Bir toplumda ahlak kuralları toplum kültürünün, ekonomik yapının, dini inançlarının, siyaset anlayışının ve toplumun tarihsel süreç içindeki değişim dönemlerinin bir yansıması olarak ortaya çıkıyor, bir yandan da ahlak kuralları kendisini yaratan bu öğeleri etkiliyor.
Bugün bizim toplumumuzda bir yandan feodal kültüre, feodal üretime bağlı olarak feodal ahlak hüküm sürerken, diğer yandan global ekonominin kapitalist, liberal ahlakı, tüketim ahlakını, toplum feodal ahlak elbisesinin üzerine yeni bir elbise olarak geçiriyor.En zor işlerden biri de kişinin benimsediği, içselleştirdiği ahlak kurallarının altında yatan bu kültürel, ekonomik, siyasal, dini örgüyü fark edebilmesi, o örgü tarafından yönetilmenin gereği olarak bu kuralların ortaya çıktığını anlayabilmesidir.
Bu ahlakî kurallar karmaşası içinde, Altın Çağ bilincini anlatmaya çalışanlar bir Sevgi Ahlakı’nın vazgeçilmezliğini, olmazsa olmaz koşul olduğunu ifade ediyorlar.
Bir internet sitesinde ahlakın hepimizce anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir tarifi vardı: “Ahlak, bireyin hayatının gayesinin ne olması gerektiğini tayin eden, bu gayeye erişmek için nasıl bir seyir tutturması gerektiğini gösteren, faaliyetleri sırasında yapmak zorunda kalacağı tercihler kendisine rehberlik edecek değerler hiyerarşisini ve prensipleri nasıl elde edeceğini gösteren bir sistemdir.”
Şimdi bir yol ayrımındayız. Bir taraftaki kolay yolu seçmişsek, tüm ruhsal bilgiler, dünyanın dört bir yanına inen tebliğler, bizim için bir merak ve hoşça vakit geçirme aracıdır, yaşamın yorgunluğunu ve stresini üzerimizden atmamıza yardımcı olmaktadır. Bununla birlikte yaşamımızın gayesi bu bilgiyle tanışmamış insanlarla aynıdır. Bu gayeye erişmek için yerine göre liberal ahlakın, yerine göre feodal ahlakın kuralları rehberimizdir. Olaylar karşısında bir tercih yapmak zorunda kaldığımızda terim yerindeyse global ahlakın değerlerini dikkate alırız ve tercihimizi özgürce kendimizin yararına yaptığımıza inanırız.
Unutuyoruz ki kapitalist, liberal toplum ahlakında gerçek sevgi ve insanların birey olarak hiçbir değerleri yoktur.
Çünkü insanlar gerçekte büyük sermayeleriyle dünyaya hâkim olan bir küçük azınlığın üretim araçlarından (yani işçilerinden) başka bir şey değillerdir ve değerleri de ürettikleri ile ölçülür. Kapitalist, liberal ahlakta sevgi olmadığı için, doğruluk, iyilik gibi erdemler de yoktur. Ancak sevgi kelimesi de dillerden düşmemekte ve herkes kendini sevgi dolu zannetmektedir.
Diğer taraftaki ikinci yol, az seçilen yoldur. Ruhsal bilgilere gerçekten inananların seçtiği yoldur. Kişi, dünya yaşamının gayesinin üst bilinçlere ulaşmak olduğunu anlamıştır. Bu gayeye erişmek için sevgi ahlakı üzerine yaşamak gerektiğini, tercih yapmak zorunda kaldığında rehberlik edecek değerin sevgi ahlakı kuralları olduğunu kabul etmiştir. Bu ahlakın prensipleri içseldir. Sevgimiz doğruluğumuz kadardır, iyiliğimiz, bilgimiz kadardır ve bu sevgi ahlakı sistemi kişinin bilincinde çok ciddi, disiplinli bir çalışma ve eylemle elde edilir. Bu dışardan öğretilen bir ahlak sistemi değildir. Tamamen kişinin kendisinin içsel olarak yarattığı bir ahlaktır.
Ezberlenecek ikiyüzlü kurallar yoktur. Başkasının kaybetmesi pahasına kazanç yoktur.
Kazanç sevginin ve şükrün karşılığıdır. Ve bu ahlak, yeni bir yaşam biçimi, yaşam kültürü yaratır.
Bugünkü kültür de insanlara gerçek sevgiyi öğretmiyor, sadece seviyormuş gibi gösteren modeller sunuyor. Bir taraftan savaşlarla doğaya, her türlü canlıya, insanlara ve çocuklara büyük zararlar vermek meşru kabul edilirken, ağaca çıkıp inemeyen bir kediyi indirmek için itfaiyenin seferber olması, Yeni cami önünde kuşlara yem vermek, çocuklarımıza kuş, balık, köpek, kaplumbağa almak gibi göstermelik modeller yaratılıyor.
