KKTC’DE SEÇİM VE “Truva Atı” SENDROMU
Mustafa Nevruz SINACI
Şurası mutlak ve muhakkaktır ki; Anavatan Türkiye, Türk dünyası veya KKTC’nin her neresinde yahut hangi kurumunda olursa olsun AB lehine bir tavır, taraf, tutum ve sempati hali ve haleti içinde bulunmak;, Medeniyetin banisi (kurucusu), hak, adalet ahlâkı, hürriyet, hukuk ve medeni siyaset’in hamisi (koruyucusu) Türk milleti adına affedilmez bir cehalet, gaflet; bilinçle fiil ifa ediliyor ise, faili dalâlet ve alenen ihanet içinde demektir!...
Şu kadar ki; AB’ye karşı olmak, kendi içine kapanmak ve kapılarımızı asla dünyaya kapatmak değildir. Bilakis Türk medeniyeti cihanşümul, kültürü evrensel ve bireyleri bütün dünya ülke ve insanları ile temas ve teati, alış-veriş, ticaret, mütekabiliyete dayalı siyaset ve daimi barış, meşveret kaidesi üzerine kuruludur.
Kural olarak iş bu ilkeler ve çerçeve dışına çıkmak soy ve medeniyetimize ihanettir.
Mezkür “alenen ihanet” vaziyeti şu aşamada özellikle ve bilhassa KKTC’de varittir.
Üstelik bu yeni de değildir. “tek birlik ve tek egemenlik” gibi akıl dışı bir kalkışma, ütopya, soy düşmanlığı, hezimet tellâllığı, Rum-yunan ve AB karşısında kompleks, soykırım ve katliam ile malul düşman karşısında zaaf ve hezeyandır. En doğrusu ve açıkçası: Düşman adına, milli hudutlar dâhilinde örtülü (gizli, ajan provokatör sıfatıyla) siyaset yapmaktır.
TC’de son elli yıldan beri, Kıbrıs’ta ise, bilhassa 1989’dan itibaren illegal (gizlice), 2002 yılından itibaren de menşei AB ülkeleri ve TC olan köstebek, dönme-devşirme, dâhili-harici bedhaht, koza ve kriptolar sayesinde “milli dava” by-pas ve paspas edilerek KKTC, Yunan’a peşkeş çekilmiştir.
Müsebbiplerin tamamı Türk düşmanı, Rum-Yunan tohumu ve “Truva Atı”dır.
AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN, LAFA BAKILMAZ
Geriye doğru, Talat dönemi son beş yıl ve Dr. Rauf Denktaş’ı tasfiye operasyonları nın yoğunlaştığı (ondan önceki) yıllara şöyle bir bakalım:
Bu süreçte GKR çete yönetimi tarafında Türk izleri, tarihi eser ve isimleri tüm alan ve unsurlarıyla silindi. Vakıf, imaret, cami, türbe, han, hamam, Türk konakları, cadde, sokak, dağ, tepe isimleri kalmadı. Kaldırıldı. Sanki asırlar boyu orada Türkler ve Müslümanlar hiç yaşamamış gibi, insanlık, ahlâk, hak, adalet ve hukuk dışı sinsice, alçakça, haince bir silme, yok etme ve karartma operasyonu yaşandı.
Rum-Yunan bununla da yetinmedi!.. Türk düşmanlığı bütün okul ve aileleri sardı. Kitaplar ve yayınlara ilmik, ilmik işlendi. Körpe beyinlere, genç nesillere ve bütün dünyaya “Türk düşmanlığı” odaklı yalanlar, iftiralar ve uydurma masallar aşılandı, pompalandı. Tüm kurum, ev, sokak ve caddelere adeta “Türk ve Müslüman düşmanlığı” kazındı, nakışlandı!..
Buna mukabil; Talat’ın inisiyatif aldığı günden buyana Türk tarafı, halkı ve toprağı kamu vicdanını derinden yaralayan, aşağılayan, ürküten ve “geleceğe yönelik olarak” kaygı yaratan, korku veren bir taciz, maddi-manevi, yerel, ulusal ve uluslar arası tecavüz ve sürekli düşmanca kampanyalar ile saldırılara maruz kaldı.
