Y.Müh.Refik Mor
Yeminli Tercüman ve Çevirmen
Neumünster-Meclis
üyesi-CDU
Neumünster 25 Aralık 2008
OYUN BITTI, GAME OVER, DER SPIEL IST AUS !!!!!!!!
ERMENİ DİASPORASININ GÜNCELLEŞTİRİLMESİ NDEN KORKTUĞU AVRUPA
ADALET
DIVANI'NIN (AAD) NİHAİ KARARI
• Ön
bilği
• Konuya
giriş
• Kararın Türkce
çevirisi
• Kararın Almanca
aslı-AAD birinci
dairesinin-
• Kararın
Fransızca aslı-AAD dördüncü dairesinin nihai
kararı-
• Kararın Almanca
aslı-AAD dördüncü dairesinin nihai kararı-
• Ön bilgi
Merkezi Lüxemburg"da olan Avrupa Adalet Divanı- AAD,Avrupa birliği üyesi
Ülkeleri arasında, AB hukukunu ilgilendiren konularda son sözü söyleyen
kurumdur.
Adalet Divanı'nın görevi, Avrupa anlaşmalarının yasaya uygun biçimde
yorumlanması ve uygulanmasını sağlamak. Üye devletlerin anlaşmalarda
öngörülen yükümlülükleri yerine getirip getirmediklerine karar vermek,
ulusal mahkemelerin başvurusu üzerine topluluk hukukuna ilişkin çeşitli
konuların yorumlanması ya da geçerliliği hakkında ön kararlar almak
yetkileri arasında.
Hukuki bir işlemin tartışmalı bir konu doğurması halinde ulusal
mahkemelerden herhangi biri Avrupa Adalet Divanı'ndan ön karar
isteyebiliyor. Ancak bunun yapılabilmesi için üye devlette daha yüksek bir
temyiz mercii bulunmaması gerekiyor. Ve Divan kararı bağlayıcı oluyor.
Avrupa Adalet Divanı(AAD), merkezi Strazburg'da olan ve Avrupa
konseyi'nin
bir kurumu olan Avrupa Insan Hakları Mahkemesi (AİHM)
ve merkezi Lahey'de
olan Uluslararası Adalet-UAD- ile
kariştırılmamalı dır
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),
uluslararası bir teşkilat olan
Avrupa Konseyi'ne bağlı olarak
kurulmuş uluslararası bir mahkemedir.
Mahkeme, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleriyle güvence
altına alınmış
olan temel hakların çiğnenmesi durumunda bireylerin,
birey
gruplarının, tüzel kişiliklerin ve diğer devletlerin,
belirli usulî
kurallar dahilinde başvurabileceğ i bir yargı
merciidir. Avrupa Konseyi'ne
üye olan ve aralarında Türkiye,
Rusya, Sırbistan, Gürcistan ve
Azerbaycan'ın da bulunduğu 47
Avrupa devleti, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin yargı
yetkisini tanımaktadır.
Uluslararası Adalet Divanı-UAD- :UAD,
BM'nin başlıca yargı organıdır.
Uluslararası Adalet Divanı'nın
merkezi Hollanda'nın Lahey kentindedir.
Genel Kurul ve Güvenlik
Konseyi'nden seçilen 15 yargıçtan oluşur.
Yargıçlar değişik
ülkelerden seçilir, böylece dünyadaki değişik hukuk
sistemlerinin
temsil edilmesi sağlanmaya çalışılır.
Divanın yetki alanı, bir
uluslararası uyuşmazlıkta taraf olan ülkelerin
kendisine
getirdikleri davalar ile BM Antlaşması'nda ya da
yürürlükteki
uluslararası antlaşmalarda özellikle öngörülmüş
konuları içine alır.
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, BM
Antlaşması'nın (BM Şartı) ayrılmaz
bir parçasıdır ve Adalet
Divanı'nın çalışma esaslarını belirler.
• Konuya giriş
Aşağıda Türkce çevirisini yaptığım AAD-nihai kararı, bu konuda,
başta şu
anda tozu dumana katan 'özür diliyoruz' kampanyasını
yürütenleri zor
duruma sokacağa benziyor.
Avrupanın en yüksek yargı organlarından olan ve milli
parlamentolarda
siyasi olarak alınan sözde Ermeni soykırımı
kararı veya kararları, en
yüksek nihai hukuki bu karar
karşısında geçerliliğini artık tamamen
kaybetmiştir.
