*Kanserin zakkum ile tedavi edildiğine 46 yıl boyunca kimseyi
inandıramayan Dr. Ziya Özel, bu formülü ile ABD patent alıp tıp tarihine
geçti.*
Zakkumun kanseri tedavi ettiğini söyledi durdu. Ürettiği formülün patentini
ABD'den aldı. Ama ona kimse inanmadı.
Dr. Ziya Özel, kansere karşı zakkumdan geliştirdiği tedavi yöntemi ile
ortaya çıktı. Türkiye'de tıp çevreleri demediğini bırakmadı. O şimdi ABD'de
dünya tıp tarihine geçti.
Dr. Ziya Özel 46 yıl zakkumun kanseri tedavi ettiğini söyledi durdu.
Ürettiği formülün patentini ABD'den aldı. Ama ona kimse inanmadı. 81
yaşındaki Özel, ilaç üretme çalışmalarının Amerika'da sürdürüldüğünü
söylüyor. Ama kendisi öyle yılmış ki 'Artık ne hasta bakmak ne de mücadele
etmek istiyorum' diyor
Dr. Ziya Özel'in adını pek çoğumuz ilk kez bundan 20 yıl önce duyduk.
1988'de katıldığı bir televizyon programında kansere zakkumla çare bulduğunu
anlatmıştı. 1962'de Muğla'da tanıştığı bir bitkiyi incelemeye başlayan Özel
o yıllarda kendi deyimiyle 'Türkiye'yi dünyanın en zengin ülkelerinden biri
yapacak olan bir buluş'a imza attığına inanmıştı. Çünkü Özel bu bitkinin
kanser üzerindeki etkilerini keşfetmişti.
Ne olduysa tam da Özel'in bu bilgileri tıp dünyasının hizmetine sunmak
istemesiyle oldu. Onun için 'Şarlatan' ve 'Haddini bilmez' diyorlardı. Adı
artık tedavisinin esasını oluşturan bitkiyle birlikte 'zakkumcu Ziya' olarak
anılır olmuştu. Çalışmaları uluslararası düzeyde bilinir hale gelse hatta
ABD'de ilaç üzerine çalışmalar başlasa da Türkiye'de hak ettiği itibarı
bulamadığını söylüyor. Tüm yaşadıklarını yakında yayımlanacak bir kitapta
toplayan Özel 'Tek derdim bu ilacı yaparak Türk insanını korumaktı. Tek
başıma bu kadar başarabildim. Artık hasta bakmıyorum' diyor.
- Neden başka bir bitkiyi değil de zakkumu incelemeye başladınız?
- Ben cerrahım. 1962'de Muğla Hastanesi'ne tayin oldum. Tatil günlerimde
civar köyleri geziyordum. Oralarda köylülerin cilt kanseri olan yerlerine
zakkum yapraklarını koyduklarını gördüm. Ankara Hıfzıssıhha'da bir araştırma
yaptım ve orada Fransızca bir kitap gördüm, içinde şöyle bir cümle vardı:
'Olaender bitkisinin (zakkum) terkibi tam araştırılsa bir ilaç hazinesi
olduğu görülür.' Acaba bundan ilaç nasıl yapılır diye araştırmaya başladım.
O sırada bana cilt kanseri bir hasta başvurdu. Kadını ışın tedavisine
gönderdim ancak gitmedi. Zakkumun usaresinden bir pomat hazırladım, yaraları
iyileşti. Sonra araştırmaya başladım.
'SEN KİM OLUYORSUN' DEDİLER
- Bu arada hasta kabul etmeye başladınız değil mi?
- Hiç istemiyordum ama akın akın hasta geliyordu. Hatta dönemin Tarım Bakanı
İlyas Karagöz'ün bir yakını son umut olarak bana geldi. Midesini açtım ama
hemen kapattım çünkü kanser her yerini sarmıştı. Eczacılık ve ziraat
fakültelerinde okuyan iki oğlu vardı, onlara babalarının çok kısa bir ömrü
kaldığını anlattım. Ama onlar yaptığım çalışmayı babalarına uygulamam için
ısrar ettiler. Epey bir iyileşme oldu ama uzunca bir süre hastadan haber
alamadım. Aradan bir buçuk sene geçti, bir adam geldi ve 'Ben mide kanseri
olan hastayım' dedi. Adam sapasağlamdı. Doğru yolda olduğumuzu anladım.
- Bu çalışmaları meslektaşlarınızla ilk ne zaman paylaştınız?
