SİTEDE ARA
BİZİ TAKİP EDİN
ÜCRETSİZ PROGRAMLAR

Giveaway of the Day

Anasayfa

İnsanın bağışıklık sistemi son derece zararsız görünen bazı maddelere çok büyük tepkiler veriyor... Bedenimiz gittikçe bozulan çevre koşullarına alerjilerle mi tepki gösteriyor? Yoksa rayından çıkan ruhsal dengemiz fiziksel belirtiler göstererek yardım mı istiyor? Araştırmacılar, alerji konusunda somut bilgiler elde etmeye başladılar...

Alerji hastası olmak, "özel bir madde veya maddelerle düşmanca ilişki içerisinde bulunmak" demek...

Önce dilinde yanmalar başladı... Sonra kollarında kaşıntılar belirdi. Başı dö­nerken gözleri kararıyordu. Midesi de bulanınca, ölüm kor­kusuna kapıldı. Ama nefes almakta zorluk çektiği anlaşılınca hastaneye kaldırıldı. Doktorlar alerjik bir şok yaşadığını söylediler ama bu şoku neyin yarattığını bulamadılar...

Havuç mu? Yumurta mı? Polen mi? Alerji hastası olmak, "özel bir madde veya maddelerle düşmanca ilişki içerisinde bulunmak" demek... Çiçek polenlerinden kaçmak, kedi tüyüne yaklaşmamak, hatta bazen kuştüyü yastığa baş koymamak de­mek... Alerji hastalarını çeşitli ön­lemler almaya mecbur bırakan bu durum, bağışıklık sisteminin bazı maddelere aşın tepki göstermesinden kaynaklanıyor. Bağışıklık sistemi; aslında zararsız olan bir maddeyi adeta gözetliyor, onu düşman gibi görüyor ve bu madde ile karşılaştı­ğında biyokimyasal bir silahla saldı­rıya geçerek insana acı veriyor. So­nuçta, alerji hastasında saman nezle­si, astım veya cilt hastalıkları yer edi­yor. Aşırı durumlarda iç organlar alerjiden etkileniyor veya hasta, alerji şoku yaşıyor...

 

Alerjilerin nedeni ve seyriyle uğ­raşan araştırmacılar, son yıllarda iler­lemeler kaydetti

Artık bağışıklık sistemi hücrelerinin, küf polenlerini, nikel atomlarını veya yumurta akını nasıl "alerjik" olarak tanımladıklarını, yanlış bilginin bağı­şıklık sistemine nasıl aktarıldığını ve bu sistemin belli bir maddeye karşı nasıl çarpışması gerektiği artık tanı­yorlar. M.Ö. 5. yüzyılda Hipokrat'ın "Peynir bazı insanlara kötü geliyor" saptamasının ardında ve 1000 yıl ön­ce İran'da ilkbahar geldiğinde "Gül nezlesine" tutulan insanların beden­lerinde nelerin olup bittiğini bugünkü tıp dünyası biliyor.

 

Eskiden "istis­na" olan alerji hastaları, son 10-20 yıldır istisnayı değil

Ama bugünkü hastaların sorunu olan çok önemli bir durumu gelişkin tıp da açıklayamıyor. Eskiden "istis­na" olan alerji hastalan, son 10-20 yıldır istisnayı değil, "normal" olanı temsil ediyorlar. Başka bir deyişle, alerjiler inanılmaz bir hızla yaygın­laşıyorlar. Salgın görüntüsü veren bu duruma, özellikle endüstrileşmiş ül­kelerde rastlanıyor.

 

Bağışıklık sistemi duyarlılığı çok yükseldi

Öyle ki, elde edilen veriler tek tek sorgulanan hastalardan değil, araştır­macıların seçilmiş grupları yıllar bo­yu gözlemlemeleri sonrasında ortaya çıkıyor. İsviçre, İngiltere ve İsveç'te yapılan alan araştırmaları, bağışıklık sistemi duyarlılığının çok yükseldiği­ni gösteriyor. Yoksa yakın gelecekte aksırık sesi duymadan film seyredemeyecek mi­yiz? Veya, etrafımızda sürekli kaşın­madan duramayan insanlarla mı kar­şılaşacağız? Halk sağlığını ciddiye alan ülkelerde, sağlık politikaların­dan sorumlu olan siyasetçiler, alerjilerin bu kadar yaygınlaşması konu­sunda çalışmalar yaptırıyorlar ve programlar düzenliyorlar. Çünkü so­nuçta hastalık yüzünden meydana gelen işgünü kaybı ve sigortaların ödediği ilaç masrafı milyarları bulu­yor. Hekimler ise alerji konusuna temkinli yaklaşıyorlar. Böyle yapma­ya da zorunlular...