Sivil toplum örğütleri ve politikacılar hukuki
temsilcileri kanalı ile
veya bizzat, bu kararı Federal
Almanya'nın diğer meclis üyelerine ve
basına zaman kaybetmeden
ulaştırmalıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti
dışişleri
bakanlığındaki hukuk uzmanlarının da bu konuda artık
harekete
geçmeleri ve bu meclislerin aldıkları siyasi
kararın hukuken artık hiç
bir değeri olmadığı bildirilmesi
gerekmektedir.
Kararın çevirisi AB ülkelerinin tüm dillerine
zaten yapılmiş durumda.
İhtiyaç halinde aşağıdaki adresten temin
edilebilir.
http://curia. europa.eu/ jurisp/cgi- bin/form. pl?lang=de
• Şimden sonra da herhangi
bir Avrupa ülkesi, sözde Ermeni soykırımı
hakkında karar
aldığında, yine Türkiye Cumhuriyeti dışişleri
bakanlığı
hukukcuları tarafından o ülke hakkında, AAD'nın bu
konudaki kararını ihlal
ettiğinden dolayı girişimde
bulunulmalıdır.
Demokrasinin olmazsa olmazı olan aşağıda sıraladığımız üç ayağı
vardır
(Medya'yı şu an saymayalım)
• Yasama -kanun
koyucu-(legislative )
•
yargı -mahkemeler-
(Judikative)
• yürütme
–Polis, Jandarma, asker v.s.kolluk kuvvetleri -(Exikutive)
Bu anlamda, AAD'nın bu nihai kararını-yarğıyı- kabul
etmeyenin hukukun
üstünlüğü konusunda hazımsızlığı
olduğu, böyle kişilerin de asla
demokrat olamıyacağı
belirtilmelidir.
Söz konusu davada, Avrupa Adalet Divanı'nın Ermenilere son sözü:
''Sözde soykırımı önce ispatlayın, ondan sonra tazminat
isteyin''
olmuştur.
Her ne kadar Ermeni diasporası tarafından bu dava ;
''akit dışı sorumluluktan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davası''
Olarak lanse edilse de, mahkemede bunu hak etmek için de, sözde
soykırımın
ve bu soykırımdan kaynaklanan zararın ispatlanması,
davanın ana damarını
–esasını- teşkil etmiştir. Ermeniler bu dava
ile kıyısından bucağından
göle bir maya çalmaya çalışmışlardır
ama tutmamıştır.
Bazı hukukçular bu gibi subjektif konularda, dolayısıyla
tüm siyasi
alanda doğan problemlerin mahkemelerin yetkilerinin
içine girmediğini
(doctrine of political question) iddia etseler
de, peki o zaman adama:
'AAD'ı bu davayı neden kabul etti' diye
sormazlarmı.?
Tüm medeni ceza kanunlarının mihenk taşı-çoğu zaman
birinci maddesi-
içerik olarak hemen hemen aşağıdaki gibidir.
''Nulla poena sine lege, nullum crimen sine lege''
''Kanunsuz ceza kesilmez, kanunsuz suç olmaz''
„keine Strafe ohne Gesetz, kein Verbrechen ohne
Gesetz",
Kanunsuz ceza kesilmez. Bir eylemin
cezalandırılabilinmes i ise, bu
eylemin yapılmasından
önce kesinleşmiş bir kanunla ancak mümkündür.
Diğer bir deyişle, örneğin 2000 yılında kesinleşmiş
bir
kanunla, kalkıpta 1999 yılında işlenen bir suçu
yargılayamazsı nı z.
Bu anlamda, Ermeni'lerin şu andaki soykırım hukukunu,
siyasi
zorlamalarla geçmişe uyğulamaya kalkmaları, abesle
iştigaldir.
Böyle hallerde, kanunun makabline şümul yasağı veya yeni
Türkce ile
söyleyecek olursak: Geçmişe uygulama yasağı vardır.
(Rückwirkungsverbot) .
Gerçi bazı hukukcular insanlığa karşı işlenen suçlarda hukukun
geçmişe
uygulama yasağının geçerli olamıyacağını v.s.
savunuyorlarsa da, şu anda
henüz bu konuda herkesin bir noktada
birleştiği kesinleşmiş uluslararası
bir karar bulunmamaktadı
r.
