Yakın durma Sultan'a; dalmışken kendisi şatafata, şamataya, nefsî kargaşaya, engel olamazsın da seni de kaldırırlar masaya! İki kıvırtır, bir bel kırarsın da adını erkeklikten silerler artık, döneklerin, kıvırtanların şahı olursun.
Ama Hakk'a yakın olmak öyle midir? Bir dayanağın iki emanetten biri olur, diğer dayanağın öteki! Nuh da dersin peygamber de! Ama kıvırmazsın, neyse odur çünkü senin kitabında, her şey yerli yerinde! Peygamberdir Nuh! Ve Nuh'a karşı gelip 'çıkmaktansa rezaletin ayyaş kokulu masasına', çıkarsın hakikatin gül dalından yapılma darağacına! Yakın durma Sultan'a; anadan üryan dolaşırken şehrin göbeğinde ve insanların içinde, sen ona "çıplaksın" diyemezsin. Yanındaki en akıllı vezir dahi olsan diyemezsin. Aklın başınla birlikte yere düşer, kaldırıp almak için eğilmek ar gelir de dalkavukluk yapmayı şeytan sana madalya gibi gösterir.
Ama Hakk'a yakın olmak öyle midir? Hele bir ihtimal dâhilinde olsun başındaki idarecinin kasıtlı yanlış yapması, en iyi ben bilirim demesi! Tutarsın kabzasından, kaldırırsın kılıcını ve gösterirsin halifelerin ikincisine hem de en faruk olanına; "Sen yamulursan, biz de seni işte bununla düzeltiriz!"
Yakın durma Sultan'a; üç maymunu oynamak zorunda kalabilirsin. Görürsün ama görmezden gelmen gerekebilir, duyarsın duymamış gibi yaparsın. Söylemen lazımdır ama dillerin lâl olur kalıverir.
Ama Hakk'a yakın olmak öyle midir? Söylemen lazımsa dilini bağlasalar gözlerin dağa taşa yazar doğruyu! Gördüğünü gördüm demezsen yalancısındır Hakk katında. Yalancının sonu ise mutlak azab. Duyduğunu hakikat adına, doğruluk namına noktasına virgülüne değmeden aynen aktarmak azmindesindir. Ola ki bir virgül anlamı değiştirir de saptırır işin aslını astarını.
Yakın durma Sultan'a; tıka basa yiyip doldururken işkembenizi afiyetle, çocuklarına taş kaynatan bir ananın âh'ı seni de bulur! Ve her taş sana cehennemde yakıt olur! Doldurma fazla mideni etle ve otla Sultan'a uyup da. Sonra midende yer bulamaz da kafanın içine yuva kurar o etler ve otlar. Durma Sultan'a yakın, ne et kafa ne ot kafa olmak istemiyorsan!
Ama Hakk'a yakın olmak öyle midir? Nerdeyse haram bilir de uykuyu, gezersin kapı kapı! Bir inleyen duyar da gecenin en alaca karanlığında herhangi bir evden, irkilirsin acaba ben miyim diye sebebi. Sonra gözyaşları ile yüklenir de kocaman un çuvalını koyarsın mahcubiyetle kapı önüne. Açlar doymadan yemek yiyemezsin. Bir lokma yiyecek olsan acaba aç açıkta olan biri var mı diye düşünür, lokman sana zehir zıkkım olur. İşte bu sebebten mide küçülür de kalb genişler, "yürek adamı" olup çıkarsın.
Yakın durma Sultan'a; her şeyini, her nimetini ondan bellersin. Maaşını, evini, eşyanı, yemeni içmeni... O olmasaydı benim hâlim nice olurdu dersin. Onsuz ben ne yaparım diye kuruntulanırsın. Birazcık utanman olmasa "anam da sen, babam da sen" dersin.
Ama Hakk'a yakın olmak öyle midir? Bilirsin ki neye sahibsen dünyalık adına, onu sana veren, getiren bir aracıdır aslında. Asıl verici Mevla'dır. Bilirsin ki meyveyi veren ağaç bir vesiledir. Ağacın kök saldığı toprak vesiledir. Hakk'a yakınsan her şeyde O'nu görürsün zaten. Ve gördüğün Bir'edir eksikliğin, aczin, şükrün ve de itaatin.