 

 

Alerji ko­nusu, çok bilinmeyenli ve kompleks bir sorun...

Alerji konusunda çalışanlar, çok farklı alanlardan gelen etkileri dikka­te almak zorundalar.

 

Bu etkilerin birincisi genler...

Anne ve babanın alerji hastası oldukları ailelerde, ista­tistiksel olarak çocukların yarısı mut­laka alerjik oluyor. İngiliz araştır­macı Dr. William Cookson ve ekibi de 11 numaralı kromozom üzerinde en az bir tane alerji geni bulduklarını belirtiyorlar.

 

İkincisi ise dış etkiler...

Görünen o ki, çevre kirliliğinden etkileniyoruz. Ama, eskiye oranla insanlar solucan­lardan çok daha az hastalık kapıyor­lar. Bazı araştırmacılara göre, insanın bağışıklık sistemi, barsak kurdu ve solucan türünden parazitleri kovma­ya koşullu olduğu için, bu parazitle­rin yokluğunda sistem "işsiz" kalıyor ve savunma gücünü yeni maddelere yöneltiyor. Bu nedenle de alerji du­yulan madde yelpazesi genişliyor.

 

Etkilerin üçüncüsü de ruhsal durum...

İnsanın ruhsal durumunun alerjiler üzerinde etkili olduğu vurgu­lanıyor, hatta bazen aşırıya da kaçılı­yor. Bu yaklaşımın nedeni, insanla­rın artık çevre temizliğinden umudu kesmeleri ve hiç olmazsa kendilerini kontrol altında tutmak istemeleri olabilir. Yine de deneyimli hekimler, alerji hastalarının duygularının, dü­şüncelerinin ve tecrübelerinin hasta­lık üzerinde büyük etkisi olduğunu biliyorlar. Nitekim, yeni bir bilim da­lı olarak "Psikoallergoloju" dev adım­larla ilerliyor.

Kedi tüyünü ellediklerinde üç defa hapşıran, sonra da beş dakika süreyle kızaran gözlerle dolaşan "kitabı" alerjiklere sık rastlanmıyor. Tersine, alerji hastaları değişken tepkiler ya­şıyorlar. Örneğin, fındığa alerjisi olan bir kişi, hergün bir dilim fındıklı kek yediğinde birşey olmuyor da, ke­ke ilaveten fındıklı pasta da yerse ka­şınmaya başlıyor. Alerji hastası bir de stres altındaysa, gösterdiği beden­sel tepki daha da büyüyor.

 

Stresli hallerde vücut kendisini ka­çışa veya savaşa hazırlıyor

Hormon dengesi değişiyor, sinirler ayaklanı­yor veya duyarsızlaşıyor. Araştırma­cılar, stres durumlarında bağışıklık sisteminin bir kısmının mutlaka tepki gösterdiğinde birleşiyorlar. Astronot­lar, sınava hazırlanan öğrenciler ve eşini kaybetmiş kişiler üzerinde ya­pılan araştırmalar bu durumu kanıtlı­yor. Bu kişilerin savunma hücreleri, stresli hallerde, normaldekinden farklılıklar gösteriyor.

Bu tip değişikliklerin çifte etkisi olduğu sanılıyor; stres, bir yandan bağışıklık sisteminin işlevini körelti­yor. Böylece uykuda olan enfeksi­yonlar ortaya çıkabiliyorlar. Diğer yandan, ruhsal yükler veya bunların aniden ortadan kalkması, bazı savun­ma hücrelerini harekete geçirebiliyor ve böylece alerji belirtileri artıyor. İnsanlar arası ilişkilerin psikolojik so­runlar yaratması da kritik bir du­rum... Çiftler arası ilişkide veya aile ­çocuk ilişkisinde görülen sorunlar, nörodermitin veya astım krizinin or­taya çıkmasında çözücü faktör olabi­liyor. İş stresi ise, sanılanın tersine, alerji hastalarını fazla etkilemiyor.

 

Savunma hücrelerini beyin mi yönetiyor?