İspat yükünün davacıda olduğu bu davada, sözde Ermeni
diasporası,
kendilerinden istenilen 'sözde ermeni soykırımı'nı
ispatlama konusunda,
siyasi söylem ve iddiadan başka hiçbir
varlık gösterememişlerdir
Bu ''tazminat'' davasının
kazanıldığını ve bir de ondan sonra koparılan
velveleyi
düşünebiliyormusunuz. Bu dava kazanılsa idi, anında EMSAL
dava
olarak kainata ilan edilirdi ve sonucunda
ise:
• Türkiye Cumhuriyeti
AB'ne üye olması için, önceden Ermeni
soykırımını kabul etmek
mecburiyetinde kalacaktı.
•
AAD'nın bu nihai kararı EMSAL karar olarak gösterilip,
Ermenilerin
ardı arkası kesilmeyen isteklerinin yanı sıra,
Türkiye'den birşeyler
koparmak isteyen bazı devletlerin siyasi
santajları..v. s ile karşı
karşıya gelinecekti.
AAD'nın rededtiği T-346/03, C-18/04 P Esas sayılı davanın 25
nolu
gerekcesinde, hakim aynen söyle demektedir:
25.((Hüküm vermenin)) şartına gelince; davacıların
gerçekten somut olarak
zarara uğramış olmalarının tesbit edilmesi
gerekir. Davacıların dava
dilekcesinde talep ettikleri,
şahıslarının ve Ermeni cemaatinin uğradığı,
genel tarifi ile
yetindikleri sözde manevi zararın ispatı konusunda, ki
davacılar
bu konuda ne kapsamı, ne de varlığı hususunda
zerre
kadar somut bilği sunmuş değiller.
Davacılar bununla, kendilerinin
gerçekte, somut
olarak zarar görüp görmedikleri hakkında
mahkemenin
hüküm verebilmesi için yeterli bilği
verememişlerdir. (AAD'nın bu konuda
2 Temmuz 2003 tarihli
T-99/98, Hameico Stutgart /konsey ve komisyon davası
kararı ve
komisyonun no.68 ve 69, Slg.2003, II-0000 emsal kararları)''
Yine, iddianamenin 10.cu numarasında
Davacilar:
10. Davacılar ayrıca, bir çok temel insan haklarının, özellikle
4.Kasım
1950 yılında Roma'da
imzalanan insan hakları ve temel özgürlükleri
koruma altına alan
Avrupa sözleşmesinin 3. ve 8. maddesine dikkat
çekerek,
burada sözü edilen, özel yaşam
hakkının
kutsallığı, aşağılayıcı veya insanlık dışı
Muameleye tabi tutulmama
haklarının ihlal
edidiğini, savunmaktadırlar.
Hakim ise, bu iddiaya istinaden aşağıdaki cevabı vermiştir
21.Temel hakların sözde ihlali konusunda ise, (yukarıdaki 10.
numaraya
bakınız) davacıların,
böyle temel insan haklarının ihlali iddiası
ile sınırlı
kalıp, bunun davalı organlara atfedılen suç ile ne
kadar
ilğili olduğunu açıklayamamasını belirtmek
yeterlidir.
Olayların gelişimi:
Tarih 20 Temmuz 1987'da Avrupa parlamentosu C-190 esas nolu
larari ile,
Ermeni sorununun siyasi çözümü hakkında bir karar
alır ve bir dizi
''çözüm'' önerir.
Yıl 1999.
AB ve o anda başbakanı sayın Bülent Ecevit
olan Türkiye Cumhuriyeti,
Türkiye'nin AB'ne üyelik için
aday olup olamıyacağı
konusunda
restleşmektedirler.
Başbakan Ecevit
Avrupalıların restini görür ve 'bizi istemeyeni biz hiç
istemeyiz
' der ve nihayet, o hatırlayacağınız sahnelerle Başbakan
sayın
Ecevit ertesi gün apar topar Helsinki'ye davet
edilerek, Türkiye'nin AB
üyeliğine adaylık kararı
verilir
Bunun üzerine adeta çileden çıkan Ermeni diasporası:
-20 Temmuz 1987 tarihli Avrupa parlamentosunun C-190 esas nolu
kararına
atıfta bulunarak- ''Türkiye önce Ermenilere yaptığı
soykırımı kabul etsin,
ondan sonra üyeliğe adaylık statüsü verin,
aksi takdirde AB akit dışı
sorumluluğunu zedelemiş olur''
diyerek,
• Avrupa Parlamentosu'
na,
• Avrupa Birliği
Konseyi'ne ve
• Avrupa
Birliği Komisyonu'na karşı
Avrupa Adalet Divanı'nda-AAD' nında- dava açar.
