Yasli martinin ay isigi vuran yuzunde bir gulumseme belirdi. “Hala ogreniyorsun Marti Jonathan,” dedi. “Buradan sonra neler olacak? Nereye gidiyoruz? Cennet diye bir yer yok mu?” “Hayir Jonathan, boyle bir yer yok. Cennet bir yer, bir mekan degildir, bir zaman dilimi degildir. Cennet ogrenmektir, mukemmelliktir.” Bir an sessiz kaldi. “Sen hizli bir ucucusun, oyle degil mi?”
” Ben… ben hizi seviyorum,” dedi saskinlikla ama yasli martinin da bunu fark etmesinden dolayi gururlanmisti. “En iyi hiza ulastigin an, cennete de ulasmis olacaksin Jonathan. Ve bu saatte bin mil, bir milyon mil hizla ya da isik hiziyla ucmak anlamina gelmiyor. Cunku rakamlar sinirlari belirler; iyinin mukemmelin sinirlari yoktur. Mukemmel hiza ulasmak oglum, orada olmak demektir.”
… (…) Jonathan hayran kalmisti. Cennet hakkinda sormak istedigi tum sorulari unutmustu. “Bunu nasil yaptiniz? Nasil bir duygu? Ne kadar uzaga gidebilirsiniz?” “Gitmek istedigin her yere, istedigin her zamana gidebilirsin,” dedi yasli marti. “Dusundugum her yere, her zamana gittim ben.” Denize dogru bakti. “Ýlginc. Mukemmelligi kucumseyen martilar yavastir, hicbir yere gidemezler. Mukemmele ulasmak icin ucanlar hizlidirlar ve her yere gidebilirler. Unutma Jonathan, cennet bir zaman dilimi ya da bir mekan parcasi degildir, cunku zaman ve mekan kavramlari anlamsizdir. Cennet…” “Bana boyle ucmayi ogretir misiniz?” Bir bilinmezi daha yenecegini dusunmenin keyfiyle urperdi. “Ogrenmek istiyorsan elbette.” “Cok istiyorum. Ne zaman basliyoruz?” “Madem istiyorsun, hemen baslayabiliriz.” Jonathan’in gozlerinde bir isilti belirdi. “Boyle ucmayi ogrenmek istiyorum,” dedi. “Ne yapmam gerektigini soyleyin bana.” Genc martiyi dikkatlice izleyen Chiang yavas bir ses tonuyla konusuyordu. “Dusundugun en son hizda herhangi bir yere ucabilmek icin daha simdiden oraya vardigini kabul etmelisin,” dedi. Chiang’a gore bu isin kurali, Jonathan’in kendisini bir metre kanat acikligiyla sinirli bir bedene sahip, rotasi belirlenmis bir marti olarak gormemesiydi. Kural; gercek dogasini, bilinen tum rakamlari astigi, zamanin ve mekanin otesine gectigi zaman yasayabilecegini bilmesiydi. Jonathan inatla her gun, gundogumundan gece yarilarina dek calisti. Fakat tum cabalarina ragmen, basladigi noktadan bir adim bile ilerleyememisti. “Ýnanci unut,” dedi Chiang tekrar tekrar. “Ucmak icin inanca ihtiyacin yok, sadece ucmayi anlaman yeterli. Hadi tekrar dene…”
…………. Bir gun Jonathan kiyida, tum dikkatini Chiang’in sozleri uzerine yogunlastirmis, gozleri kapali dusunurken onun ne anlatmak istedigini birdenbire anlayiverdi. “Dogru! Ben sinirlari olmayan, mukemmel bir martiyim.” Jonathan, buyuk bir hosnutluk icindeydi. “Guzel!” dedi Chiang, sesinde bir zafer havasi vardi.
Jonathan gozlerini actiginda, yasli martiyla yalniz baslarina, su kenarlarina dek agaclarin uzandigi, tepede isil isil guneslerin donup durdugu farkli bir sahildeydiler. “Sonunda anladin,” dedi Chiang, “fakat kontrolunu daha iyi saglamak icin biraz daha calismaya ihtiyacin var.” Jonathan saskindi. “Neredeyiz?” Bu ilginc cevreden etkilenmeyen yasli marti, Jonathan’in sorusunu hic onemsemedi. “Gordugun gibi, yesil bir gogu ve gunes yerine iki yildizi olan bir gezegendeyiz.” Jonathan zevkten bir ciglik atti. Bu, dunyayi terk ettiginden beri cikardigi ilk sesti: “BASARDÝM!”
“Tabii ki basardin Jon,” dedi Chiang. “Eger ne yaptigini iyi biliyorsan her zaman basarirsin. Basarmak icin ne yaptigini bilmek gerek. Simdi kontrolunu saglama konusuna…” Geri donduklerinde hava kararmisti. Diger martilar Jonathan’a hayranlik icinde bakiyorlardi. Cunku o, cok uzun bir sure yasadigi yeri, aslini kolaylikla terk edebilmisti. Cok kisa bir sure sonra Jonathan, onlarin kutlamalarina karsilik veriyordu. “Burada henuz cok yeniyim. Her seye yeni basliyorum! Sizlerden ogrenecek cok seyim var!” Yaninda duran Sullivan, “Sanmiyorum,” dedi. “On bin yildir gordugum martilarin arasinda, ‘ogrenme’den en az korkanisin.” Suru bir an sessiz kaldi. Jonathan ise biraz utangaclasmisti. “Ýstedigin zaman calismaya baslayabiliriz,” dedi Chiang, “ta ki gecmise ve gelecege ucabilene kadar. Ardindan daha zoruna, daha guc gerektirene, fakat hepsinden daha keyifli olana baslamaya hazir olacaksin. O zaman gercekten ucmaya, iyiligin ve sevginin gercek anlamini ogrenmeye baslayacaksin.” Bir ay- ya da bir aymis gibi hissedilen bir zaman dilimi- gecip gitmisti ve Jonathan son derece hizli ogreniyordu. Onceden ogrendigi seyler bilinen, siradan seylerdi. Simdi ise yasli martinin ozel bir ogrencisiydi ve sanki tuylu bir bilgisayar gibi, bir suru yeni bilgiyi bellegine kaydediyordu. Derken, Chiang’in gitmesi gereken gun geldi catti. Chiang, hepsiyle sukunet icinde konustu ve onlara ogrenmeyi, ogrendiklerini uygulamayi ve yasamin gizli sakli kalmis tum mukemmel ilkelerini anlama cabalarini hicbir zaman birakmamalarini tembih etti. O konustukca tuyleri aydinlandi, aydinlandi ve sonunda hicbir martinin bakamayacagi kadar parlaklasti. “Jonathan. ” dedi, “sevgiyi sakin ihmal etme.” Ve bunlar, onun son sozleri oldu.