Bugünkü sevgi örneklerinden yola çıkarak gerçek sevgiye ulaşmak mümkün değil. İnsanın gerçek sevgiye yaklaşımı için yaratılışın o muazzam bilgisine adım atması, yavaş yavaş hem hiçliğini görmesi, hem de varlığının Bütün içindeki önemini anlaması gerekir.
İnsan bir taraftan yaratılışın ihtişamı karşısında secde edebilmeli, bir taraftan sevgiyle var edilen varlığına verdiği zararı görüp üzülmeli, korkmalı ve kendini en yüksek ahlak seviyesine ulaştırmaya çalışmalıdır. Çünkü tüm yaratılışın üzerine kurulduğu sevgi, aynı zaman da en yüksek ahlakı içermektedir. Bugün bizi yönlendiren ahlak maddi çıkarları temel alan liberal, kapitalist bir ahlaktır. Nasıl bir liberal ahlak veya kapitalist ahlak varsa, sevginin de bir ahlakı vardır. Kısaca sevgi ahlaktır.
İçinde bulunduğu güzel şeylere şükretmek yerine durmadan şundan bundan yakınmak ahlaki bir eksikliktir. Tembellik eden, zamanını boş şeylerle geçiren, içinde yaşadığımız toplumun ortak zihni üzerinden yönlendirilen, ruhsal gerçekliğin kimi bilgilerine sahip olmakla birlikte, bunları uygularsa zarar göreceğini, toplumdan dışlanacağını, istismar edileceğini düşünen insan, gerçekten sevmek bir yana gerçek sevgiyi anlayamaz bile.
Kapitalist ahlakta bireyin üretim aracı olmaktan gayri hiçbir değeri yoktur. Sevgi ahlakında her birey ölçülemeyecek kadar değerlidir. Kim olursa olsun insanın özdeki bu değerine inanmıyorsak sevgiden ve sevginin bizde geliştireceği değerlerden o üstün bilinçten mahrum kalacağız demektir.
Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını dolu kabın içindeki suyun üzerine bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerdeki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardır. Bu sevgiydi ve sevgiye her zaman yer bulunurdu.
Nicedir hayatımızda sevgiye yer bulamadığımızı düşündüm. Bize sevgiyi anlatan bir olayı haber yapamıyoruz. Bize sevgiyi anlatan bir kişiyi dinlemiyoruz. Bize sevgiyi anlatan bir duyguyu görmüyoruz. Bize sevgiyi anlatan bir yazı yazmıyoruz, böyle bir yazıyı okumuyoruz. Bir Polonya filminde Nazi dönemi anlatılıyordu. Nazi komutanı güzel bir evi komutanlık merkezi yapmıştı. Evin güzel sahibesi üst kata çıkmıştı ve az görünüyordu.
Komutan bu kadına âşık olduğunu anladı ve aralarında şöyle bir konuşma geçti:
— Madam, aşkımız beni zayıf düşürüyor.
— Hayır komutan, sevginiz sizi insan yapıyor.
İnsan ruhu da doğanın bir parçasıdır ve doğa gibi boşluk kabul etmez. İçinde sevgiyi barındıramayan insan nefretle dolar ve insanlıktan uzaklaşır. Nefret etmeden birine kötülük yapamazsınız. Nefret etmeden birini öldüremezsiniz. Nefreti içinde barındırmak isteyen insan önce kendisinden nefret etmek zorundadır. İçinde nefreti yaşatan insan yüreğindeki sevgiyi kovmuştur. Artık onu bulması çok zordur ve bunun ağır bedelini ödeyecektir. Sevgisizlik ağır bir yüktür ve insan bundan kurtulmak için çok kötü şeyler yapar.
Acımak sevgi değildir, üstünlüğün kabulüdür. Hoşgörü sevgi değildir, istemediğine katlanmaktır. Bağımlılık sevgi değildir, gereksinmenin karşılanmasıdır. Sevgi, değer vermesini bilmektir. Sevgi, yaşama hakkını kabul etmektir. Sevgi, varolmaktan kıvanç duymaktır. Sevgi, birlikte olmaktan sevinç duymaktır. Sevgi, eşitliğin duyumsanmasıdır. Sevgi, bütün yapay ayrımların hayattan çıkarılmasıdır. Sevgi, bilinçtir. Sevgi, insan olmaktır. Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine parayı koyduk. Para için yaşıyoruz, para için eğitim görüyoruz, para için meslek ediniyoruz, para için çalışıyoruz, para için birbirimizi çiğniyoruz, para için birbirimizi aldatıyoruz, para için savaşıyoruz.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine üstün olmayı koyduk. Üstün olmak için yaşıyoruz, üstün olmak için yarışıyoruz, üstün olmak için kendimizden başkasının aşağı olmasına çalışıyoruz. Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve nefreti içimize çağırdık. Birbirimizden nefret ediyoruz nefretle yaşıyoruz, nefretle çalışıyoruz, nefretle dövüşüyoruz, nefretle öldürüyoruz. Para, üstün olmak ve nefret etmek hayatımızı dolduruyor. Hayatımız da savaşlarla, dünyayı yağmalamakla, birbirimizi boğazlamakla geçiyor. Sevginiz olmadıktan sonra daha çok paranız olsa, daha üstün olsanız, daha çok toprağınız, eviniz arabanız, malınız olsa ne olur?