Bu dava, AAD'nın birinci dairesi tarafından 17 Aralık 2003
tarihinde Esas
No: T-346/03 kararı ile rededilir. Ermeni
diasporası bunun üzerine temyize
gider ve
AAD'nın dördüncü dairesinde görülen temyiz davası,
17.04.2004 tarihinde,
C-18/04 P Esas nolu nihai karar ile
yeniden rededilir ve bu nihai
kararla Ermeniler ayrıca 30.bin
Avro'luk mahkeme masrafını da ödemeye
mahkum edilirler
• Kararın Türkce çevirisi
Y.Müh.Refik Mor
Yeminli tercüman ve çevirmen, Neumünster
/meclis üyesi-CDU
AAD'nın birinci dairesinde, 17.Aralık 2003 de
görülen davanın Türkce
çevirisi:
AVRUPA ADALET DİVANI
BİRİNCI DAİRESI
K A R A R I
17.ARALIK 2003
Esas No T-346/03
Şansolye
H.Jung
Başkan
B.Vesterdorf
Hakim
P.Mengozzi
Hakim
E.Ribeiro
Davacı
Gregoire Krikorian, Bouc-Bel-Air (Fransa)
ikametli
Davacı
Suzanne Krikorian Bouc-Bel-Air
ikametli
Davacı
Avrupa Ermeni Birliği, Marsilya
(Fransa)
Vekili
Av. P. Krikorian
Davalı
Avrupa
Parlementosu
Vekili
R.Passos ve A.Baas, Tebligat adresi Luxenburg
Davalı
Avrupa Birliği
Konseyi
Vekili
S.Kypriakopoulou ve G Marhic
Davalı
Avrupa Birligi
Komisyonu
Vekili
F.Dintilhac ve C. Ladenburger. Tebligat adresi
Luxenburg
Dava
'Birliğin akit dışı sorumluluğu ve
davanın
esassızlık
(gerekcesizlik) konumu '
Davacı, verdiği manevi tazminat dava dilekcesinde, güya,
özellikle de
Türkiye Cumhuriyetine Avrupa Birliğine girmesi için
adaylık statüsü
tanındıgından dolayı, zarara ugradıklarını beyan
etmiştir.
1. 1915 de Türkiye'de
yaşayan Ermenilere yapılmış olan soy
kırımını kabul
etmeyi redettiği halde, Türkiye Cumhuriyetine
Avrupa
Birliğine girmesi için üyeliğe adaylık statüsü
tanındıgından dolayı, güya,
özellikle kendilerine maddi
zarar verildiğini beyan eden davacılar,
9.Eylül 2003
tarihinde mahkemeye ulaşan dava dilekcesinde aşagıda
sözü
edilen tazminat davasını açmışlardır.
2. Davacılar dilekcesinde
ayrıca,
• Avrupa
Parlementosunun 18.Haziran 1987 tarihli, Ermeni sorununun
siyasi
çözümü konusunda aldıgı kararının, (Esas: C-190, resmi
gazete
sayfa 119)Avrupa Birliği için de hukuken bağlayıcı
olduğununa,
• Davalıların,
birlik hukukunu vasıflı olarak , davacılara zarar
verecek
şekilde ihlal edip
etmediğine,
• Davallıları,
her davacıya bir Euro, tazminat olarak ödemeye
mahkum
etmeye,
•
30.000 Euro mahkeme masraflarının faizi ile birlikte olmak
üzere,
davalılara yüklenmesine,
3. Davacılar ayrıca, mahkemeye
9.Ekim 2003 tarihinde ulaşan geçici
tedbir kararı
alınmasını istediği özel dilekcesinde de,
davalılardanTü
rkiye Cumhuriyetinin Avrupa Birliği üyeliği
statüsünün incelenmesinin
ertelemesini ve
görüşmelerin tekrar başlaması için
ise, bu
devletin sözü edilen soykırımının önce kabul etmesinin,
karara
bağlanmasını talep etmiştir.
