İnsana dair bir şeyler yazmak, hem de yine bir insan tarafından… İster objektif ister sübjektif deyin adına sonuçta hakikatin yarısı bile değildir yazdıklarınız…
Kendimi kendimden çıkarsam sıfır kalmaz diyor ya bestekâr… Aman Allahım! Bu ne anlaşılması güç bir sanat… İşte o zaman değer bunu anlamaya adanmış koca bir ömrü yaşamaya…
İnsan en çok kendine yabancıdır. Yüzüne, sesine… ve yine en çok kendinden korkar kendine bile itiraf edemediklerinden… Oysa ne mahsuru var kendi gibi olmanın...
İnsan kaybetmeyi sevmez. Oysa kaybederken kazandıklarına sevinmelidir değil mi? “İnsan abartıyor” dedi hocam. Nasıl abartmasın! Bu gelgitlerin içinde kalınca deniz, aynı sükûnetini idame ettirir mi med-cezirlerden sonra?
Meğer ne kibirliymişiz… Bir filmde, “şeytanın insandaki en sevdiği günahı kibirdir” diye ifşa edilirken bu ne amansız mücadeledir… Tevazu gösterirken bile kibrin şüphesini taşıyan belirsiz duygularla örülüdür ve inanın cevabını yine bilmiyordur insan…
Ne yani şimdi harflerle mi oynuyorum, yoksa harfler mi benimle! İtiraf edelim her şeyden etkileniyoruz. Kelimelere giydirdiğim elbise benim mârifetim diyebilir miyim, yoksa başka bir terzi kalemimi zorluyor olmasın…
İnsan ne kadar da çaresiz ve insan ne kadar da bağımlı ve unutkan… Evet, unutur gülerken geçmişin acılarını, yine unutur ağlarken geçmiş mutluluklarını…
Cevabı çok basit gibi görünse de kimine… İnsan bilmecesini çözmek zor; aynen insan olmanın zor olması gibi… Zaten aksi takdirde ne anlamı olurdu hayat bulmacasında yaşamanın…
Ha unutmadan, ellerine sağlık modernizm… Ürettiğin ve giderek de tükettiğin maneviyattan yoksun kalmış yarım insanla gurur duymalısın! Kafası karışık bu insan, hiçbir limana uğramadan yol alan bir gemi misali ne içindedir çemberin, ne de dışında…
Hayat anlamak ve anlatmaktan ibaretse…
Sonuçta insan da hayat da cevabı bulunması imkânsız çok bilinmeyenli bir denklem…
Ve yine insan sabırsız davranıyor, cevapların tamamını bu dünyada yani yanlış yerde arayarak…
Bu posta 12415 defa okundu