- Bütün hastaları, vakaları topladım ve 1973'te Tıp Günleri Toplantısı
Kongresi'nde anlattım. Orada 'Elimde kansere iyi geldiğini tespit ettiğim
bitkisel bir ekstre var. Bu, bugüne kadar kullanılan kanser ilaçlarına
benzemiyor. Ne saç döküyor, ne kan değerlerini düşürüyor. Hiçbir yan tesiri
yok' dedim. Yani ilk kez kanserde bağışıklık sisteminin altını ben çizdim.
Ama ertesi gün kıyamet koptu. 'Sen kim oluyorsun?' dediler.
- Sonra ne oldu?
- Türkiye'deki şartlar böyle bir bilginin kabul görmesini engelledi. İlk
televizyona çıkışım zaten öyle oldu. Orada yaptığım sunumu haberlerde
yayınladılar. Bu hakaretlerden sonra yine de çalışmalarıma devam ettim.
1988'de bir haber programa çıkardılar. Birkaç gün sonra da üç saatlik bir
açıkoturuma çıktım. 'Söylediğinizin hiçbir geçerliliği yok' dediler.
RAPORU AÇIKLAYAMADIK
- Televizyonda tartıştığınız hekimlerin karşı çıktığı nokta neydi?
- Bu kişilerden biri o dönem Türk Tabipler Birliği ikinci başkanıydı.
'Zakkumun kanser üzerinde hiçbir etkisi yok. Buna ait Hacettepe Tıp
Fakültesi'nde Dinçer Fırat'ın bir araştırması var' dedi. Ben 'Dinçer Fırat
literatürden bulduğu bilgilerle TÜBİTAK'a bir rapor verdi. Benim çalışmamla
alakası yok' dedim. 'Bilim adamı yalan söylemez' dedi. Televizyon
programında bu şahıslardan biri 'Bağışıklık sistemine etki eder demek önemli
bir iddia. Kim bilir hangi uydurma laboratuardan bu raporu aldınız? Sandoz,
Roche gibi önemli şirketlerden alsanız öper de başıma koyarım' dedi.
Programda dönemin Sağlık Bakanı Bülent Akarcalı da vardı.
Akarcalı'nın çantasında da Sandoz'un bizim ilaç üzerine yaptığı araştırmanın
raporu vardı. Ancak üzerinde gizlilik damgası bulunuyordu. Dolayısıyla
açıklayamadık. Bir süre sonra bir gazete Sandoz'un raporunu yayımladı. Sonra
gazeteciler bu hekime gidip 'Sandoz bu araştırmayı yaparsa öpüp başıma
koyarım demiştiniz' dediler. Bu kez o hekim 'Sandoz'a ben kırmızıbiberi
yollasam içinde iki tane immün sistemini etkileyen madde vardır diye rapor
verir. Onların yaptığı çalışmaya güvenmiyorum' dedi.
Formülü evinin mutfağında üretti patentini ABD'den aldı
- Zakkumla ilgili yurtdışındaki çalışmalar nasıl başladı?
- Bu ilacın dünya önüne çıkması için aşılması gereken çok merhaleler vardı.
Bunlar benim maddi gücümün çok ötesinde şeyler. Mesela patent konusunu
Türkiye'de bilen yok. Patent için ABD'ye başvurduk. Eğer yararı ve
kullanılabilirliği ispat edilmezse ABD'den patent alamazsınız. Bizim
patentimiz altı yılda çıktı.
Oğlum başvuruyu 1986'da yaptı. Patent için yaptığım çalışmayı bir bilimsel
dergide yayımlatmamız gerekiyordu. Daha bilgileri bırakır bırakmaz bir
dergiden arayıp oğluma 'Kansere ilaç bulmuş olamazsınız. Böyle bir şey olsa
Türkiye köşeyi döner. Böyle bir çalışmaya önce devletiniz sahip çıkar. Siz
doğru söylemiyorsunuz' demişler.
Bu cevap karşısında çok müşkül durumda kaldık. ABD'de yayımlanan yazarını
hiç tanımadığım bir kitapta Bitkisel Ajanların Kansere Etkisi başlığı
altında zakkumu anlatıyor ve bizim ilacımız olan Anvirzel'den şöyle
bahsediyor: '25 yıl önce Türk doktor Ziya Özel zakkumdan toksik olmayan
Anvirzel'i elde etti. Özel kendi ülkesinde kabul görmedi. Çalışmak için
evinin mutfağını kullanma mecburiyetinde kaldı. 1992'de ABD'den patent aldı.