Kararın
gerekceleri
Tarafların beyanı
4. Davacıların görüşüne göre,
Avrupa Birliği için akit dışı
sorumluluk gerektiren ilk durum,
Avrupa Konsey'inin Türkiye Cumhuriyeti'
ne 10 ve 11
aralık 1999 Helsinki'deki (Finlandiya) toplantısında,
resmi
olarak Avrupa birliği üyeliği statüsünü
verirken, bu devletin, sözü
edilen soykırımı önceden
tanıması şartına bağlamaması ile hasıl olmuştur.
Davacılar
ayrıca,Türkiye Cumhuriyetinin üyelik ortaklığından
fadalanarak,
küçümsenmiyecek yardımlar alarak, geriye dönüşü
olmayan üyeliğe doğru
yol alabileceğine dikkat
çekmektedirler. Bu konuda çeşitli kaynaklar
göstermektedirler.
Örneğin Konseyin 26 Şubat 2001 tarihli Türkiye
ile
yakınlaşma ştratejisi çerçevesinde Türkiye'ye yardım
konulu(EG)
390/2001
nolu kararnamesi ve bilhassa üyeliğe
hazırlık hakkında 17 Aralık 2001
tarihinde konseyin (EG)
Nr.2500/2001 (Abl.L 58, S 1) nolu kararnamesi.
Ayrıca(EWG)
No.3906/89, (EG)No.1267/ 1999,(EG) no.1268/1999
ve(EG)No.555/
2000 (ABl.L342,S 1) ve yine konseyin 8.Mart
2001 2001/235 sayılı
kararları. (ABl.L85, S13)
5. Bu sebeplerden dolayı da, davalı
organlar Helsinki kararını ayan
beyan bir şekilde ihlal etmiş
olmuşlarmış. Avrupa Parlamentosunun bu
kararı, Türk hükümetinin
sözü edilen soykırımını kabul etmemesini, Türkiye
Cumhuriyeti'
nin AB'ne olası üyelik statüsünün görüşülmesinde, aşılması
mümkün
olmayan bir engel olarak görüyormuş.
6. Davacılara göre, 1987
yılında alınan parlamento kararı, aynı
zamanda tavsiye ve
mutelaa olarak hukuki sonuçlar oluşturabilecek,
hukuki bir
eylemdir.
(AAD'nın13 Aralık 1989 tarihli C-322/88 esas nolu
Grimaldi kararı,
Slg.1989, 4407). 1987 ylında alınan bu
parlamento kararının, Görüşülen bu
davada hüküm oluşturduğu
(inkişaf ettigi) veya parlamentonun sıradan
işlerinin çerçevesini
aşan, hükümler oluşturacak boyutta olduğu
savunulmaktadı r.
(AAD'nın 2 Ekim 2001 tarihli T-222/99, T-327/99 ve
T-329/99 esas
nolu kararları, Martinez /Parlamento, Slg. 2001,
II-2823).
Parlamento , sözü edilen soykırımının önceden
tanınmasını şart koşan bu
kararı ile, Türkiye
Cumhuriyeti' ne, kamu oyu önünde olağanüstü üyelik
şartları
koymuştur, denmektedir.
7. Davacılar, 1 Haziran 1987
tarihinde uzlaşılmış Avrupa Birliği
Dosyasının yürürlüğe girmesi
ile 237 EWG/akit maddesinin yürürlükten
kalktığını
hatırlatarak, parlamentonun artıkTürkiye Cumhuriyeti'
nin
üyeliğine karşı gelme selahiyetine sahip olduğuna dikkat
çekip,
parlamentonun artık şimden sonra Avrupa Birliği
hakkındaki onaylayıcı
mütaalasının, akitin 49.maddesine
göre vermesi gerektiğini beyan ederek,
1987 deki parlamento
kararının bu tarihten sonra, yani 20 Temmuz 1987
tarihinde
yayımlandığını ve bundan dolayı ancak bilğileri
olduğunu
özellikle vurgulamışlardı r.
8. Bundan dolayıdırki, 1987
deki parlamento kararı davacılarda,
parlamentonun Türkiye
Cumhuriyeti' nin üyeliği söz konusu olduğunda veto
hakkını
kullanacağı doğrultusunda haklı bir güvenç doğurduğu veya
genel
olarak ifade etmek gerekirse, şüpheli soy kırımını
onlar tarafından
(Türkiye Cumhuriyeti) tanınmadığı müddetce,
Avrupa Birliği
organlarıTürkiye Cumhuriyeti' nin üyeliğinin
incelenmesine karşı geleceği
kanısı hasıl olmuş.Yukarıda
4.numarada sözü edilen hususlar da haklı
güvencenin ihlali olarak
beyan edilmektedir.