Türkçe, cadde, sokak, şehir ve köy isimlerine savaş açıldı.
Güneydeki (Rum tarafında) Türk Camii ve imareti alçakça tahrip ve yok edilirken, Türk tarafındakiler inadına imar, restore ve inşa edilerek AB’ye nispet, dalkavukluk, yataklık ve Yunan’a yağcılık yarışına girildi.
Mütekabiliyet “mutlak bir şart, vatani, insani ve hukuki görev” olmasına rağmen, ısrarla riayet edilmeyerek, adeta Rumlar lehine bir “fedakârlık ve feragat” yarışına girildi. Başta louzidiu olmak üzere; Anadolu insanının parası ve KKTC halkının istikbali “onursuzca, soysuzca ve şuursuzca” peşkeş çekildi. Türk’ü Rum’a mecbur, mâhkum ve muhtaç etmek kastıyla ekonomi çökertildi. Hiç gereği yokken Lokmacı kapısı açıldı. Türk Ordusu’na karşı kin ve düşmanlık duyguları tahrik edildi. İzolasyonlara karşı ciddi, etkili ve güçlü bir tepki gösterilmedi. Bazen Maraş ve bazı Türk toprakları alçakça pazarlık konusu yapıldı. Rum’un AB’ye verdirdiği ulufelere rıza gösterilerek, yalan, hayal ve hüsran peşine düşüldü.
Bu tam bir gaflet, dalalet ve hıyanettir.
Eğer seçimde “TRUVA ATLARI” Talat ve yandaşları KKTC’den sökülüp atılmazlar ise; Bu cehalet, gaflet ve dalaletin bedeli “ENDÜLÜS GİBİ” çok ağır ödenecektir. Dahası; Gerçekte büyük bir yalan, sahtekârlık, aldatma ve kandırmaca olan “Annan Planı” ile “iki millet tek devlet” aldatmacası “hain tuzak” uğruna Kıbrıs Türk halkı daha binlerce rezillik, küstahlık ve alçaklık düşmanlığa katlanmak zorunda kalacaktır.
Bunların hepsi bir düşmanlığın, alçaklık ve küstahlığın eseri…
Düşünün bir kere!...
Niçin? Kongrelerinde ‘İstiklâl Marşı” çalınmayıp, Ermeni şarkıları ve sirtaki söylenen CTP’nin adayı Mehmet Ali Talat’ı AB-D dostları, Rum-Yunan tarafı ve Türk düşmanları destekliyor da!... UBP gibi milli tandanslı, Türk ruhlu ve “MÜCAHİT” referanslı “namuslu, dürüst, ilkeli, onurlu ve sorumlu Başbakan Derviş EROĞLU” na, düşmanca karşı çıkıyorlar?.. Neden ve niçin?.. O’na Türk dünyası, Anavatan ve KKTC’nin sağduyu, akıl, ilim-irfan, adalet ve özgürlük yanlıları sahip çıkıyor?...
Çünkü: KKTC’nde “özgürlük, güvenlik ve mutluluğun teminatı” Derviş Eroğlu’dur.
RUMLARIN KORKUSU
“Eski Rum lider yaklaşmakta olan mukadder gerçeği açıkladı...
Glafkos Klerides, Kıbrıs sorunun kısa sürede çözülmemesinin, KKTC'nin milli devlet varlığının tanınmasını gündeme getireceğini söyledi ve ''Birkaç yıl sonra tanınma da gündeme gelecek. Kıbrıs Rum tarafı bir B planı oluşturmalı. Özellikle de seçimleri Derviş Eroğlu'nun kazanması halinde, gerekli tedbirler mutlaka alınmalıdır'' dedi. İşte Rum’un korkusu budur.
Temennimiz odur ki:
KKTC seçmeninin sağduyusu galip gelir, özgürlük, refah ve güvenlik tutkusu Truva Atları’nı tasfiye eder ve Kıbrıs Türk’ü AB sendromundan, izolasyonlardan, esaret, abluka ve sözde “medeniyet” adına uygulanan vahşet, ıstırap ve kuşatmadan ebediyen kurtulur.
