Sonra kadınlar serinler
Kadınlar var; içleri
büzüşmüş gibi, içleri sıkıştırılmış ve bu yüzden öfkeli gibiler. 'Öff' de
'Öff'ler...
Ama günün birinde anlarlar
bu işler hep böyle sinir bozucu, diğer kadınlar hep öyle... Bu durumda
serinlemek en iyisidir!
Sahilde bir kadın var. Her şeye sinirli
bir kadın bu. Yanındaki adama sinirli, içine çekmekten yorulduğu göbeğine,
kalçasına, koluna, bacağına, baktıkça yabancılaştığı gövdesine.
Denizin dalgasına sinirli
kadın; havanın sıcağına, bir şeylerin bir şeylere denk gelmemesine, rüzgârın
esişine, bir şeylerin yakasının bitişmemesine ve giderek hayatın bütününe ve
galiba en çok kendisine sinirli...
"Öff!" bir kadın bu,
kesintisiz bir öff!
Ergenlikteki o mesnetsiz can
sıkıntılarından biri yapışmış üzerine, yıllardır söküp çıkaramıyor sanki.
Kumsalda böyle böyle kadınlar var, öyle ya da böyle, böyleler; gerginler. İçi
büzüşmüş gibiler, içleri sıkıştırılmış ve bu yüzden öfkeli gibiler. Sonra
kendilerinden yoruluyorlar bir saat gelince.
Yüzleri, içleri cıva veya
kurşun ile doluymuş da taşımaktan yorulmuş gibi üzgün ve bitkin artık o
saatten sonra. Artık binlerce şeyi bir arada düşünmekten, kafalarının içindeki
yüzlerce tilkiyi kontrol etmekten, edememekten takatsiz düşmüşler. Hiçbir şey
yapamadan, günün kenarından bile tadamadan tükenmişler. Bir şeyin yanlış
olduğunun, o şeyin de kendilerinde, içlerinde bir şey olduğunun, bir şeyin
bütün tatları zehir ettiğinin farkındalar.
Çok derinde veya
değiştirilmesi zor gibi görünen bir şey olduğu için sürekli hayatı
"düzeltmeye" çalışıyorlar. Ve bilirsiniz, hayat hiç düzelmez! Bu yüzden
"öff"ler, öff!
Kesintisiz!
KADIN BEYNİNİN SIRRI
Belki bir gün kadınların kafasının çıfıt çarşısı durumu bilimsel yöntemlerle, kısacık süren bir ameliyatla tedavi edilebilecek. Hatta belki bir gün adamların kafaları bile tedavi edilir! Ama ondan önce...
KADIN BEYNİNİN SIRRI
Belki bir gün kadınların kafasının çıfıt çarşısı durumu bilimsel yöntemlerle, kısacık süren bir ameliyatla tedavi edilebilecek. Hatta belki bir gün adamların kafaları bile tedavi edilir! Ama ondan önce...
Kadınlara bir gün, günün birinde yani, bir serinlik gelir. Kendiliğinden olmaz bu, çaba göstermek gerekir. Bu tilkiler şu tarafa, şu tilkiler bu tarafa; ortalık bir biçimde boşalır, ferahlar. Ne o milyonlarca şeyi aynı anda düşünen beyin değişir, ne erkeklere bir türlü açıklanamayan düşünce süreçleri seyrelir.
Galiba kadınlar zamanla
kendilerine alışır. Dünyaya alışırlar ya da. Kendini yiyerek ve hayatı hep bir
kaygan masa örtüsü gibi düzeltmeye çalışarak bir yere varılamayacağını ...
Günün birinde anlarlar kadınlar. Bu adamlar düzelmeyecek, bu işler hep böyle
sinir bozucu, diğer kadınlar hep öyle. Bu durumda?! Şöyle bir durulup oturup
serinlemek en iyisi!
Niye serinlerler kadınlar, nasıl? Belki bir gün verilen bir kararla belki zamanla. Nihayetinde böyle devam etmek imkansızdır zira.
Kıyıda serinleyememiş kadınlar. Sıcak basmışlar, afakanlarla boğuşmaktalar. Ortada hiçbir şey yok ama onlar endişeliler.
NEŞELİ ZEYTİNYAĞI
Sonra uzakta bir kadın var, çardağın altında. Yanında kimse yok, tek başına. Bir şey yapıyor, işin içinde kendini kaybetmiş, kendini izlemiyor. Dünya ile bir olmuş, akıyor. Kadın salata yapmış tam, tam da limonu sıkıyor.
Limonu sıkmayı bitirince
içerilere bir yerlere gidiyor. Bir şişe zeytinyağı ile geri geliyor.
Zeytinyağını güneşe göstere göstere salatanın üzerine döküyor.
Salataya ışık akıyor. Kadın
herhalde buna seviniyor, gülüyor. Kendinde bir kadın bu, tam kendine göre...
Serinlemiş belli; salatayı masanın tam ortasına koyarken başını hafif yana
eğip yaptığı işi pek beğeniyor. Hayatın da fazla numarası yok zaten, böyle
şeyler...
İyi geliyor.
???
Bu posta 1074 defa okundu