Bu tip "psiko-immünolojik" so­runlar yeni değil... Sovyet araştırma­cıları 20'li ve 30'lu yıllarda, savunma güçlerinin de beyin tarafından yöne­tildiğini kanıtlamaya çalışmışlardı. Bu bakış açısına şimdi yeniden eğiliniyor; çünkü araştırmalardan, hor­monların ve nöropeptitlerin savunma hücrelerini etkilediği anlaşılıyor. Ti­mus bezi ve dalak gibi bağışıklık sis­temi organlarının ve bazı tekil bağı­şıklık hücrelerinin sinir sistemine doğrudan "bağlı" oldukları görülü­yor. Bağışıklık hücrelerinin anlaştığı temel maddeler de beyni etkiliyorlar. Bilimciler yine de akıl, ruh ve bede­nin savunma mekanizması arasında­ki diyaloğun biyokimyasal yönünü tam anlamıyla bilmiyorlar. Savunma hücrelerinin ne kadar şaşırtıcı işler yapabildiğini de ancak yeni yeni an­lamaya başladılar.  

 

Bazı öğrenme süreçleri alerjiye yatkınlığı arttırabiliyor

Örnek olarak, Kanadalı araştırma­cıların farelerle yaptıkları bir deney gösterilebilir. Araştırmacılar, fareler­de önce tavuk proteinine alerji ya­rattılar. Sonra da, farelere bu alerjik maddeyi iğneyle verdikleri sırada ka­feslerin yanında sürekli Rolling Sto­nes müziği çaldılar. Bir süre sonra farelerde rock müziğine karşı alerji belirdi ve müziğin ilk notaları duyulduğu anda fareler alerjik şok yaşa­maya başladılar...

Şimdi Wagner'in veya İbrahim Tatlıses'in müziğine alerji duyduğu­nuzu söyleyebilirsiniz. Bu tip bir alerji, tabii ki immünolojik bir tepki değil. Ama farelerde yapılan deneyin gösterdiği gibi, insanlarda da bazı öğrenme süreçleri alerjiye yatkınlığı arttırabiliyor. Doktorlar bu durumu astımlılarda ve besin alerjisi olan in­sanlarda gözlemliyorlar. Deneylerde, psişik düzeyde pek etkilemeyeceği söylenen saman nezlesi bile yönlen­dirilebiliyor.  

 

Saman nezlesi deneyi

Avustralya'daki Newcastle Üni­versitesi araştırmacıları, işte bunu kanıtlamış bulunuyorlar. Saman nez­lesi olan bir grup deneğin burun de­liklerine, durumu açıkladıktan sonra, polen solüsyonu sıkmışlar. Hastalar, beklendiği üzere, burun çekme ve hapşırma hummasına tutulmuşlar. İki gün sonra bu deneyin tekrarında araştırmacılar, pipetlerin içine polen solüsyonu yerine tuzlu su koymuşlar. Deneklerin bazılarının burnu, tuzlu suyla da akmaya başlamış. Akıntıyı incelediklerinde, hastaların gerçekten alerjik tepki verdiklerini saptamış­lar. Araştırmacılar hastalara deney­den önce pipetin içinde tuzlu su ol­duğunu, ama bunun da saman nezle­sine yol açabileceğini söyledikleri için, belki bu bilgi yüzünden, belki de sadece pipeti gördükleri için has­talarda yine saman nezlesi başla­mış...

 

Psikolojik baskıların yarattığı alerjiler

Bazı araştırmacıların, bağışıklık sisteminin bu esnekliği karşısında, alerjilerin sadece içsel bir nedene bağlı olduğunu söylemeleri belki de doğru... Marburg Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışan ve "Psiko-der­matoloji" dalında dünyanın saygın hekimlerinden biri olan Dr. Uwe Gi­eler, cilt alerjileri ile ruhsal durum arasındaki bağlantıları onbeş yıldır araştırıyor ve cildin, bazen ruhu ra­hatlatan kapakçık işlevini gördüğünü belirtiyor.

Dr. Gieler'e göre, hücre üzerinde çalışanlar ve biyokimyagerler, yakın­da psişik süreçlerin bağışıklık siste­mine "geçişlerini" açıklayabilecek­ler. O zaman bir kadının neden özel­likle balayı gezisinden önce altın yü­züğüne alerji geliştirdiğini bileceğiz. Veya sınavdan önce hem annesinden hem babasından içinde nikel olan bi­rer kol saati alan öğrencinin, neden sadece annesinin hediye ettiği saati takınca alerji geliştirdiğini öğrene­ceğiz.

