeden beter sonuçlar
doğurur. Bireylerin uykusunu kaçırır, kalbini sıkıştırıp aniden
öldürebilir; toplulukları kurt dalmış koyun sürüsüne döndürür.
Tehlikeden uzak olmalarına rağmen, savaşlarda düşman silahından değil
de korkusundan düşüp ölen asker öykülerini duymuşsunuzdur.
Kimi varlıklar; yoksul düşme korkusuyla varlıklarından
yararlanamazlar, yoksuldan beter yaşarlar. Servetleri kendi ellerinde
değil, kendileri servetlerinin elindedir. İpleri servetinin elinde
olan, varlığa boyun eğen güçlü mü olur? Kimileri de hayata fazla bağlı
olduklarından korkaklaşıp güçten düşerler; oysa yarın ve obirgün yeni
bir gök, yeni bir güneş göremeyecekler. Gördükleri ve görecekleri aynı
olacak hep.
Malsız, mülksüz, parasız pulsuz, kimsesiz de olsa; korkuyu yenmişse
güçlüdür insan. Kaybetme korkusu, can korkusu, her an ölüm korkusu
çekenlerde güç mü kalır? Önemsiz bir hastalık, ufak bir zorluk vahim
görünür korkağa. Köpek yırtıcı aslan, yılan ejderha, harık uçurumdur
korkağa. Korkulu gören, korkunun pençesine düşer. Cüssesi dev yapılı
da olsa serçe yüreklinin biridir, ödleğin tekidir böyleleri. Zehirli
bir kurt olur korku onların yüreklerinde. Korku alevinin sardığı kimi
korkaklar, dayanamayıp akrep gibi zehirli iğnelerini kendilerine
batırarak intihar etmişlerdir.
Paralı pullu, makamlı mevkili, cüsseli kimseli değil; cesur olan
güçlüdür ancak. Hatta parası pulu ne denli fazlaysa, korkusu da o
denli fazla olur korkağın. Mutsuzluğumuzun, huzursuzluğumuzun
kaynağının çoğu aşırı korkularımızdır diyebiliriz. Hastalıktan
korkarız, parasızlıktan korkarız, hele de ölümden aşırı korkmak,
sürekli korkulara daha çok iter bizleri; bu da ölmekten beterdir.
Korksak da korkmasak da her anımız ölüme götürüyor mu bizi? Kaçarken
yakalanırsın, saklanırken ölürsün. İnançsızlık hastalığıdır ölümden
bu denli korkmak. Bunlar hayatın bir yüzüne bakarlar, korkunç görürler
sonlarını ve haz duyamaz olurlar yaşantılarından. Gerçekte korkulacak
şey bitse de korkağın korkusu bitmez.
Korkuların temelinde, insanı güçsüz ve dirençsiz düşüren
inançsızlık yatmaktadır. Direnci artıracak bir itki gerek insana.
Hayat rüzgârı ne denli sert esse de geri durmaz inanan. Bizi yaratanın
buyruğu olmadan gitmeyiz bu dünyadan, istesek de gidemeyiz, başkası
istese de gidemeyiz. Kaderde varsa, korku seni koyamaz akıbetten
korkunun ecele faydası yoktur, hiç kimse vaktinden önce ölmez.
Musibetlere sabırlı, acılara dirençli, olaylara dayanıklı eder insanı
inanç. Karanlıkta şafak, zorluklarda umut, zamanda sonsuzluğun hayrını
arar inançlı. Yüreğe yük olan korkaklık; hareketi kısar, hayatı
daraltır, inanç korkuyu kısar, hayatı açar, cesareti artırır. Olaylar
doğallaşır, kolaylaşır cesura. Tereddütler gider, yakınmalar azalır,
azim artar zorluklar karşısında. İnanmadan yapılanlar zorlaşır,
gözlerde büyür, kıl denli engel dağ olur isteği azaltır. İsteksizlik
sıkıntı ve bunalım getirir, gücü zayıflatır. İnanç ve cesaret yaşayışı
güzelleştirir, inançsızlık ve korkaklı bulandırır yaşayışı. Hayatın
fırtınası nereye atarsa atsın, hemen orada azimle yaşama mücadelesine
başlar inanç gücü taşıyan.