Sevginiz yoksa, hiç bir şeyiniz yok. Belki de yeniden öğrenmemiz gereken budur.
Öte yandan sevgi, insanların kendi aralarındaki bir duyguya verdikleri ad olmakla beraber gerçek anlamda sevgi, varlıkların kendi seviyelerine göre tatbikat durumlarını kolaylaştıran bir faktördür. Varlıkların kendi evrimleri için gereken bütün fiillerini, sevgi gibi manevî bir haz ve duygu, daha kolaylaştırır. Varlık evriminin bütün evrelerinde sevgi faktörünün mevcut olduğu söylenebilir. Ancak ileri seviyelerde bir evrede artık “sevdiği için yapmak” durumu, yerini doğrudan doğruya “eylemi uygulayış”a bırakır. Bu durumda sevgi, artık gerçek anlamda soyutlaşmıştır.
Sevginin daha ilerisi bir “görev” aşamasıdır. Bu aşamanın da dünyada kazanılması gerekir. Sevgi uygulamaları ile görev duygusuna doğru bir adım atılmış olur. Yani sevgi kazanılmadan görev duygusu olamaz. Sevgiyi, dünya üstündeki yalnızca yakın çevrenize ya da karşı cinse değil, sizden çok uzakta ya da sizinle bir ilgisi olsun olmasın tüm varlıklara gösterin. Bir küçücük kelebeği bile sevmeye çalışın. Bu adeta yeni bir çevre yaratır ve bu durumda o kelebeğin sizin etrafınızda döndüğünü görürsünüz.
Sevgi kuvvetlendikçe, varlık vericiliğe doğru açılır. Bir hücre, nasıl koca bir organizmaya doğru yükseliyorsa, bir varlık da koskoca evren mimarisinde bir rol kazanır. Bugün insanlık daha geniş ufukların eşiğinde bulunmaktadır. Ancak burada sözü edilen geniş ufuklar artık “insanlığı kapsayan bir sevgi” yerine, kişilerin tüm öteki kişiler hakkındaki görüşlerinin netleşmesi ve onların gerek rollerini, gerek değerlerini gittikçe daha kapsamlı bir şekilde anlamaları hali yer alacaktır. Sonuç olarak bugünkü duygusal planda sevgi şeklinde ortaya çıkan bu durum, temelde böyle bir anlayışın, karşılıklı rollerin tam olarak bilinmesinin meydana getireceği bir ışığın başlangıcı olmaktadır.
Sevgi tekâmül yolunda insana gerekli bilgiyi sağlayacak en önemli potansiyeldir. Sevgi giderek tekâmül yolunda insana üst bilgiyi sağlayacak tek güçtür. Daha üst kademede sevgi, bilgiyle özdeşleşir ve sevgi, tekâmülün daha üst kademelerinde potansiyel bilgi haline gelir. Daha da üst kademelerde sevgi, tamamen bir anlam kaybına uğrar. Çünkü yüce kademelerde tek başına ne bilgiden ne de artık tek başına sevgiden bahsetme imkânı vardır.
İnsan kademesinden bakıldığında sevgi, önce fiziksel çekim sonra fiziksel yarar ve daha sonra ise fedakârlık ile ölçülebilecek bir davranış şekli olarak görülür. Daha üst seviyelerdeki sevginin elde edilebilmesi için kuşkusuz biraz önce bahsedilen düzeydeki sevginin mutlak bir gereği ve yararı vardır. Ancak başka türlü dile getirilemediği içindir ki, tüm bu değişik özelliklere verilen isim, tek kelimeyle “sevgi” şeklinde anlaşılmamalıdır.
Tekâmülde ileri bir varlığın sevgisi, onun ileri seviyedeki bilgisiyle orantılı ve o paraleldedir. Dolayısıyla geri seviyedeki varlıklar, sevgiden uzak bir tatbikat içindeymiş gibi gelse de o ileri varlıkların mevcut bilgi seviyesi, geri varlıkların tatbikatına yön verecek veya en azından onların tatbikat planına ters gelmeyecek şeklindeki davranışlarını gerekli kıldığından, bu türlü görüntü zahirî yani aldatıcıdır.
Sevgi, bir bakıma şuurlu yaşanarak elde edilebilecek çok önemli bir evrim faktörüdür. O halde şuurlu tatbikatın dışında sevginin bir anlamı olmayıp bunlar birlikte göz önüne alınabilmelidir.
ALINTI
Bu posta 634 defa okundu

