Her "keşke şöyle olsaydı, keşke böyle yapsaydım" deyişinde biraz daha batarsın.
Her "keşke" deyişinde gücün biraz daha tükenir, gelecek biraz daha uzaklaşır, geçmiş daha da sıkı yakana yapışır...
***
"Keşke"lerden
korkarım...
Çünkü bir yanlarıyla da yalandırlar, söyleyeni kendine inandıran
en "havalı" yalanlardandı rlar...
"Keşke affedebilseydim seni" dersin
sözgelimi...
E, affet o zaman, şimdi affet! Ne duruyorsun!
İstiyorsan
affedersin, keşkesi var mı?
"Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler" dersin
sözgelimi...
"Topu taca atma"nın, kendi sorumluluğunu yok saymanın, çoktan
verilmiş bir kararın altına ince ve intikamcı bir sızı yerleştirmenin en cilalı
yoludur bu...
***
Yanlış anlamayın
sakın!
Pişmanlık apaçık ve insanca bir histir.
Hele sessiz pişmanlıklar
vardır; boynu bükük, gözleri buğulu ve soylu pişmanlıklar vardır ki, yakışır
insana...
Ve elbette güzel "keşke"ler de vardır!
Zaman tam en güzel
yerinden yakalamışken bizi, birdenbire içimizden fışkıran özleme ayak uydurup
"keşke burada olsaydı" diye yazıklanmak mesela böyledir.
***
Benim itici
bulduğum "keşke"lerse ruh gastritleri, vesvese illetleri ve kaderle didişmekten
yorulmayan hırsların mızıldanmalarıdı r.
KEŞKE defterimizden silebilseydik bu
"keşke"leri.. .
Hele o hep bir şeyleri kaçıracakmış korkusuyla yaşayıp sonunda
yine de hep "kaçırdığın" duygusuyla hesaplaşmanın güçlüğü!
Ne
zordur!
Nasıl da hırpalayıcıdır!
Hep geleceği planlayıp, hep geleceği arzulayıp "bugün"ü
elinden kaçırmışsındır.
Hayallerinin "aşk'ının peşinde koşturup bir gün bile
sevmemeden yaşamışsındır.
Ya da kof kahkahaların sarhoşluğuna kamp hem aşkı
hem de Tanrı'nın güzelim kıvılcımını, sevinci ıskalamışsındır.. .
Sevmek
yerine sevgi üzerine uzun boylu gevezelikler yapmayı tercih
etmişsindir.
Sevinmek yerine seni sevindirene tırnaklarını geçirmeyi tercih
etmişsindir. Sonunda hem onu elinden kaçırmış hem de bütün tırnaklarını
kırmışsındır.
Sonradan yıkılmaktan çok yaşamaktan korktuğun için daha
ilk baştan yıkıp dökmüşsündür...
Duygularına teslim olup "sürünmek"ten
ölesiye korktuğun için baston gibi yürümeyi seçmişsindir.
Gündüzü aydınlığı
için değil, geceden korktuğun için sevmişsindir. ..
Ve geceyi "karanlığında"
kaybolmak için değil, ağlaklıklarına meze yapmak için sevmişsindir.
Sonunda
ne gece kalmıştır ne gündüz. Vakti ve ışığı belirsiz ve tükenmek bilmeyen bir
hayat koşuşturmacasından başka bir şey yoktur artık elinde...
Ne okuduğun kitapların dipnotlarına bakmıssındır uzun
uzun ne de saksıdaki çiçeklerin toprağına...
Sevgilinin gözbebeklerine de
sevdiğin şehre de uzun uzun sadece bir kez, o da veda ederken
bakmışsındır.
Ne kadar berrak bir çağrıdır orada gördüklerin ve fakat ne
kadar geçtir!..
Bu durumda "keşke"ler fayda eder mi?
Hiç sanmam.
Ama hâlâ özenle sakladığımız ve
üşüdüğümüzde üzerimize çekmeyi sevdiğimiz bebeklik battaniyelerimiz gibidir bu
yazıklanmalar. ..
En azından "iç titremelerimizi" dindirirler.
Yavaş
yavaş...
H.Babaoğlu
Bu posta 494 defa okundu