Dr. Gieler'in hipotezi de bütün psi­kosomatik hastalıklarla uğraşanların­ki gibi: Hasta bedenin bazen verdiği işaretleri ruh algılayamıyor veya al­gılamak istemiyor. Beden, bastırıl­mış korku veya dile getirilmeyen öf­ke işaretleri verebiliyor. Örnek ola­rak, kadınlarda görülen alerjik par­mak kaşıntıları, hastaların "ellerini bağlı bulmalarından" kaynaklanıyor. Nörodermitli erkeklerin yüzündeki kırmızı yaralar, eşlerine verdikleri "bana dokunma" sinyali olarak yo­rumlanıyor. Bu yüzden hasta ile dok­torun beraberce, alerjinin, hastanın hayatındaki rolünü iyi araştırmaları ve tanımlamaları gerekiyor. Bu bilgi bile alerjilerin gerilemesine neden oluyor.

Dikkat edilmesi gerekenler, psiko­lojiye "hobi" olarak ilgi duyan kimseler... Astımlı veya nörodermitli hastalara, alerjilerini aslında kendi­lerinin yarattığını söyleyen bu tip ki­şiler, hastaları olumsuz etkiliyorlar.  

 

İnsanın yapısı mı hastalığı belirliyor,

 yoksa hastalık mı insanın yapısını şekillendiriyor?

Alerji hastalarının, insanlar arası yakınlık ve uzaklıktaki dengeyi ko­rumakta zorlandıkları da söyleniyor. Alerjiler, sembolik düzeyde de bu özelliğe uygun düşüyor; çünkü, alerjik tepkiler ciltte ve mukozada or­taya çıkıyor. İnsanlar arası yakınlığın olup olmayacağının veya yakınlığa tepki duyulup duyulmadığının işaretlerini böylece cilt vermiş oluyor.

Günümüzde araştırmacıların kesin olarak bildikleri birşey var: İnsanın yapısının mı hastalığını belirlediği, yoksa hastalığın mı insanın yapısını şekillendirdiği temelde birbirinden ayrılamıyor. Ağır nörodermitli ço­cuklar, ciltlerinde acı duydukları için, kimse tarafından okşanmak is­temiyorlar. Bu reddediş de karakte­ristik yapılarını oluşturuyor...

Alerji konusunda pek çok hipotez ama, çok az kanıt bulunmasına rağ­men, psikoallergologların bazı görüşleri diğer hekimler tarafından ka­bul görüyor. Örnek olarak Dr. Gi­eler, alerjilerle endüstri çağı arasın­da doğrudan ilişki bulunduğunu sa­vunuyor ama, bu fikrin ancak diğer kuramları destekleyebilmek için dü­şünülmesini de öneriyor. Alerjik hasta sayısının gittikçe arttığı ülke­lerde sadece tek tip çevre kirliliği ol­madığını; endüstri çağının insanının yalnızlaştığını ve bu insanların psi­kolojik "terk edilmişlik" içerisinde yaşadığını da belirtiyor.  

 

Çevre ilişkilerinin azalması ve iletişim bozuklukları

Gerçekten de günümüz insanı, es­kiye oranla, iş dünyasında tek başına savaş veriyor, parçalanmış ailelerde yaşıyor ve eş seçmek yerine bekar yaşamayı tercih ediyor. Araştırmalar, modern insanın çevre ilişkilerinin azaldığını ve iletişim bozukluklarının son hızla arttığını gösteriyor. Bu tip sosyal yetersizliklerin immünolojik hastalıkları etkileyip etkilemediği, alerji konusunda sorulan en önemli sorulardan biri. Havuca alerjisi olan bir insanın aslında gösterdiği, çevre koşullarına duyduğu tepki ve güven­sizlik olamaz mı?

 

Dışarıdaki tehlike

Bu tip sorulara kesin cevap verile­miyor ama, herhangi bir hastalığın tedavisinde, hastanın akıl ve ruh du­rumunun da dikkate alınması iyileş­me sürecini olumlu etkiliyor. Yine de artan alerji oranlarını sadece sos­yo-psikolojik faktörlere bağlamak, çok tek yanlı düşünmek anlamına geliyor. Hamburg'lu araştırmacı Dr. Werner Maschewsky'nin belirttiği gibi, genellikle insanın alerji hastası olup olmayacağım iç dünyası belirle­miyor. Belirleyici faktör, aldığı hava gibi, bir dış dünya faktörü oluyor...