Zorluklar ve olaylar insan içindir, insanlar da. Olaylar bir
tecelliyse, - evrensel düzenin sonuçları olan- olaylar içinde bulunmak
da ilahi bir tecellidir. İstesek de istemesek de - az veya çok -
olaylar da yer alırız. Paniğe kapılmak bir hastalıktır, giderilmesi
zor sonuçlar doğurur. Korkaklık hastalığının gücü tüketen bir bela
olduğu unutulmamalı.
"Korkunun ecele faydası olmaz." Buyruğuna iman eden kimse; topların
gürlediği, uçakların ateş yağdırdığı, yeri göğü kara damarların
sardığı bir savaşta paniğe kolay kolay kapılmaz. Savaş içinde bir
savaşçı olmakla düz yolda yürümek arasında pek fark yoktur inanan
için. Düz yolda yürürken aniden ölüm gelebilir, yüz savaştan sağ
çıkabilir insan. Dehşet verici olaylarda, ölüm korkusundan kalbi
sıkışıp yarasız beresiz ölen ödlekler çok olmuştur. Oysa nice cesur
insanlara göre, tüm belalar karşısında sığınacak liman ölümdür.
İnananlar içinse, Yaratana sığınmaktır elbette emin ve tek sığınak.
Tarihte öylesine cesur insanlar ve topluluklar olmuştur ki;
kendilerini ölümle korkutan zalimlere ne duruyorsunuz, seviniriz
demişlerdir. Ecele imanlarını güçlü yapmıştı onları. Girdiği
savaşlarda, şehit olup cennete kavuşmanın özlemiyle tutuşan nice
cesurları, unutmamak gerekir. Cesur, kısa bir zaman yaşasa da uzun
zaman yaşayan korkaktan daha değerli ve huzurlu geçirmiştir günleri.
İnsan korkaksa güçlü değildir, güçlü korkak değildir. İnançsızlık
hastalığı korkuyu daha artırır, cesareti zayıflatır, gücü azaltır. Dev
cüsseler neye yarar inançsız içi boş bir heykelse, süsler püsler neye
yarar yüreksiz bir korkuluksa, keseler neye yarar hırsız ve dilenci
bir zenginse. Ve sözleriniz neye yarar, bu görünüşe güçlü derseniz.
Korkularına ve tutkularına tutsak olan, boyun eğen güçlü mü olur?
İnsanı aşağılara çeken korkuyu yenene, inanç sahibi olana, yüreği
sağlam olana, olayları doğal bulana güçlü diyorum ben.
Hüseyin KARATAYBu posta 1729 defa okundu
cesur olan güçlüdür ancak. Varlık sahibi ve nüfuzlu olmakla birlikte
beden yapısı ya da kas kuvveti mükemmel olanları güçlü sanırlar
kimileri. Güçlü olmanın öğeleri olabilir bu sayılanlar, ama esası
olamaz hiçbiri. Öyle varlıklar var ki, malını mülkünü kaybetme
endişesi pısırık yapmıştır onları. Evhamı yataklarına bile girer, bu
korkuyla sürüklenir ömürleri. Öyle nüfuzlular var ki, teveccühleri
kaybetme korkusuyla geçer zamanları. Beden ve kas kuvveti mükemmel öyle kimseler var ki; bir kurşun, bir kaza kuşkusuyla sürünüp gider zamanları. Korkaklıklarından dolayı mücadeleden kaçınırlar, bir çelimsizden bile çekinirler. Büyük işler yapmaya yetenekli bir kimse de olsa, korkak bu yeteneğini gerçekleştiremez, kendisiyle mezara gider.