9. Davacılar, Avrupa Birliğinin
kendi kendisini ((kusursuz)) davranış
ve başarı sorumluluğu
ile mükellef tuttuğunu, oysa ki, burada birlik
hukukunun kafi
derecede vasıflı ihlalini ispat etmek için, 1987
parlamento
kararının önğördüğü kriterlerinin hafifden dahi
olsa ihlal edildiğini
tesbit etmek yeterlidir, denmektedir.
.
10. Davacılar ayrıca, bir çok temel insan haklarının, özellikle
4.Kasım
1950 yılında
Roma'da
imzalanan insan hakları ve temel özgürlükleri koruma
altına
alan
Avrupa
sözleşmesinin 3. ve 8. maddesine dikkat çekerek, burada
sözü
edilen, özel yaşam
hakkının kutsallığı, aşağılayıcı veya
insanlık
dışı
Muameleye
tabi tutulmama haklarının
ihlal edidiğini,
savunmaktadırlar.
11. Davacılar en nihayet olarak, Ermeni toplumunun
üyesi ve de sözde
soykırımdan
kurtulanların zürriyetleri olarak manevi zarara
uğradıklarını
iddia
etmektedirler.
12. sözü edilen soykırım gerçeği hatırlanıldıgında ve
tüm Ermenilerin
onurunu
oluşturan tarihi gerçek hakkındaki kaygı da
göz
önünde bulundurulduğ unda, davacılar, davalı kurumların
davranışının
onurlarını yaraladığını iddia etmektedirler. Bu
soykırımı, Ermeni halkının
kimliği ve ermeni tarihinin
vazgeçilmez bir parçası olduğundan,
davacıların kimliği, davalı
kurumların davranışlarından dolayı, tamiri
mümkün olmayan bir
biçimde zarar gördüğü iddia edilmiştir. Eger sözü
edilen soykırım
gerçeğinden şüphelenilirse, nihayetinde Ermeni
toplumunun
kendisini düşük değerli hissetmesine ve
marjinalleştirilmesi ne yolaçacağı
beyanında bulunulmuştur.
Türkiye Cumhuriyetinin tutumunun davacıyı
adeta kanı helal ilan
ederek, onları ikinci sınıf magdur sınıfına soktuğu
beyan
edilmiştir. Bu durumun davacıyı, çok derin bir
haksızlığa
uğramışlık hissi ile doldurduğu ve yasını
dahi yeterli
derecede tutamadığı belirtilmiştir.
Gereği düşünüldü, mahkemenin takdiri:
13., Eger bir davanın, alenen, hertürlü hukuki bir
dayanağı yok ise,
Mahkeme, mahkemenin 111. yargılama
hükmüne göre yargılamayı devam
ettirmeyerek, hüküm verip,
gerekceleri ile karara bağlıyabilir.
Mahkeme, dava dilekcesini göz önünde bulundurarak, davalı
kurumları
dinlemeden ve sözlü duruşmayı
açmadan da, sözkonusu davanın
gerekçeliliği hakkında karar verecek durumda oldugu
kanaatindedir.
14. Daha önce verilen emsal kararlara göre, Avrupa
birliğinin akit dışı
sorumluluğu,
birliğin 288.maddesinin 2.paragrafında
belirlenmiş
olup,
bir sürü
şartların yerine getirilmiş olmasına baglıdır. Yani
buna
göre,
Kurumlara atfedilen
kanun dışı davranış ile gerçekte var olan ve
telafisi
istenen (madi ve manevi) zarar arasında sebep-sonuç
ilişkisinin
olması gerekmektedir. (Bu konudaki AAD'nın:29
Eylül 1982, esas
no.26/81, Oleifici MediteraraneiEWG,
Slg.1982, 3057, Randnr.16 ve yine 11
Temmuz 1996, esas
no.T-175/94, Internatıonal Procurement
Servıces/kommı ssıon,
Slg.1996, II-729,II-1343, Randnr.30. ve yine 11
Temmuz 1997
esas no. T-267/94,Oleifici İtaliani/Kommission,
Slg.1997,II-
1239, Randnr.20, emsal kararlarıdır).