494 hastasını tıp kongrelerinde takdim etti.'
İLACIN SAHTESİNİ ÜRETEN HONDURAS KÖŞEYİ DÖNDÜ
- Türkiye'de hala çalışmalarınıza ilgi gösterilmiyor mu?
- Dünya tıp literatürüne ismim geçti. Ama Türkiye hala ilgisiz. Memphis'deki
Danny Thomas Araştırma Merkezi benim formülümü incelerken Türkiye'den Sağlık
Bakanlığı oraya 'Bu adam sahtekar' diye yazı gönderdi. 1996'daki bu
araştırma kesildi. Bulduğum formülden üretilen Anvirzel adlı ilaç İrlanda'da
kullanılıyor. İrlanda beni davet etti, oradaki doktorları yetiştirdim.
Honduras'ta bu ilacın sahtesi yapılıp satılıyor, köşeyi döndüler. İrlanda
Tıp Birliği'nin şeref üyesi oldum. Ama Türkiye'de mesleğinin 50. yılını
dolduran hekimlere verilen Türk Tabipler Birliği plaketini bile bana layık
görmediler.
- ABD'deki çalışmalar ne durumda?
- İlacın patentini aldık. Faz I denemeleri tamamlandı. Ama faz II için
anlaşacak hastane ve onun imkanlarını karşılayacak bir şirket bulunması için
çalışmalar devam ediyor.
İLACIMLA KANSER OLAN KARDEŞİMİ VE KENDİMİ TEDAVİ ETTİM
Türkiye'de olduğu gibi dünyanın her tarafında kanser ilacının bulunmasını
engelleyecek karşı teşebbüsler olacağını hesap edebilirsiniz. Kemoterapi
sektörü trilyon dolarların döndüğü bir piyasa.
Kız kardeşim tiroit kanseri oldu, teşhisini ben koydum. Ameliyatını ben
yaptım. Şu anda hiçbir şikayeti yok. Ben de kanser oldum. Yüzümde bir ben
çıktı. Kanserli olabileceğinden şüphelendim. Aldırdıktan sonraki tahlilde
cilt kanseri çıktı. Dört buçuk ay kendime iğne yaptım ve iyileştim.
Şu anda televizyonlarda yalan yanlış o kadar çok şey söyleniyor ki
bitkilerle ilgili. Türkiye'deki duruma üzülüyorum. Kanserli hasta artıyor.
Beyin tümörlerinde artış var, bunu cep telefonlarına bağlıyorum.
Çok sayıda hekim hastam oldu. Ama onlar da seslerini çıkarmadı.
O kadar çok hasta iyileştirdim ki sayısını bile hatırlamıyorum
- Yılmadınız mı hiç uğraşmaktan?
- Bu suali beni gören herkes sorar. Fakat bir hastanızı iyileşmiş sapasağlam
görünce size mücadele etmek için yeniden güç geliyor. Size ölüm halinde
hastalar geliyor ve siz kendi gözlerinizle onların iyi olduğunu
görüyorsunuz. Ondan sonra bu mücadeleyi nasıl bırakacaktım ki... Ama artık
hasta kabul etmiyorum.
Bir kişi tek başına Türkiye'ye yetmez. Binlerce kanserli hasta var. Tedavi
ettiğim kişilerin sayısını hiç bilmiyorum. İyileştiğinden haberim olmayan
onlarca hasta var. Bazen tesadüfen öğreniyorum. Bir kitap yazdım, şu anda
yayınevleriyle görüşme halindeyim, yakın zamanda yayımlanacak. Şimdilik adı
Dr. Ziya Özel ve Zakkum Gerçeği. Kitapta bütün hayatımı ve yaşadığım her
şeyi yazdım.
- Bundan sonrası için beklentiniz nedir?
- Gönül ister ki bir kuruluş bunu sahiplenip, piyasaya çıkaracak hale
getirsin. Dünya ne yapıyor en azından bunu incelesinler. Honduras'ta bu
ilacın etkileri ne olmuş, İrlanda'da Hepatit C tedavisinde bu ilaçtan nasıl
bir netice almışlar. Ona baksınlar. Benden bu kadar; yoruldum ve bıraktım.
Günün birinde bu ilaçlar yurt dışından ithal edilecek. Eğer daha evvel
harekete geçebilseydik Türkiye'nin kimseye borcu kalmazdı.
Kaynak: Star PazarBu posta 1572 defa okundu