 

Papua-Yeni Gine örneği:

Papua'nın doğusundaki yüksek platoda astım, 1970'lere kadar bilin­miyordu. Astım, bu tarihlerde bazı köylerde yoğun biçimde görülmeye başladı. Sydney Üniversitesi'nden Keven Turner ve ekibi bu durumun nedenlerini araştırınca, Papualılar'da­ki alerjik astımın, yeni yatak kültü­ründen kaynaklandığını buldular. Pa­pualılar, yerleşik ev düzenine geçtik­ten ve bildiğimiz yorganla örtündükten sonra, yataklarda görülen toz bö­ceklerinin dışkısının nefes yollarında alerjik astım yarattığı anlaşıldı. Yeni yatak kültürüne geçmeselerdi, yerli­lerin alerjik potansiyellerinden ha­berleri bile olmayacaktı.

 

Japonya örneği:

Sedir ağacı ormanlarının bulundu­ğu bölgedeki nüfusun yüzde 5'i, sedir polenlerine karşı alerjik... Bu bölge­nin yoğun trafikli kesiminde ise, aynı alerjiye sahip olanların oranı yüzde 13... Bu sonuçları bulan Tokyo Üni­versitesi allergologlarına göre, hasta­lardaki saman nezlesinin yaygınlığı­nın nedeni, polenlerden çok egzos gazları...

 

Almanya örneği:

Hamburg Üniversitesi araştırmacıları, okula yeni başlayan çocuklar­dan, trafiği yoğun bölgelerde oturan­ların çok yüksek düzeyde saman nezleli veya astımlı olduklarını gör­düler. Bu çocukların günde ortalama bir saat yoğun trafikli bölgede yürü­düklerini saptadılar. Ayrıca, bu ço­cukların gitmiş oldukları yuvanın da, yoğun trafikli bir bölgede bulunduğu saptandı. Egzos gazlarındaki madde­lerden hangisinin bu kadar zararlı ol­duğu ise bilinmiyor.

Alerji araştırmaları hem çok zor hem de çok pahalı... Egzoslardan çı­kan gazlarla solunum yolları alerjileri arasındaki ilişkiyi araştırmak bile yıllarca sürüyor ve çok pahalıya geli­yor. Alerjileri çözücü etki yapan binlerce maddenin varlığını düşün­düğümüzde de, içinden çıkılmaz bir durum beliriyor.

 

 

Çağdaşlaşmanın bedeli

Soluduğumuz havanın kalitesi, sa­dece alerjikler için değil, hepimiz için önemli ama, bu konuda, varolan teknolojiyi bile yeterince kullanmıyoruz. Motorlu taşıma yerine raylı taşımaya ağırlık vermek gerekirken, bu yolları geliştirmek için para ayrıl­madığı gibi, insanlar toplu taşımacı­lık yerine motorlu taşıtlar satın alma­ya özendiriliyor. Kimyasal maddele­rin endüstriyel kullanımında, alerji yaratabilecek maddeler yasaklanmı­yor.

 

Besin endüstrisi

Besin endüstrisine gelince; örne­ğin, peynir üretiminde, alerji çözücü küf mantarları, küf proteinleri ve en­zimleri kullanılıyor. Küf mantarı ise, her üç alerji hastasından birinin aşırı tepki verdiği bir madde... Alerjiler konusundaki bilgiyi günlük hayata geçirmek için hiçbir düzeyde çaba gösterilmiyor. Tarımda böcek öldü­rücü olarak kullanılan ilaçların ter­kibinde alerji yaratan birçok madde var ama, bu ilaçlar da hiç dikkate alınmadan kullanılıyor.

Kısaca, teknolojik gelişmeden ya­rarlanmak iyi... İyi ama, her gelişme­nin karşılığını bedensel sağlığımızla ödüyoruz....

 

Ülkemizde alerji çocuklarda sıkça görülüyor...