15. Bu şartlardan herhangi birisinin yerine getirilmemesi
durumunda,
birligin akit dışı sorumluluğunu belirleyen geriye
kalan diğer sartlara
bakılmaya gerek görülmeden, dava tümden
rededilir.(Bu konuda AAD'nın 14
Ekim 1999 tarihli esas
no.C-104/97 P, Atlanta/Avrupa Birliği,Slg.1999,
I-6983, Randnr.65
kararı).
16. Davacılar burada, birincisi, 10 ve 11 Aralık 1999 tarihinde
Avrupa
konseyinin Türkiye Cumhuriyeti' ne Helsinki'de AB'ne üye
olabilme
statüsünü vermiş olması ve digeri ise,Türkiye
Cumhuriyeti' nin bu
konumdan çıkar elde etmiş olması hususu
olarak, birliğin akit dışı
sorumluluğunun devreye girmesi
gerektiği, iki husus belirtmektedir.
17.Türkiye Cumhuriyeti' nin Avrupa birliğine üyeliğe
adaylık statüsünün
tanınmasına gelince; bu kararın, EG'nin
7. maddesi gereği birliğin
organı olmayan, avrupa
konseyinin tasarrufunun sonucu olduğunu tesbit
etmek
gerekir. Kaldıki, 14.cü numarada belirtildiği gibi,
yalnız
birliğin organı olan bir kurumun davranışı, akit dışı
sorumluluğu
doğurabilir.Bundan dolayıdır ki, Türkiye
Cumhuriyeti' nin Avrupa
birliğine üyeliğe adaylık
statüsünün tanınmasının, birliğin akit
dışı
sorumluluğunu doğurduğu gerekcesinin rededimesi
gerekir.
18. Davacılar burada, Türkiye
Cumhuriyeti' nin Avrupa Birliği ile olan
ortaklığından
yararlanmasını n, 1987 de alınan karara ters düştüğünü
ve
davalı organın davranışının hukuki geçerliliğinin
olmadığını,
savunmaktadır.
19.1987 'de alınan kararın, saf siyasi
bir açıklama içeren, her
an parlamento tarafından tekrar
değiştirilebilinecek bir döküman
olduğunun tesbitini
yapmak yeterlidir. Bu sebeplerden dolayıdır ki, bu
kararın,
kararı alanlara karşı hukuki bağlayıcılığı olmadığı gibi,
hele
hele diğer davalı orğanlara karşı da hiç bir bağlayıcı
hukuki sonuçlar
inkişaf ettirmez.
20.(yukarıda 19"da) yapılan bu tesbit, davacılarda
haklı olarak
oluşabilecek; ''bundan sonra artık AB-organları,
Avrupa Parlamentosu' nun
1987 'deki kararının içeriği
doğrultusunda hareket edecekler'' hissini
bertaraf etmek için
yeterlidir. (Bu anlamdaki AAD'nın 11 Temmuz
1985
tarihli 87/77, 130/77, 22/83, 9/84 ve 10/84, salerno /
avrupa komısyonu ve
Avrupa konseyi davası ve Slg.1985,
2523, no 59 ve 28 Kasım 1991
tarihli Esas no C-213/88 ve C-
39/89, Lüxemburg/Parlamento davaları,
komisyonun Slg. 1991,
I-5643,no.25 kararı).
21.Temel hakların sözde ihlali konusunda ise, (yukarıdaki 10.
numaraya
bakınız) davacıların, böyle temel insan
haklarının ihlali iddiası ile
sınırlı kalıp, bunun davalı
organlara atfedilen suç ile ne kadar ilgili
olduğunu
açıklayamamasını belirtmek yeterlidir.
22 .Bu arada, bir şeyi de zikretmek gerekir ki, o da,
davacıların
neden-sonuç ilişkisini belirleyen şartların yerine
getirildiğini açıkca
ispatlıyamadığıdır.
