SİTEDE ARA
BİZİ TAKİP EDİN
ÜCRETSİZ PROGRAMLAR

Giveaway of the Day

Anasayfa

19. yy. biterken Fransa, bütün ulusal kurumlarını sarsıp ortalığı karmakarışık yapan ve yıllarca sürecek bir dava ile kökünden sarsılmaktadır.

Ünlü "Dreyfüs Davası"dır bu. "Fransa ebediyen bu lekeyi taşıyacak!" diye değerlendirilen davanın konusu casusluktur. Suçlanan da orduda görevli yüzbaşı A. Dreyfüs'tür.

Bu suçu da binbaşı Du Paty de Clam, kafasında tasarladığı biçimde yaratmıştır. Dreyfüs'ün tüm çevresini taramış, evini altüst edip aramış; bir şey bulamayınca da, Dreyfüs'ün bütün suç delillerini "yok" ettiğine inanmıştır. Tıpkı günümüz Türkiyesi'nde İlhan Selçuk'un bilgisayarında bir şey bulamayanları n "önceden silinmiş" dedikleri gibi.

Ne ki, Tuncay Güney'in benzeri Du Paty de Clam'ın saçma sapan delillerini temel alan "savcı" Brisset "iddianame"yi hazırlar.

Buna göre Dreyfüs: Çok bilgilidir, hafızası kuvvetlidir; akıllıdır; az konuşur...

Bizim Zekeriya Öz de ne diyordu iddianamesinde İlhan Selçuk için: Az konuşur; akıllıdır; herkes ona "abi" der...

Savcı Brisset'in iddianamesine dayanılarak Dreyfüs tutuklanır: Ne için tutuklandığını, suçunun ne olduğunu "bilmez". Ama bunu öğrenmesi de aylarca sürmez. 15 gün sonra suçunun ne olduğu kendisine bildirilir.

Davadan söz edilmeye başlandığı 1894 yılının son aylarında, Fransa'nın Almanya'ya kaptırdığı Alsace-Loraine'nin acısıyla kıvranması doruğa çıkmıştır.

Yükselen milliyetçilik, beraberinde anti-semitizmi de çanlandırmış, Dreyfüs'ün Musevi olması sağcı basını ayağa kaldırmıştır. Çifte standart bir saldırıya geçerler.

Öte yanda hükümet sağcıların desteğiyle ayaktadır. Başbakan Dupuy, desteklerinin kesilmemesi için yargılamanın başlatılmasını ister. Davanın "arkasında"dır.

Ne ki, "Ben bu davanın savcısıyım!" deme pişkinliğini göstermez...

O tarihte Fransa'da "kuvvetler ayrılığı" bulunmasına, davanın askeri mahkemede görülmesine karşın, yine de "yargı"nın üzerine "yürütme"nin baskısı çöker.

Karşı koyuşlara, Savunma Bakanı delillerin "düzmece" değil "gerçek" olduğunu söyleyerek yanıt verir. Başbakan da "Bekleyin!" diye "sabır" ister; artık dava siyasileşmiştir.

Yargılama sonunda Dreyfüs suçlu bulunur. Fransa'da "ölüm" cezası siyasi suçlar için kalktığından "bir" kez "müebbet" hapis cezası verilir. Zaten savcı da, "100" yıl sonra günümüz Türkiyesi'nde olduğu gibi "üç, beş" kez "müebbet" istememiştir.

Ne var ki, bir süre sonra iddianamenin "geçersizliği" adaletin büyük "yara" aldığı, Dreyfüs'ün suçsuzluğu ortaya çıktığı ileri sürülerek, davanın yeniden görülmesi istenir.

Fransa'nın tek konusu bu davadır artık. Alsace-Loraine bile gündemden düşmüştür.

Yeniden yargılamaya karşı olan sağcı basın bütün olanaklarıyla saldırıya geçer. Figaro da onlara katılır. Söylendiğine göre Figaro 15 bin altına "satın" alınmıştır. Kala kala bir "L'Aurore" yani "Şafak" kalır, ama yalnızca "Şafak" başında "yeni" yoktur.

Davada adları geçen ve baştan beri bunun bir "maskaralık" olduğunu ileri süren Almanya, İtalya v.ö.'ler ateş püskürürler.

ABD kepçesini henüz Avrupa'ya tam daldırmadığından, ABD Başkanı'ndan: Aman yetiş "Fransa'da iç savaş çıkacak!" diye "el" atması istenmez.

Bu, ancak 100 yıl sonra "Ergenekon Davası" görülürken Türkiye için istenecekti, siyahi Başkan Obama'dan...

Yerden, gökten yüzlerce delil toplansa da, dava 12 yıl sürse de Dreyfüs aklanır.

Ama, Emil Zola'nın dediği gibi bu dava ile oluşan kara "leke"yi, "Fransa sonsuza dek taşıyacaktır!"...

Bu posta 502 defa okundu