Çocuklarımızı hatalı besliyoruz.
Rafine edilmiş, tüketime hazır,
sebze ve meyvelerden yoksun bir diyetle beslediğimiz çocuklarımızı
fiziksel risklere soktuğumuzu artık itiraf etmeliyiz. Beslenmede
yaptığımız bu yanlışlarla oluşan hasar, çocukların davranışlarını,
öğrenme kapasitelerini ve ruhsal durumlarını olumsuz etkiliyor. Uygun
beslenme; beyinin ve vücudun büyümesi ve gelişimi için ve beyin ve
vücuttaki her hücrenin yapımı, yakıtı ve yenilenmesi için gereklidir
İhtiyacımız olan 50 besin öğesini besinlerimizle sağlamak zorundayız.
Bu besin öğeleri; vitaminler, mineraller, elzem yağ asitleri, omega-3
ve omega-6 yağ asitleridir. Ne yazık ki modern diyetler, bu besin
öğelerinin pek çoğundan yoksundur.
Beyinin % 60’ı yağdan oluşuyor. Hücre membranlarının yapısının temel
öğesi omega-3’tür . Milyonlarca yıl önceki avcı -toplayıcı dönemlerden,
tarım döneminin sonuna kadar yağların alımı ve omega-3/omega-6 oranı
aynen korunurken, endüstrileşmenin başladığı dönemlerden itibaren
rafine edilmiş besinlerin üretilip tüketilmesiyle omega-3 lerde azalma
oldu. Omega-3/ omega –6 dengesi bozuldu.
Margarinler ve tüketime
hazır fırınlanmış veya kızartılmış besinler, yüksek düzeyde hidrojene
yağ ve trans yağ içerirler. Bunlar yapay olarak doyurulmuş yağlardır.
Bu yağların; besleyici özellikleri yoktur ve çok fazla sağlık riski
taşırlar. Trans yağlar, beyinin ve vücudun sağlığı için gerekli olan
elzem yağ asitleri ile (omega-3 ve omega-6) ile rekabete girerek
sağlığı olumsuz etkilerler (trans yağ asitleri; atıştırmalar-kek,
bisküvi, kraker, margarin, kızartılmış patates, patates cipsi, mısır
cipsi, popkorn, hamur yapımında kullanılan katı yağlar, şekerlemeler,
kahvaltılık tahıllar da bulunur). Depresyonun beslenme ile kuvvetli
ilişkisi vardır. Balık ve deniz ürünlerinde bulunan Omega-3 yağ
asitlerinin, koruyucu etkisinin olduğu düşünülüyor.
Yapılan bir
çalışmada, omega-3 verilen grupta, plasebo verilen diğer grupla
karşılaştırıldığı zaman okuma ve heceleme yaşının yükseldiği ve
hiperaktif davranışlarda anlamlı düşüşler olduğu kaydedildi. ABD’de
yapılan “Ulusal Diyet ve Beslenme Çalışması” nın sonuçlarına göre; 2-18
yaş arasındaki tüm gruplarda; besinlerden ve bütün kaynaklardan
(suplement dahil) alınan vitamin A’nın, çinkonun, demirin,
gereksinimlerden anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuştur. Hiperaktif
çocuklarda yapılan çalışmalarda, çinko ve demirin eklenmesinin
davranışlarda olumlu değişiklikler sağladığı belirtilmiştir..
Diyetimize neler eklendi?
· Pestisitler, tarımda kullanılan sentetik kimyasallar ve çevredeki endüstriyel kirlilik,
· Antibiyotikler, besinlere eklenen büyüme hormonu vb.
· Besleyici olmayan katkı maddelerin tüm çeşitleri:
-Koruyucular (tuz, şeker, sodyum benzoat)
-Tat vericiler (tuz, şeker, MSG vb.)
-Renklendiriciler (tartrazin benzeri boyalar)
-Tatlandırıcılar (aspartam)
-Tat değiştiren ajanlar ( modifiye nişasta, trans yağlar)
Yapay
besin renklendiricileri (YBR) ve hiperaktivite ile ilgili yayınlanan
çalışmaların meta analizinden elde edilen sonuçlara göre bu besin
renklendiricilerinin, çocukların davranışlarında yan etkilere neden
olduğu bulundu. Hiperaktif çocuklara renklendirici ve koruyucu
içermeyen bir diyet verildi, sonra renklendirici ve sodyum benzoat
içeren içecek günde 1 kez verildi. Koruyucu ve renklendirici içermeyen
diyet süresince hiperaktif davranışlarda önemli azalmalar sağlanırken,
diyete içecek ilave edildiğinde hiperaktivitede anlamlı artışlar oldu
Diyetimizden yok olanlar nelerdir?
