SİTEDE ARA
BİZİ TAKİP EDİN
ÜCRETSİZ PROGRAMLAR

Giveaway of the Day

Anasayfa

Sübjektif (nesnel olmayan) konularda, bir şeyin yokluğuna dair ileri sürülen kanıtlar,  o şeyin varlığına dair de kanıt olurlar.  Maddi olmayan, var olduğu veya yok olduğu iddia edilen kavram bu şekilde, onaylayan ve onaylamayanın dünyasında yerini almış olur.  Şu halde diyebiliriz ki inanmak ya da inanmamak aynı zamanda yaratıcı bir eylem özelliği taşır. Birinin inandığı değerlerin diğeri tarafından tutarsız bulunduğuna örnek teşkil edecek milyonlarca ikileme olasıdır;  bunların her biri de, inanarak yarattığı değerler topluluğunun canlandırdığı kalabalıklarla, yaşamını paylaşmaktan, yükümlülükler, çile ve özverilere karşın hoşnuttur.

İnsanların bu eğilimi, kendi varlığını ve kendi varlığının anlam ve gerekliliğini daha tutarlı bir şekilde açıklayan bir kuram var olana kadar şüphesiz devam edecektir. Düşünen bir kafa, kendi yolunu çizmek konusunda, koşullar nasıl olursa olsun, etkili olacaktır. Önce var oluşuna, sonra da yok oluşuna, tutarlı bir yanıt arama üzerine beyin fırtınalarının ürünlerinin en tutarlı ve hâkim sınıfın çıkarlarına en uygun olanları genel kabul gören inanç sistemlerine dönüşmektedir.  Sanılanın aksine bu sistemler de her ne kadar değişmez ve mutlak doğru oldukları ileri sürülürse de, yavaş ve sürekli bir dalgalanmayla gelişen bir değişim göstermektedir.

İnsanın sergilediği bu davranış biçimi, doğaldır. O, nedenlerine ve niçinlerine yanıt ararken; bu arayıştan çıkar veya saygınlık sağlamak için, sürece ikinci, üçüncü, kişiler girmektedir. Nasıl ki sürekli istenen bir maddenin ederi de sürekli artarsa; ikinci üçüncü kişilerin kitle gözündeki değeri de yükselir. Yükselen değerlerin saptırılması ve maddi çıkara dönüşümü ise, bu yönde bilinçli veya bilinçsizce verilen, ego kaynaklı bir kararla an meselesidir. İnsan toplulukları için geçerli olduğunu ileri sürdüğümüz bu kuramın doğruluğuna kanıt; bir tek bireyin beden bilinç (alt ben- üst ben) çatışması ve davranışları belirleyen uzlaşmaları, bu davranışların toplum tarafından onaylanıp onaylanmaması ve bastırılmış duygularını korkusuzca gözden geçirilmesidir diyebiliriz. Davranışlarımızın şeklini belirleyen, onları dış dünya için kabul edilebilir eden, o dış dünyamızın yaptırım gücüdür. O dış dünyanın birey karşısında caydırıcı gücünü kaybettiği bir durumda davranışların ne hale geleceği üzerinde hayal kurmaya bile gerek olmamalı, geçmişte ve aramızda yaşayan bu türden örnekler vardır. Kitle adeta kaybettiği gücünü, saygın ya da istismarcı bireye aktarmakta, birey kurumsallaşmakta,  bu kişi veya kurumun da giderek nesnel olmayan sübjektif bir varlığa dönüştürülerek artık aramızda değil tepemizdeki yerine oturmaktadır.

Artık o var mıdır yok mudur tartışması, onun varlığının kanıtıdır.

Bu yazıda, yer zaman ve kişi isimleri kullanarak, bunu özelleştirebilirdik ama o zaman her zaman işe yaramazdı. Bu işi de okuyucu kendisi kendi gününden alıntılarla yaparsa daha kullanışlı olur.

 

16.11.09

Kamil Karabulut

Bu posta 425 defa okundu