Alerji ülkemizde en çok tekstil işkolunda çalı­şanlarda ve ev akarlarının, yani "mite"ların yoğun bulunduğu yerlerde yaşayan insanlarda rastlanıyor. İlkbaharda yayılan çiçek polenleri ve hayvan tüyleri ise alerjinin ikinci büyük ne­deni... Alerjinin ülkemizdeki seyri ile ilgili ola­rak görüştüğümüz Göğüs Hastalıkları ve Alerji uzmanı Dr. Zeynep Şahin şunları söyledi:

"Ülkemizde alerjinin ortaya çıkışındaki en önemli faktör, alerjenler ve çevre koşulları... Bir o kadar da genetik faktörler rol oynuyor. Ülkemizde de in­sanların ailevi olarak alerjiye eğilimi var. Fakat ülkemizde alerjik olayla­rın başını ev akarlarının, yani ev tozu böceklerinin yoğunluğu çekiyor, ilk­baharda ortaya çıkan polenler ve küf mantarları ile hayvan tüyleri ise ikin­ci sıradaki alerji nedeni...

Bölge değişiklikleri, yani coğrafi konumlardan dolayı meydana gelen ısı ve nem farklılıkları da alerjinin ortaya çıkmasında etken... Ülkemizde de tüm dünyada da olduğu gibi alerjik hastalıklar yaygın. Ülkemizde nüfusun yüzde 20'sinde bu saydığımız nedenlerden dolayı alerjik hastalıklar var. Bu arada hızla artan endüstrileşme nedeniyle de çevremizdeki kimyasal madde artışları hızlanıyor. Çevre düzeni değişiyor; insan vücudu da buna belli bir reaksiyon gösteriyor. Ayrıca, çeşitli sektörlerde çalışan insanlar, kullanılan hammaddelerden dolayı alerji olabiliyor. Sentetik maddelere karşı ülkemizde tesbit edilen alerji oranı, doğal maddelere oranla daha az... Tekstil iş kolunda çalışan işçilerde, alerjik durumlara son günlerde sıkça rastlanır oldu. Buna ilave olarak, yünlü ürünlerle ve kumaşlarla uğ­raşanlarda da alerjiye rastlanıyor."

Ülkemizde alerjinin tanımlanması ve yaş grubu konularında ise Dr. Zeynep Şahin,

“Türkiye'de genellikle alerji küçük yaşlarda ortaya çıkar. Birçok hastada alerji 5 yaşından önce tesbit edilir. Bununla birlikte alerjiye irriton maddeler nedeniyle çeşitli yaş gruplarında da rastlanmaktadır. Bölgeler arasında sayısal olarak büyük bir fark yok. Ülkemizde alerji ko­nusunda psikolojik durumun önemi var. Psikolojik hastalıkların tabanı çok geniş. O nedenle alerjik hastalıkların yayılmasında da bozulan ruhsal denge önem taşıyor. Örneğin, halen tedavisini yürüttüğüm bir hastamda psikolojik alerji bir TV filmi seyrederken ortaya çıkıyor. Hastamın seyretti­ği filmde tozlu bir yolda patinaj çeken arabanın tekerleğinden çıkan tozlar ekrana geliyor. Bunları gören hasta öksürmeye başlıyor. Alerjik kişileri çabuk ve sıkı bir takibe almak gerekli. Özellikle çocuk yaştaki hastalar ih­mal edilmemeli"

diyor... Dr. Şahin, sıkça rastlanan alerjik şok durumları için ise şunları öneriyor:

"Deri döküntüsü, göz kapaklarının veya dudakla­rın şişmesi, vücuttaki diğer değişikliklere bağlı olarak şişmeler, nefes alıp verirken göğüste hırıltı veya ıslık sesi, alerjik ödem ve solunum yetersizli­ği alerjinin başlıca belirtileri. Solunum yetersizliği hayati tehlike gösteren bir bulgu. Bu nedenle, öncelikle solunumu kolaylaştırmak ilk yapılacak iş. Bunun ardından zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulma­lı... Hekimler bu gibi durumlarda adrenalin, antihistaminik kortizon gibi ilaçları acilen uygularlar. Ayrıca, tedavi sonrası mite'lerin bulunduğu or­tamlardan uzak durulmalı..."  

 

Kaynak : Focus Mayıs 1995 sayısından "Alerji" başlıklı yazıdan alınmıştır.  Paragraf başlıkları yazıya ilave edilmiştir.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin.
Bu posta 1575 defa okundu