Tekrar gormeye basladiklarinda, Chiang gitmisti. Gunler gectikce Jonathan geldigi dunyayi daha sik dusunmeye basladi. Eger burada ogrendiklerinin sadece onda birini orada ogrenmis olsaydi, ne anlamli bir yasam olurdu. Orada hala, sinirlarini asmaya cabalayan, bir lokma ekmek icin teknelerin etrafinda donup dolasmaktan ote, ucmanin gercek anlamini bulmaya calisan bir marti var miydi, merak ediyordu. Belki de surunun yuzune gercekleri haykirdigi icin dislanmis bir marti bile vardi. Ýyilik hakkinda aldigi dersler, sevginin dogasi hakkinda ogrenmeye calistiklari, onda dunyaya geri donme istegi uyandiriyordu. Gecmisi yalnizlikla dolu olmasina ragmen Marti Jonathan bir ogretmen olarak dogmustu. Ve onun sevgisini gosterme yolu, yalnizca gercekleri gormek icin firsat kollayan bir martiya dogrulari ogretebilmekti. Dusunce hiziyla ucmada usta olan ve bu konuda digerlerinin ogrenmesine yardim eden Sullivan, onun soylediklerine kusku ile bakiyordu. “Jon, sen suruden dislanmis birisin. Nicin simdi o martilardan herhangi birinin seni dinleyecegini dusunuyorsun? Dogru olan bir ata sozunu sen de biliyorsun: En yuksekten ucan marti, en uzagi gorendir. Geldigin yerdeki martilar sahilde pinekleyen, aci aci bagirip kendi aralarinda dovusen martilar. Onlar, cennetten bin mil uzaktalar ve sen onlara bulunduklari yerden cenneti gosterebilecegini soyluyorsun. Jon, onlar kanatlarinin ucunu bile goremezler! Burada kal ve senin ogreteceklerini anlayabilecek yeterlikteki yeni martilara yardimci ol.” Bir an sessiz kaldi ve ardindan, “Eger Chiang eski dunyasina geri donmus olsaydi, sen bugun nerede olurdun bir dusunsene,” dedi. Sullivan son sozu soylemisti ve hakliydi. En yuksekten ucan marti, en uzagi gorendir. Jonathan orada kaldi. Yeni gelen, hepsi piril piril ogrenmeye hazir martilarla calismaya basladi. Fakat dusunceleri pesini birakmiyordu. Dunyada da bir ya da iki tane ogrenmeye hazir marti olmaliydi. Eger Chiang ‘la suruden dislandigi gun karsilasmis olsaydi, simdikine gore ne cok sey ogrenmis olurdu. Nihayet, “Sully, benim gitmem gerekiyor,” dedi. “Ogrencilerin oldukca iyi, yeni gelenlere onlar da yardimci olabilirler.” Sullivan derin bir ic cekti fakat onunla tartismadi. Butun soyledigi, “Seni cok ozleyecegim Jonathan,” oldu. “Ayip ediyorsun Sully,” dedi Jonathan sitem ederek. “Mantikli ol lutfen! Onca zaman neyi ogrenmeye calistik? Dostlugumuz zaman ve mekanla sinirliysa, zamani ve mekani astigimiz an, kardesligimizin bitmesi gerekir. Zaman ve mekan kavramini astigimiza gore istedigimiz an gorusebilecegimizi hic dusunmuyor musun?” Marti Sullivan zoraki gulumsedi. “Sen cilgin bir kussun,” dedi dostca. “Eger biri karadan bin mil otesini nasil gorebilecegini baska birine gosteriyorsa, bu kesinlikle Marti Jonathan Livingston olmali, diye dusunecegim.” Ardindan gozlerini kuma egip, “Hosca kal, dostum Jon,” dedi. “Hosca kal Sully, tekrar gorusecegiz.” (Alinti kaynagi: Mart Jonathan Livingston (bir oyku), Richard Bach -Epsilon Yayicilik, baski: Nisan 1997)Bu posta 892 defa okundu
…
………….
Jonathan gozlerini actiginda, yasli martiyla yalniz baslarina, su kenarlarina dek agaclarin uzandigi, tepede isil isil guneslerin donup durdugu farkli bir sahildeydiler. “Sonunda anladin,” dedi Chiang, “fakat kontrolunu daha iyi saglamak icin biraz daha calismaya ihtiyacin var.”
“Tabii ki basardin Jon,” dedi Chiang. “Eger ne yaptigini iyi biliyorsan her zaman basarirsin. Basarmak icin ne yaptigini bilmek gerek. Simdi kontrolunu saglama konusuna…”
Tekrar gormeye basladiklarinda, Chiang gitmisti.