Lütfen Unutmayınız!.. “Türk demek: Türk’çe düşünmek, Türk’çe konuşmak ve Türk’çe yaşamaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene…” (Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk)
***///***
MODERN ÇILGIN TÜRKLER
Mustafa Nevruz SINACI
Halk Partisi zihniyetinin saat: 9’u 5 geçe sökün eden karşıdevrimi, müteakip devrimler ve sonraları on yılda bir “ince ayar” bahanesiyle vaki darbeler!.. Giderek askeri cunta, sivil sulta, vesayet, saltanat derken kabaran can-mal faturaları… Mülkün teminatı olmaktan çıkan adalet ve organize işlerle iştigal güçlerin eline geçen hükümetler! Sonuçta tamamı işçi-köylü, memur-esnaf ve emeklinin ıstırap ve çilesiyle fakir-fukara, garip-guraba; Kutsal emeğin gerçek sahibi /üreten insanlar tarafından ödenen fahiş bedeller!..
Ülkemizin bu günlere kadar gelebilmesinin; 1938- 1950 arası ve 1960’dan itibaren her hususta tam bir alçaklıkla sabote edilmesine, engellenmesine ve “kalkınmaması-geri kalması, dipten-doruğa çürütülmesi, yozlaştırılarak çökertilmesi ve gelişmemesi için” dizginlenmesine rağmen; Bu günlere ulaşması, hayreti mucip bir süratle ve her şeye rağmen kurumlaşması;
Kurumlarını geliştirmesi, çağdaşlaştırması ve çağın (halen AB’de bile kullanılmayan) bütün ileri teknolojilerinden maharetle yararlanması, halkın emrine vermesi ve kullandırması;
Osmanlı İmparatorluğunun 223 senede yıkılabilmesine inat;
“Namuslu, dürüst, ilkeli, onurlu, sorumlu ve şuurlu” derin devlet ve dip dalga (halk) boyutunda müthiş bir “sahiplenme içgüdüsü, savunma refleksi”, gelişme, yükselme enerjisi ve sinerji dinamikleri ile (bölge hassasiyetine paralel) ”korunma konsepti” geliştirerek, bilumum ihanet şebekelerine meydan okuyabilmesi tam bir çılgınlıktır.
Modern “ÇILGIN TÜRKLERİN” eseridir. Bu gün dünyanın neredeyse bütün ülkelerinde Türk vardır. Ve tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Bir Türk dünya’ya bedel’dir” En Çılgın Türklerden biri!..
Görenlerin tam bir hayranlık, takdir (belki kıskançlık) ve gıpta ile “herkes senin gibi olsa”, “hakkın ödenmez”, “sen insanlık için çalışıyorsun” , “senin gibilerin sayısı çoğalmalı” benzeri cümlelerle övdükleri “Modern Çılgın Türklerden biri de Galip Baran’dır”
Meydanları tutmuş, tebdili-i kıyafet etmiş ve tam bir “onurlu-sorumlu yurttaş” olarak;
Egemenliğin kayıtsız (şartsız) koşulsuz sahibi olması beklenen Türk Milletini “yurdu ve milleti özden çok sevme ilkesi”ni özümsemeğe davet ediyor. O ilkenin yaşama geçmesi durumunda “Muasır Medeniyet”in aşılacağını, “yurtta barış”ın sağlanacağını, Adaletin sorun olmaktan çıkacağını, bu kadar çok polise, savcıya ve hâkim’e gerek kalmayacağını ısrarla savunuyor; “Burası Türkiye” denilerek ifade edilen sorunları önlemek için savaşıyor.
