Hatta 'bir kâğıt parçasından ibaretti' desek yanlış söylemiş olur muyuz, bilmiyorum. Her yurtdışına çıkıldığında mümkün olduğu kadar gösterilmez, kimselerin üzerinde 'TC' yazan mavi renkli cüzdanı görmesinden hoşlanılmazdı. Çünkü dünyaya sempatik gelecek hiçbir markamız, hiçbir figürümüz, hiçbir değerimiz, hiçbir hareketimiz yoktu. Ne dünya çapında sportif başarımız, ne dünyayı etkileyecek bilimsel buluşumuz, ne de saygı duyulacak ekonomik ve siyasi gücümüz vardı.
Bu cüzdanı veren devlet de onun arkasında durmuyordu. Yurtdışında başınıza bir şey gelse, birisi sizi mağdur etse, 'arkamda durur' diye düşündüğünüz bir güç yoktu. Devletin büyükelçilerinin, konsoloslarının size verilen o mavi cüzdanın arkasında duracaklarına dair bir inancınız da olmazdı.
O mavi kaplı deftere itibar eden, vize uygulamayan ülke de yoktu zaten. Yani tek başına yeterli değildi başka bir ülkeye gidebilmek için. En sıradan en basit ülkelere girmek için bile onu yanınıza alıp konsolosluklarda bir hayli uğraşmanız gerekirdi. Çabalarınız sonuç verdiğinde de havaalanlarının 'other country' yazan bölümünden içeri alınırdınız. Ama en çok da arkanızda devletin olmadığını düşünmeniz, yurtdışında size hiç de sempatik bakılmadığını görmeniz zorunuza giderdi.
Önce Türk okullarının yeryüzünün dört bir yanına dağılmasıyla değişti onun çehresi. Bütün zorluklara, bütün sıkıntılara göğüs gererek dünya çapında sempatik bir harekete imza atanlar, Türk pasaportunun da itibarını yükseltti. Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar hiç bu kadar dünyanın ilgisini çekecek sempatik ve anlamlı bir iş yapmamıştı. Orta Asyalı, Afrikalı, Uzakdoğulu çocukların iyi eğitim alması, onların dünyadaki gelişmelerden geri durmaması için ortaya konan büyük fedakârlıklarla yapılan eğitim çalışmaları, Türk pasaportunun saygınlık kazanmasını başlatan en önemli süreç oldu.
Afrikalı ülkelerden giriş yaparken Türk pasaportu belki de ilk kez saygınlık göstergesiydi. Orta Asya'da, Uzakdoğu'da yardım için gelen insanların oluşturduğu hava, onu taşıyanlara karşı büyük bir sempati oluşturmaya başlamış ve dünyadaki yerini bile bilmedikleri bu ülkenin insanlarının müşfik elleri sayesinde dünyaya farklı bakmaya başlamışlardı. Üzerinde 'TC' yazan bu mavi kaplı defter, iliklerine kadar sömürülmüş bu insanlar için bir umut ışığı olmuştu. Çünkü o defterle ülkelerine giriş yapanlar hep iyilik getirmişti.
Mısır'ın yardım ve yataklığıyla İsrail'in açlığa ve yoksulluğa mahkum ettiği Gazzelilerin yardımına koşanların büyük bölümü de üzerinde 'TC' yazan mavi kaplı pasaportlar taşıyorlardı. O insanlar israil kurşunlarına maruz kalırlarken belki de ilk defa o pasaportun çok şey demek olduğunun farkına vardılar. Hem kurşunlara maruz kalanlar hem de kurşunu sıkanlar ilk defa o pasaportun taşıdığı anlamı kavradılar.
Dışişleri Bakanı'nın önceki gün söylediği 'tek bir Türk vatandaşının dahi, israil topraklarında kalmasına ve sorgulanmasına izin verilmeyeceğine' dair sözler, mavi kaplı defteri kendine getirdi. Bütün dünyanın saygı duyduğu bir kimlik haline getirdi onu. En çok da "Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatandaşlarının hukukunu dünyanın her yerinde korumaya muktedirdir. Bunu her zaman göstermiştir, bundan sonra da gösterir. Kimse Türkiye Cumhuriyeti'nin bu konudaki ciddiyetini test etmeye kalkmasın." cümleleri mutlu etti o pasaportu. Ona kim olduğunu hatırlattı.
Onu taşımaktan gurur duymaya başladık farkında mısınız?
Necati Turan
Bu posta 639 defa okundu