Korku; pısırık, miskin, aciz, ödlek yapar, tavşan yürekli yapar
cesaretsizleri. Endişe, kuşkular, evhamlar her an yüreklerini yoklayıp
durur, servetleri ne denli fazlaysa korkuları da o denli fazladır bu
kimselerin. Kaybetme korkusuyla ölüp, ölüp dirilene nasıl güçlü
diyebiliriz ki? Serveti dağlar kadar olana değil, yüreği dağlar gibi
yüce ve ruhu sağlam olana güçlü demeli bence. Korkaklık; gücü kemirip
bitirir ayakları üzerinde duramaz eder insanı. Korkak servetini
bekleyen bekçilerden, canını korumak için tuttuğu korumalardan bile
endişe eder. Uykuları dahi korkulu olan, endişeleriyle delik deşik
olan aczin ne gücü olur ki? Her türlü kapılara dayanan zorluklara,
tehlikelere direnen sabreden güçlüdür ancak, Böylesine bir ruh gücü;
korku karşısında ne geriler, ne döner. Önlem alması korkaklık değil
akıllılıktır.
Korkuyu, korkaklığı, korkağı ayırt etmeliyiz burada. Aynı kökten
kavramlar olmakla beraber ince farklar var aralarında. Korku doğaldır,
dışarıdan gelen olumsuzlukların bilinçteki iz düşümüdür, önlem almaya
sevk eder bizi. Korkaklık korkudan doğan, insanı ödlekliğe, eli ayağı
tutmazlığa, paniğe götüren ruhsal hastalıktır. Korkaksa bu hastalığa
tutulmuş kimse, sürekli endişe içinde olur, can derdine düşer korkunun
adeta tutsağıdır korkak. Öylesine bir hastalık ki, bazan olmayan
tehlikeler bile vehmettirir ve gerçek tehlikeden beter sonuçlar
doğurur. Bireylerin uykusunu kaçırır, kalbini sıkıştırıp aniden
öldürebilir; toplulukları kurt dalmış koyun sürüsüne döndürür.
Tehlikeden uzak olmalarına rağmen, savaşlarda düşman silahından değil
de korkusundan düşüp ölen asker öykülerini duymuşsunuzdur.
Kimi varlıklar; yoksul düşme korkusuyla varlıklarından
yararlanamazlar, yoksuldan beter yaşarlar. Servetleri kendi ellerinde
değil, kendileri servetlerinin elindedir. İpleri servetinin elinde
olan, varlığa boyun eğen güçlü mü olur? Kimileri de hayata fazla bağlı
olduklarından korkaklaşıp güçten düşerler; oysa yarın ve obirgün yeni
bir gök, yeni bir güneş göremeyecekler. Gördükleri ve görecekleri aynı
olacak hep.
Malsız, mülksüz, parasız pulsuz, kimsesiz de olsa; korkuyu yenmişse
güçlüdür insan. Kaybetme korkusu, can korkusu, her an ölüm korkusu
çekenlerde güç mü kalır? Önemsiz bir hastalık, ufak bir zorluk vahim
görünür korkağa. Köpek yırtıcı aslan, yılan ejderha, harık uçurumdur
korkağa. Korkulu gören, korkunun pençesine düşer. Cüssesi dev yapılı
da olsa serçe yüreklinin biridir, ödleğin tekidir böyleleri. Zehirli
bir kurt olur korku onların yüreklerinde. Korku alevinin sardığı kimi
korkaklar, dayanamayıp akrep gibi zehirli iğnelerini kendilerine
batırarak intihar etmişlerdir.
Paralı pullu, makamlı mevkili, cüsseli kimseli değil; cesur olan
güçlüdür ancak. Hatta parası pulu ne denli fazlaysa, korkusu da o
denli fazla olur korkağın. Mutsuzluğumuzun, huzursuzluğumuzun
kaynağının çoğu aşırı korkularımızdır diyebiliriz. Hastalıktan
korkarız, parasızlıktan korkarız, hele de ölümden aşırı korkmak,
sürekli korkulara daha çok iter bizleri; bu da ölmekten beterdir.
Korksak da korkmasak da her anımız ölüme götürüyor mu bizi? Kaçarken
yakalanırsın, saklanırken ölürsün. İnançsızlık hastalığıdır ölümden
bu denli korkmak. Bunlar hayatın bir yüzüne bakarlar, korkunç görürler
sonlarını ve haz duyamaz olurlar yaşantılarından. Gerçekte korkulacak
şey bitse de korkağın korkusu bitmez.