* Rafine edilmiş, paketlenmiş ve işlenmiş besinlerde pek çok elzem besin öğesi ve posa, kayba uğramıştır.
* Meyve
ve sebzelerin tüketilmemesi:ABD’de çocuklara yönelik yapılan “Günde 5”
mesajı hala sonuç vermemiştir - vitamin ve mineral içeriği azalmıştır.
* Tam, rafine edilmemiş besinler yok olmuştur -Bunlar posa ve mikro besin öğelerinin kaynaklarıdır.
* Omega-3
yağ asitleri yok olmuştur-Balık ve deniz ürünlerinde, yeşil sebzelerde,
fındık, fıstık, ceviz, badem vb. sert kabuklu meyveler ve tohumlarda
bulunur (bunlar çocukların favori besinleri değildirler)
Davranış, öğrenme ve ruhsal durum bozukluklarında beslenme
1. Mikrobesin öğeleri eksikliği/dengesizliği
* Vitamin
ve mineral eksikliği veya dengesizliği; Pek çok diyette anahtar besin
öğeleri minimum düzeylere düşmüştür. Bireysel farklılıklar besin
gereksinimlerini etkiler
* Omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinin yapımında gerekli kofaktörlerin yokluğu
-Çinko, magnezyum, manganez, B3, B6, C vb. vitaminler
* Düşük
antioksidan korunma (Vitamin E, C, karotenoidler, flavanoidler
(selenyum, çinko vb.) Sebze ve meyveler ve rafine edilmemiş tam
besinler bunları sağlar.
* Kan şekeri regülasyonunda bozukluklar
(ruhsal durum bozukluğu, dikkat eksikliği ve aşırı karbonhidrat
isteği). Hiperaktif çocukların %74’ünde Glikoz intoleransı
belirlenmiştir (krom, manganez, vanadium, Omega-3.
Vitamin ve minerallerle ilgili araştırmalar
* Otistiklerde B6+ magnezyum - çeşitli araştırmalarda yararlı etkileri görüldü
* Hiperaktiflerde çinko ve magnezyumun yararlı etkileri gösterildi.
2. Anti-Nutrientler ve Toksik Sorunlar
* Kurşun,
civa, kadmiyum vb. bilişsel fonksiyonları geciktiren nörotoksinler
olarak bilinirler. Yüksek düzeylere maruz kalınması ve/veya yetersiz
detoksifikasyon mekanizmaları bilişsel fonksiyonları olumsuz etkiler.
* Pestisitler
& besinlerdeki diğer kalıntılar- pestisit kalıntıları, organik
meyve ve sebzelerde en düşük seviyededir ve organik etllerde
ilaç/hormon çok azdır.
* Sentetik ve Doğal Gıda Katkıları-Bunlar
çocukların davranışlarını etkileyebilir. En yaygın olanlar: Tartrazine
benzeri boyalar ve diğer yapay renklendiriciler, benzoat grubu besin
koruyucuları (sülfitler, nitratlar, MSG)
* Bazı bireyler daha fazla risk altındadırlar-belirli besinlere “allerjiler ve intoleranslar” ile olası ilişki
3. Besin allerjileri ve intoleransları
* Allerjiye karşı İntolerans
-IGE (veya IGG), geleneksel tıbbi testler, diğer “intolerans” reaksiyonlarını
saptayamaz. Besinlere olan yan etkilerin saptanması çok zor olabilir. Besin isteği
(bağımlılık) bu besinlere olan allerjiyi maskeleyebilir.
* Bireysel farklılıklar olabilir, yaygın reaktif besinler şunlardır:
-Süt ürünleri, özellikle inek sütü (kazein)
-Buğday & diğer tahıllar: (gluten/gliadin)
-Fındık, fıstık, ceviz, badem-vb. sert kabuklu meyveler, çikolata, turunçgiller, mısır,
soya, maya
* Sindirim zorlukları primer faktör olabilir
-Enzimatik yetersizlikler (yapısal veya yokluk nedeniyle)
-Düşük mide asidi (Betaine HCl yardımcı olabilir ?)