23. Sürekli veilen yargısal (emsal) kararlara göre, sözü edilen
organların
işlediği sözde hata ile, iddia edilen zarar arasında,
neden-sonuç-iliş
kisi olması mecburiyeti olup, bunun
da ispat yükü davacıya aittir.(AAD'
nın 24 Nisan 2002
tarihli, esas no.T-220/96, EVO/Rat davası kararı ve
Komisyonun
Slg.2002, II- 2265, no.41 ve orada yapılan karar
alıntısı)
Ayrıca,sözü edilen organın hatalı davranışı, bu
zararın
doğmasına doğrudan ve tayin edici neden olması
gerekmektedir. (AAD'nın 15
Haziran 2000 tarihli, esas
no.T-614/97, Aduanas Pujol Rubıo /konsey
davası
kararı ve Komisyonun Slg.200, II-2387,no.19 kararı ve AAD'nın
T-16
Haziran 2000 tarihli, esas no.T-611/97,
T-619/97
Transfluvia/ konsey davası kararı ve komisyonun
Slg.2000, II-2405, no.17
ve AAD'nın 12 Aralık 2000 tarihli esas
no.T-201/99 Royal Cruıses /konsey
davası kararı ve komisyonun
Slg. 2000, II-4005, no. 26 kararı. Temyiz
edilen bu karar da,
ayrıca AAD'nın 15 Şubat 2002 tarihinde verdiği, resmi
gazetede
yayınlanmamış olan Royal Olympıc Cruıses/Konsey ve
Komısyon
davasında esas no.C-49/01 nihai kararı ile tasdik
edilmiştir.)
24.Davacıların dava dilekcesindeki gerekcelerinden, iddia edilen
manevi
tazminatın, suçlanan organların davranışlarından değil
de,
Türkiye Cumhuriyeti' nin sözde soykırımı tanımadığından
kaynaklandığı
anlaşılmaktadır. Davacılar bununla, davalı
organlara atfedilen suçlu
davranışın, iddia edilen zararın
ortaya çıkmasında, doğrudan ve tayin
edici bir unsur olduğuna
dair hiç bir ispat ortaya koyamamıştır.
25.Davacıların gerçekten ve somut zarar görmüş
olduklarını gösteren
deliller konusuna gelince; davacılar,
dava dilekcesinde genel ifadelerle
Ermeni birliğinin
uğradığı manevi zararın talebi ile sınırlı
kalmış
olup, ne bu konuda, ne de şahsen kendilerinin
ugradıgı zararın kapsamı
hakkında zerre kadar dahi delil
gösterememiş
olmalarıdır
Davacılar bununla, kendilerinin gerçekten ve somut
olarak
zarar görüp görmedikleri hakkında mahkemenin hüküm
verebilmesi için
yeterli bilği verememişlerdir. (AAD'nın bu
konuda 2 Temmuz 2003 tarihli
T-99/98, Hameico Stutgart /konsey ve
komısyon ((Emsal))davası kararı ve
komisyonun no.68 ve 69,
Slg.2003, II-0000 kararı)
26.Davacılar bu konuda, açıkca, birliğin akit dışı sorumluluğunun
olduğunu
İspatlıyamamışlardı r.
27.yukarıdaki nedenlerden dolayı tazminat davasının açıkca
esassız olması
itibariyle reddine.
Masraflar :
28. (Yargılama) masraflarının, yarğılama usülünün 87.ci maddesinin 2.ci
parağrafına göre, dilekce vererek, davayı kaybedene
ödettirilmesine,
29.Davacıların, davaya cevap dilekcesini ve masraf
dilekcesini mahkemeye
ibraz etmeden önce, şu
anki dava hakkındaki karar, yarğılama usülünün
111.ci
maddesine göre veriliyor. Onun için, mahkemenin herhanği
olağan
üstü bir durum tesbit ettiği durumlarda
masrafları paylaştırabileceğ i,
yargılama usülünün 87.ci maddesinin 3.
parağrafının uygulanmasına,
30.Davacıların mahkemeyi kaybeden olduklarından, masrafların
onların
tarafından ödenmesine,
Bu sebeplerden dolayıdırki;
1.davanın reddine,
2.yargılama masraflarının davacılar
tarafından ödenmesine,
AAD'nın (Avrupa Adalet Divanı'nın) birinci dairesi tarafından
Karar vermiştir.
Lüxemburg. 17.Aralık 2003
Şansölye Başkan
H.Jung
B.Vesterdorf
Not:16 Ocak 2004'de temyize verilen bu dava, yine 29.Ekim 2004
tarihinde,
AAD'nın dördüncü dairesi tarafından Fransız dilinde
görüşülmüş ve Esas No:
C-18/04 P ile reddedilerek nihai karar
verilmiştir.
powered by SitelinkxBu posta 426 defa okundu