Korkuların temelinde, insanı güçsüz ve dirençsiz düşüren
inançsızlık yatmaktadır. Direnci artıracak bir itki gerek insana.
Hayat rüzgârı ne denli sert esse de geri durmaz inanan. Bizi yaratanın
buyruğu olmadan gitmeyiz bu dünyadan, istesek de gidemeyiz, başkası
istese de gidemeyiz. Kaderde varsa, korku seni koyamaz akıbetten
korkunun ecele faydası yoktur, hiç kimse vaktinden önce ölmez.
Musibetlere sabırlı, acılara dirençli, olaylara dayanıklı eder insanı
inanç. Karanlıkta şafak, zorluklarda umut, zamanda sonsuzluğun hayrını
arar inançlı. Yüreğe yük olan korkaklık; hareketi kısar, hayatı
daraltır, inanç korkuyu kısar, hayatı açar, cesareti artırır. Olaylar
doğallaşır, kolaylaşır cesura. Tereddütler gider, yakınmalar azalır,
azim artar zorluklar karşısında. İnanmadan yapılanlar zorlaşır,
gözlerde büyür, kıl denli engel dağ olur isteği azaltır. İsteksizlik
sıkıntı ve bunalım getirir, gücü zayıflatır. İnanç ve cesaret yaşayışı
güzelleştirir, inançsızlık ve korkaklı bulandırır yaşayışı. Hayatın
fırtınası nereye atarsa atsın, hemen orada azimle yaşama mücadelesine
başlar inanç gücü taşıyan.
Zorluklar ve olaylar insan içindir, insanlar da. Olaylar bir
tecelliyse, - evrensel düzenin sonuçları olan- olaylar içinde bulunmak
da ilahi bir tecellidir. İstesek de istemesek de - az veya çok -
olaylar da yer alırız. Paniğe kapılmak bir hastalıktır, giderilmesi
zor sonuçlar doğurur. Korkaklık hastalığının gücü tüketen bir bela
olduğu unutulmamalı.
"Korkunun ecele faydası olmaz." Buyruğuna iman eden kimse; topların
gürlediği, uçakların ateş yağdırdığı, yeri göğü kara damarların
sardığı bir savaşta paniğe kolay kolay kapılmaz. Savaş içinde bir
savaşçı olmakla düz yolda yürümek arasında pek fark yoktur inanan
için. Düz yolda yürürken aniden ölüm gelebilir, yüz savaştan sağ
çıkabilir insan. Dehşet verici olaylarda, ölüm korkusundan kalbi
sıkışıp yarasız beresiz ölen ödlekler çok olmuştur. Oysa nice cesur
insanlara göre, tüm belalar karşısında sığınacak liman ölümdür.
İnananlar içinse, Yaratana sığınmaktır elbette emin ve tek sığınak.
Tarihte öylesine cesur insanlar ve topluluklar olmuştur ki;
kendilerini ölümle korkutan zalimlere ne duruyorsunuz, seviniriz
demişlerdir. Ecele imanlarını güçlü yapmıştı onları. Girdiği
savaşlarda, şehit olup cennete kavuşmanın özlemiyle tutuşan nice
cesurları, unutmamak gerekir. Cesur, kısa bir zaman yaşasa da uzun
zaman yaşayan korkaktan daha değerli ve huzurlu geçirmiştir günleri.
İnsan korkaksa güçlü değildir, güçlü korkak değildir. İnançsızlık
hastalığı korkuyu daha artırır, cesareti zayıflatır, gücü azaltır. Dev
cüsseler neye yarar inançsız içi boş bir heykelse, süsler püsler neye
yarar yüreksiz bir korkuluksa, keseler neye yarar hırsız ve dilenci
bir zenginse. Ve sözleriniz neye yarar, bu görünüşe güçlü derseniz.
Korkularına ve tutkularına tutsak olan, boyun eğen güçlü mü olur?
İnsanı aşağılara çeken korkuyu yenene, inanç sahibi olana, yüreği
sağlam olana, olayları doğal bulana güçlü diyorum ben.
Hüseyin KARATAYBu posta 1729 defa okundu