Yakın durursan Sultan'a halk içinde "akıllı kişi"sindir. Ama Hakk'a yakınsan "deli"sindir! Gel gör ki Hakk katında akıllı denilen Firavun'un sihirbazlarının yılan görünen sopası, deli denilen de Musa'nın ejderha olan asa'sıdır!Bu posta 759 defa okundu
Ama Hakk'a yakın olmak öyle midir? Bir dayanağın iki emanetten biri olur, diğer dayanağın öteki! Nuh da dersin peygamber de! Ama kıvırmazsın, neyse odur çünkü senin kitabında, her şey yerli yerinde! Peygamberdir Nuh! Ve Nuh'a karşı gelip 'çıkmaktansa rezaletin ayyaş kokulu masasına', çıkarsın hakikatin gül dalından yapılma darağacına! Yakın durma Sultan'a; anadan üryan dolaşırken şehrin göbeğinde ve insanların içinde, sen ona "çıplaksın" diyemezsin. Yanındaki en akıllı vezir dahi olsan diyemezsin. Aklın başınla birlikte yere düşer, kaldırıp almak için eğilmek ar gelir de dalkavukluk yapmayı şeytan sana madalya gibi gösterir.
Ama Hakk'a yakın olmak öyle midir? Hele bir ihtimal dâhilinde olsun başındaki idarecinin kasıtlı yanlış yapması, en iyi ben bilirim demesi! Tutarsın kabzasından, kaldırırsın kılıcını ve gösterirsin halifelerin ikincisine hem de en faruk olanına; "Sen yamulursan, biz de seni işte bununla düzeltiriz!"
Yakın durma Sultan'a; üç maymunu oynamak zorunda kalabilirsin. Görürsün ama görmezden gelmen gerekebilir, duyarsın duymamış gibi yaparsın. Söylemen lazımdır ama dillerin lâl olur kalıverir.
Ama Hakk'a yakın olmak öyle midir? Söylemen lazımsa dilini bağlasalar gözlerin dağa taşa yazar doğruyu! Gördüğünü gördüm demezsen yalancısındır Hakk katında. Yalancının sonu ise mutlak azab. Duyduğunu hakikat adına, doğruluk namına noktasına virgülüne değmeden aynen aktarmak azmindesindir. Ola ki bir virgül anlamı değiştirir de saptırır işin aslını astarını.
Yakın durma Sultan'a; tıka basa yiyip doldururken işkembenizi afiyetle, çocuklarına taş kaynatan bir ananın âh'ı seni de bulur! Ve her taş sana cehennemde yakıt olur! Doldurma fazla mideni etle ve otla Sultan'a uyup da. Sonra midende yer bulamaz da kafanın içine yuva kurar o etler ve otlar. Durma Sultan'a yakın, ne et kafa ne ot kafa olmak istemiyorsan!
Ama Hakk'a yakın olmak öyle midir? Nerdeyse haram bilir de uykuyu, gezersin kapı kapı! Bir inleyen duyar da gecenin en alaca karanlığında herhangi bir evden, irkilirsin acaba ben miyim diye sebebi. Sonra gözyaşları ile yüklenir de kocaman un çuvalını koyarsın mahcubiyetle kapı önüne. Açlar doymadan yemek yiyemezsin. Bir lokma yiyecek olsan acaba aç açıkta olan biri var mı diye düşünür, lokman sana zehir zıkkım olur. İşte bu sebebten mide küçülür de kalb genişler, "yürek adamı" olup çıkarsın.
Yakın durma Sultan'a; her şeyini, her nimetini ondan bellersin. Maaşını, evini, eşyanı, yemeni içmeni... O olmasaydı benim hâlim nice olurdu dersin. Onsuz ben ne yaparım diye kuruntulanırsın. Birazcık utanman olmasa "anam da sen, babam da sen" dersin.
Ama Hakk'a yakın olmak öyle midir? Bilirsin ki neye sahibsen dünyalık adına, onu sana veren, getiren bir aracıdır aslında. Asıl verici Mevla'dır. Bilirsin ki meyveyi veren ağaç bir vesiledir. Ağacın kök saldığı toprak vesiledir. Hakk'a yakınsan her şeyde O'nu görürsün zaten. Ve gördüğün Bir'edir eksikliğin, aczin, şükrün ve de itaatin.
Yakın durursan Sultan'a halk içinde "akıllı kişi"sindir. Ama Hakk'a yakınsan "deli"sindir! Gel gör ki Hakk katında akıllı denilen Firavun'un sihirbazlarının yılan görünen sopası, deli denilen de Musa'nın ejderha olan asa'sıdır!Bu posta 759 defa okundu