Cumhuriyeti kuran Çılgın Türklerin torunlarına, adeta yol gösteriyor:
O, hem bir halk filozofu, hem de Milli kahraman… Tam bir “Modern Çılgın Türk”
Doğuş Grubu’nun, Turgutreis Yat Limanını denizi kirleterek inşa eden ve o Limanı, trafik güvenliğini hiçe sayarak, kamusal alana tecavüz ederek işleten, önceki Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın TBMM Hizmet Ödülü verdiği, Başkanı, “Burası Türkiye bağımlısı” Ferit Şahenk gibilerle uğraşıyor. Normal, adaletli ve insanca (az kazanandan az, çok kazanandan çok, her kesin gücü nispetinde) vergi toplanamadığı için KDV, ÖTV gibi vergilerin; haksız, insafsız, merhametsiz, adaletsiz ve hukuksuzca halka salındığını söylüyor. Dünyada en pahalı benzinin tüketildiği bu ülkede; Devlet hesaplarının halka açıklanmamasına ve hükümetlerin namuslu-dürüst hesap vermemesine rağmen “gönüllü vergi ödemeğe” ve “devlet borçlarını tasfiye kampanyası” açmağa kalkışıyor.
Ancak, bu konudaki başvurusunu borç aldıkları için emir de almak zorunda olan hükümetlere kabul ettiremiyor. Hazine Müsteşarlığı’nın öngördüğü yasal düzenlemenin yapılmasını sağlayamıyor. T. C. Devletini borç batağından kurtarma girişiminde başarılı olamıyor. Başta açıklanan sözlerle övülen Modern Çılgın Türk Galip Baran, T. C. Devletini dış borç batağından kurtarma konusunda hala ısrarlı: “Emekli maaşının yarısını “gönüllü vergi” olarak ödemeğe hazırım” diyor. Egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olması, onurluluk göstermesi ve sorumluluk üstlenmesi beklenen, “içten pazarlıklı, sinsi-simsar, din tüccarı ve misyon taciri” öteki Türk milletinin takdirlerine arz olunur.
------------ --------- --------- --------- --------- --------- --------- -------
* Aman!.. Devlet sanayide bulunmaz, üretmez, ticaret yapmaz diyen; özelleştirme delisi “yalancı, talancı, hırsız-yolsuz, soysuz koza, kripto, üçkâğıtçı, peşkeşçi bedhahlara” inanma, aldanma, kanma!.. Zira “AB de devlet işletmelerinin ekonomideki ortalama payı % 42; İsveç, Norveç ve Danimarka'da % 61'dir.” (2009 bilimsel istatistik ve ansiklopedik veriler)
* BİL’Kİ!.. Türk İnsanı “altın değerinde” nadirden bir cevher gibidir. Işığa tut bak; içinde AtaTürk, namuskârlık, doğruluk, dürüstlük, diğerkâmlık, sencilik, adalet ahlâkı, bilgelik ve olgunluk, onur-erdem, ilke yoksa!... Kesinlikle sahtedir. (2002, Mustafa Nevruz SINACI)
* Cumhuriyet fazilettir, erdemdir; Fazilet'i ahlaki'ye müstenit bir idare şeklidir.
Cumhuriyet; Fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli; Seciyeli, seviyeli, yüksek ahlak ve kavi (sağlam) karakterli muhafızlar ister. (14.10.1925, Gazi Mustafa Kemal AtaTürk)
* Yeryüzü ve kâinatta; En hakiki mürşit İlim; en değerli varlık İnsan ve en büyük eser Kültür’dür. Kültür: İnsanlık, iyilik ve adalet adına “doğrusal yönde” gelişen emeller, yükselen değerler ve bizatihi medeniyettir. (2001, İKO Söylevi, Mustafa Nevruz SINACI)
* Türk demek: Türk’çe düşünmek, Türk’çe konuşmak ve Türk’çe yaşamaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene… (Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk)
* İyi, namuslu, dürüst; onurlu, sorumlu ve ‘gerçek demokrat’ olan kazansın…
____________ _________ _________ _________ _________ ___
e.POSTA : gercek.demokrat@ hotmail.com
WEB : http://mustafanevru zsinaci.blogspot .com,
POSTA : PK, 118 [ 06 442 ] Yenişehir/ANKARA
NOT : Kaynak göstermek şartıyla yazılar yayına izinlidir.
powered by SitelinkxBu posta 594 defa okundu






