• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Kanser en çok neyi sever? PDF Yazdır E-posta
Yazar Haldun   
Salı, 23 Haziran 2009 19:50
 Kanserin beslenmesine izin vermeyin! Bilim adamları kanser hücrelerinin
en sevdiği yiyeceğe karşı uyarıyor... Bu "tatlı" yiyecek ne mi? Okuyun, şaşırın... International Wellness Directory'den alınan bu ilginç ve güzel yazının Türkcesi 15 Aralık 2006 tarihinde iyibilgi sitesinde yayınlandı Kanser en çok neyi sever?

 

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir. 1930'lu
yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı
bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o
kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel ödülü kazandırmıştır.
Otto Warburg'a göre kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun
normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz – anaerobik- hücre
solunumuyla yer deÄŸiÅŸtirmesidir.

 

Warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser,
normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal
hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır.
Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.

 

Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma
(fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur. Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha fazladır.


Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:
Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde
çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini
beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye
başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini
saÄŸlayamazsa...

Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de
yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki
bağlantıyı görmüştür. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin
gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez
çünkü şeker kanseri beslemektedir.

 

Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki
doktorunuz kanseri tedavi edecek kiÅŸinin siz deÄŸil, kendisi olduÄŸunu
düşünmektedir. Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur ama geri kalan
parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey
öğrenmemiştir. Aslında 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluşlarından biri,
beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!!!!


Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer
terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri 'Laetrile'dir. Kaşeksili
hastaların yüzde 50'den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran
hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.

 

Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir "akıllı bomba"
üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir
kaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya
geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için
kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli
bölgedir.


Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin
ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki
enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin ÅŸeker sevdiÄŸini
aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!

 

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil. Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz.

 

Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu,
yapılan araştırmalarla kanıtlandı. Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi
(FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine "Sağlığa
zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır."
ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer
tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar
arasında. (Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir
ibare yok).

 Kaynak: International Wellness Directory

 Prof. Dr. Ahmet Aydının yorumu

 Şekerli gıdalar nasıl kansere neden olur?

 Aslında  Nobel Tıp Odülünü alan Alman Otto Warburg  yıllar önce (1931)
kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizmasının
olduÄŸunu (oksjenli metabolizma yerine oksijensiz metabolizma) ve ÅŸekerin
kanserli hücreleri beslediğini göstermiştir (1).

 Aşırı şekerli gıdalar yemek insülin direncine yani hiperinsülinizme yol
açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF) bağlayıcı
protein-1 ve -2 (IGFBP-1 ve IGFBP-2) sentezini azaltarak serbest IGF-1
düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokular için potent bir
mitojeniktir. Yani hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak
kansere neden olur (2-4).

 Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?

İngiltere'de 1815 de 5 kgcıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri
tüketimi 1970de 50 kg'ın üzerine çıkmıştır (5). 1970-2000 yılları arasında
ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litredaha fazla şekerli
meşrubat tüketmişlerdir.

Türkiye'deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile
çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin
niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

  • Un ve ÅŸekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
  • Hiçbir ÅŸekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
  • Katkı maddesi ilave edilmiÅŸ, paketlenmiÅŸ gıdaları yemeyin. TaÅŸ devri
    diyetini uygulayın.
  • Bol taze sebze ve meyve yiyin
  • Yeterli omega-3 alın; ayçiçeÄŸi, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi
    yağları  diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal
    hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
  • Kefir, yoÄŸurt, turÅŸu, sirke, nar ekÅŸisi ve boza gibi probiyotiklerden
    (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
  • Özgür dolaÅŸan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
  • Pastörize sütlerden mümkün olduÄŸunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.
  • Mümkünse maNda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoÄŸurt, peynir)tercih edin.
  • Günde iki diÅŸ sarımsak ve/veya 1 baÅŸ kuru soÄŸan tüketin.
  • Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin
  • YeÅŸil ve siyah çay tüketin (ÅŸekersiz!)
  • Streslerden uzak durun
  • İyi uyuyun.
  • Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.
  • D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir ÅŸekilde güneÅŸlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
  • Yeteri derecede egzersiz yapın
  • Aşırı alkol kullanmayın
  • İşlenmiÅŸ soya ürünü yemeyin.
  • Yemekleri geleneksel yöntemler (buÄŸulama, buharda piÅŸirme) ile piÅŸirin.
  • Turbo fırınlar da kullanılabilir.
  • Hızlı piÅŸirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.
  • Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin.
  • Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
  • Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

 Prof. Dr. Ahmet AYDIN

İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.

Çocuk Sağlığı  ve Hastalıkları ABD

Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı



Bu Haber 94 defa okundu.
 
English French German Italian Portuguese Russian Spanish Turkish

Bizi Takip Edin

Facebook Twitter Friendfeed

Ziyaretçiler

Kimler Online

Åžu anda 18 ziyaretçi Ã§evrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün1357
Dün11447
Bu Hafta48222
Bu Ay128209
Toplam1733950

Dosya Yükle


Valid CSS!