“Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?”(Âl-i İmran: 142)
Allah (cc)’ın, değişmez kanunu ve cari olan yasalarından biri de kuşkusuz kullarını bir takım imtihanlara tabi tutmasıdır. Bu Rabbani sünnet, insanlığın atası olan Âdem (a.s)’den itibaren başlamış ve yeryüzünde insan nesli var oldukça da devam edecektir. Dünyaya gelen her insan, kendisi için mukadder olan imtihan serüveninden mutlaka nasibini almıştır. İnsanlardan kimi, imtihan gerçeğinin farkında olup, bütün zaman ve imkânlarını bu hedef doğrultusunda değerlendirmiştir. Neticede Rabbinin huzuruna varıp hesaba çekildiğinde, gayet emin bir şekilde: “… ‘Alın, kitabımı okuyun; doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum’ der.” (Hakka: 19-20) Ancak dünyanın hülyalarına kapılıp da Rabbine vereceği hesaptan gafil olan şaşkınlar ise, muaheze edilmek üzere sorguya çekildiklerinde: “… ‘Ah keşke bana kitabım verilmeseydi de, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim! Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi! Malım bana hiç fayda sağlamadı; saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.’ der.” (Hakka: 25-29)