* Barsak geçirgenliği ile direkt bağlantı sorunları
Düşük Omega-3 besin allerji ve intoleransına katkıda bulunabilir
Potansiyel DİREKT etki: İmmün sistemin düzenlenememesi: Omega-6’nın; Omega-
3’e oranındaki artma, iltihaplanmaya ve iltihabi hastalıklara zemin hazırlar
* Membran
geçirgenliğinin artması: Uygun HUFA’nın olmaması hem beyinde hem de
barsaklarda membran bütünlüğünü tehlikeye atabilir.
Beslenmede önemli olan başka faktörler de vardır
* Pek çok vitamin ve mineral optimal immün fonksiyonlar için gereklidir
-Çinko, magnezyum, selenyum, A, C, E vitaminleri vb.
* Hücre membranlarının bütünlüğü için antioksidanlar da gereklidir
-Karotenoidler, flavanoidler, izoflavonlar vb
* Yeterli diyet posası ve prebiyotikler sağlıklı sindirim sistemi için gereklidir.
* Sindirim enzimleri ve diğer enzimlerin yapımında da besin öğelerinin doğru dengesi gereklidir
4. Enzimler /Barsak florası
* Laktoz İntoleransı (süt şekerine karşı intolerans): Enzimler /Barsak florası
-Genellikle bebekliğin ilk dönemlerinde oluşur, fakat teşhis edilmeyebilir (özellikle
bazı etnik gruplarda).
* Diğer sindirim enzimleri eksikliği:
-Otistiklerde fenol sulfo transferaz (FST) enzim eksiklikleri ve bununla ilişkili
belirtiler bulunmuştur
-Orta zincirli trigliseritler.balık yağı, enzimlerin aktivitesini artırabilir.
* İrritabl
Barsak Sendromu: Genellikle anksiyete/ruhsal bozukluklarla birliktedir
ve teşhis edilmemiş besin allerjileri ve intoleransları da olabilir.
-Barsak duvarlarındaki herhangi bir irritasyon besin öğesi emilimini etkileyebilir.
* Prebiyotikler /Probiyotikler sağlıklı barsak florasının sağlanmasına yardımcı olur.
5. Malabsorbsiyon / “sızıntılı barsak”
* Sızıntılı Barsak (leaky gut) Sendromunun risk faktörleri
-Allerjiye yatkınlık ve/veya sindirim zafiyeti
-Anne sütünün kesilmesi
-Tekrarlayan antibiyotik kullanımı
-Viral enfeksiyonlar
Kan şekeri regülasyonu problemleri
* Şekerin
direkt olarak davranış problemlerine yol açması üzerine çok az kanıt
vardır, fakat, herhangi bir maya organizması, şekeri yiyerek
büyüyecektir
-Gecikmiş glikoz intoleransı hiperaktif çocuklarda yaygındır.
* Şeker
ve rafine karbonhidratların yüksek alımı (tatlılar, meşrubatlar,
bisküviler, kekler, pastane ürünleri vb.) aşağıda sıralanan hasarlara
neden olabilir.
- Hızlı kan şekeri değişiklikleri, dikkat, hafıza ve ruhsal durumu etkileyebilir
-Elzem besin öğelerinin alımında risk oluşturarak eksikliklerine neden olabilir (şekerli
besinlerin besleyici değerleri azdır)
-Şeker, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar için bir ön madde olup uzun vadede
Metabolik sendrom için riski oluşturabilir.
-Yüksek şeker, yüksek yağ diyetleri beyinin büyümesini önleyebilir.
VÜCUT İÇİN İYİ OLAN DİYET BEYİN İÇİN DE İYİDİR
Obezite,
tip 2 diyabet, kalp hastalıkları vb. kaçınmak ve davranışsal riskleri,
öğrenme zorluklarını ve mental sağlık problemlerini azaltmak
* Rafine şeker ve nişastaları AZALTMAK
* Tam tahıllardan yapılmış kompleks, rafine edilmemiş karbonhidratların, sebze ve
meyvelerin, fındık, fıstık, ceviz vb sert kabuklu meyvelerin ve kurubaklagillerin
alımını ARTTIRMAK
* Düşük glisemik indeksli besinleri tüketmek,
* Daha fazla vitamin, mineral, diyet posası ve prebiyotik almak.
SONUÇ:
Beslenme, “alternatif” veya “tamamlayıcı” bir yaklaşım değildir.
Beyinin gelişmesinde ve fonksiyonlarında, beslenme ve besinlerin
etkisi, temeldir.
Prof. Dr. M. Emel Alphan
Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı


