SİTEDE ARA
BİZİ TAKİP EDİN
ÜCRETSİZ PROGRAMLAR

Giveaway of the Day

MAYA TAKVİMİ
Uzun Sayım Takvimi ( sözlükte c maddesi ) : 

Maya takvimini kanıta dayalı veya inanca dayalı olarak yorumlamanın pratik sonuçlarına gelmeden önce zamanın doğasını ve Maya takvimini özel kılan şeyin ne olduğunu ele almamız gerekiyor. Diğer bir deyişle Maya takvimi ile ilgilenmek için nedenlerimiz olup olmaması önemlidir. Neden diğer tüm takvimlerden farklı olarak Maya takviminin bir son tarihi var? Bunun cevabı, Maya takviminin diğer takvimlerden tamamen farklı bir tür zamanı ifade etmesidir. Çoğu takvim, Gregoryen, İslam, Budist ya da İbrani takvimleri astronomik döngülere dayanırlar ve sürekli devam eden bir zaman algısı getirirler. Ölçülebilir mekanik zamanı tarif ederler ki bu zamanın Eski Yunanlıların Chronos dedikleri yönüdür. Aslında modern dünyada zamanın tanınan tek yönü budur. İster ayın, ister dünyanın döngüleri olsun, isterse yalpalama döngüsü olsun, bu döngüler önümüzde ki milyarlarca yıl boyunca devam edecekler ve bu yüzden bu döngülere dayanan takvimlerin sonra ermesi için bir neden yoktur. Maya takviminin ise bir sonu olduğundan bunun mekanik zamandan farklı bir zaman türüne dayandığı ortadadır ve dolayısıyla son tarih konusuda bilince dayalı zaman çerçevesi içinde tartışılmalıdır. Bilince dayalı zaman Eski Yunan’da Kairos olarak bilinirdi ve dolayısıyla biz bunun kaynağının ne olduğunu sormalıyız. (7) 

Eğer Maya Uzun Sayımının kaynağı için bilgi bulma amacıyla eski kaynaklara gidersek bunun astronomik döngülere dayandığını asla söylemediklerini görürüz. Aksine Palenque’de ki Yazıtlar Tapınağı gibi Maya kaynaklarının açıkça söylediği şey Uzun Sayımın Dünya Ağacına ya da diğer kaynaklarda geçtiği ismiyle Yaşam Ağacına dayandığıdır.......... Evrensel Yaşam Ağacının farklı kuantum hallerini tanımlamaktadı r........ .Bu kuantum değişimlerinin arkasında olan evrenimizin merkezinde ki Evrensel Yaşam Ağacı, modern bilim tarafından ancak 2003 yılında bulundu. Onun gerçekliğinin artık kanıtlanmış olması ve sadece bir sembol veya mit olmaktan çıkması bizim tüm varoluşu anlayışımızda bir devrim çağrısıdır....... ...Pek çok insan Maya takvimi sona ererken kuantum sıçramaları bekliyor ve bunda da haklılar. (7)
 
MAYA TAKVİMİNİN SON TARİHİ
2012 Kesinlikle boş bir tarih değil ama..
 
Takvimin son tarihi 21 Aralık 2012 veya 28 Ekim 2011. Yaygın inanış 2012 ! ama bu daha medyatik ve özel bir tarih. 2011 için ve 2011 i savunanlar için bir Dünyanın sonu senaryosu yok. Felaket sever insanoğlu için bu yüzden 2012 ye inanmak daha keyif verici. Açıkcası aynı şeyi -farketmişsinizdir ki -  bizde ( eskikent.net ) yapıyoruz. 2012 sihirli bir tarih ve ilgi çekici. Yinede sadece ilgi çekici diye kimseyi yanlış yönlendiremeyiz, korkutamayız ya da endişe içine sokamayız. 2012 kesinlikle boş bir tarih değil. Üstelik daha ilgi çekici diye yanlış bir tarih olduğu anlamınada gelmiyor.
Nasa son günlerde özellikle merak ve endişe uyandıran bu tarih konusunda açıklamalarda bulundu. Açıklamada Maya takviminede yer verildi ve 2012 de sonlanması hakkında..
Maya uygarlığı çok zekiydi. Karmaşık bir takvim geliştirdi. Dünyanın bu zamana kadar varlığını sürdüreceği öngörülmediği için 2012’de sonlandırdı. Sözlerine yer verildi.
Oysa 21.12.2012 tarihi Maya uygarlığının 2013 ü ön göremediği bir tarih olmaktan ziyade, her 11 yılda bir olan güneş fırtınalarının ve 5000 yılda bir gerçekleşen gezegenlerin bir hizaya dizilmesi durumunun çakışma tarihi olması, Nasa yetkilisinin beyanının geçiştirme olduğu izlenimini yaratıyor. Aynı açıklamada bu gezegenlerin bir araya dizilmesi durumununda bir tehlike yaratmayacağı belirtiliyor.
Gezegenlerin aynı düzleme gelmesi de özel bir çekim alanı yaratmaz. Güneş fırtınaları her 11 yılda olur. Şimdiye dek dünyada bir canlıya zararı dokunmadı.
Konu ile alakalı Nasa kendi internet sitesinden yaptığı aynı açıklamada yine daha önce yaptıkları bir açıklamaya açıklık vermek için şu soru-cevap dialoğunu kullanıyor.
Ama güneş fırtınalarının Amerika’yı 1 ay felç edeceği söyleniyor? Kaynakları da NASA. Bu nasıl oluyor?
Araştırma en kötü senaryoya göre hazırlandı. Ancak basın bunu olacak gibi verdi.
Takvim konusundan hızlıca girdik ama maya uygarlığından da bahsetmek muhakkak gereklidir.
 
Kısaca MAYA UYGARLIĞI
 
Maya uygarlığı Amerika kıtasındaki Kolomb-öncesi uygarlıklardan biridir. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika'nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala'ya kadar uzanan bir bölgede hüküm sürmüştür (1).
M.Ö. 10.000 ( Tartışmalı olarak ) yıllarında kurulan medeniyet, Hernán Cortés'in ( İspanya adına Meksika'yı fetheden denizcidir ) 1542’de bölgeye ayak basmasından itibaren birçok başarısız girişimden sonra, nihayet 1697'de son Maya ve Orta Amerika kentleri de istila edildi.
 
 

Arkeologlar tarafından pek rağbet görmeyen bir görüş de James Churchward tarafından ortaya atılmıştır. Churchward’a göre Mayalar yaklaşık 12.000 yıl önce Büyük Okyanus’un sularına gömülmüş efsanevi Mu kıtasından bu kıtaya göç etmiş bir halkın torunları olduğu yönündedir (1).
Gökbiliminde son derece ileri olan maya uygarlığı "tropikal yıl"ın süresi saptanabiliyordu, takvim konusunda günümüzde kullanılanlar kadar kesin sonuçlar verecek sistemlere ve tutulma tablolarına sahip bulunuyorlardı . (1)
Mayalar kadar 2012 yılını önemli bulan bir başka medeniyette Astronomi konusunda da Mayalar kadar büyüleyici bir düzeyde keşifleri olan SÜMERLER dir.
 
SÜMERLER
 
M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında yerleştiklerinde çanak-çömlek yapmayı ve madenleri işlemeyi biliyorlardı. Aşağı Mezopotamya' da Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında Uruk, Lagaş, Eridu, Ur, Kiş gibi kent devletleri kurdular. Gelişmiş bir yapı tekniği kullanıyorlardı . Yerleştikleri kesimlerde muazzam bir sulama sistemi kurup, kanallar, barajlar ve bentlerle hem seli önleyip bataklıkları kuruttular hem de düzenli sulamaya dayalı bir tarım geliştirdiler. Tekerleği de icad eden bu toplum tarlaları öküzlerin çektiği sabanlarla sürüyorlardı.
60 rakamına dayanan seksajismal sayı sistemini kullanan Sümerler'in "sos" dedikleri bu 60'lık birim bütün zaman ve mekan hesaplarında kullanılmaktaydı ve onları bir uyum içersinde birbirine bağlıyordu. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar. Gece ve gündüzü 12'şer saate böldüler. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular. Daireyi 360 dereceye böldüler. (3)
Sümerler Uranüs, Neptün ve Pluton’u keşfetti. Ama dünyanın güneşin etrafında döndüğünü anlayamadılar. (2)( Nasanın açıklaması )
 
Bir Soru : Beş bin yıl önceki Sümer uygarlığı, bizim ancak 1930 yılında, o da teleskopla keşfedebildiğimiz, gözle görülmesi mümkün olmayan Pluton gezegeninin varlığını nereden biliyordu? Nasıl bilebilirdi? (6)
 
Marduk ( Diğer isimleri ile Nibiru,Ixion, 2001 KX76, Planet X )
Dünyanın sonunu getirecek olan gezegen.
Bu; dini kitaplarda da bahsedilen, kadim uygarlıklara kadar uzanan, teorinin bağlandığı gezegen 'Planet X' NASA tarafından önce 10. Gezegen olarak kabul ediliyor, daha sonra ismi Ixion olarak tescil ediliyor.(5)
Marduk, 36 milyar km. uzaklıkta olup, 3661 yılda bir dönerek dünyaya yakın geçiş yaptığı iddia edilen gaz gezegen. İsmini Babil tanrılarının kralı Marduk'tan alır. (4)
 
Marduk 2009 yılının Haziran ayında NASA tarafından yapılan bir açıklamada gezegen olmadığı bildirildi. Bu zamana kadar NASA bu konuda hiçbir açıklama yapmamıştı. Yapılan açıklamada Marduk'un bir gezegen değil, "Gaz Bulutu" olduğu ve dünya için hiçbir risk taşımadığı bildirildi.( 4)
Sümerliler bu gezegene Nibiru diyorlardı.
 
Marduk ve 2012 ( Engin Ardıç'ın 2005 yılındaki Akşam gazetesi yazısından düzenleme )
 
Marduk ile 1999 yılında tanıştım. Altı sene geçmiş. Yok, daha önceleri de, hem de uzun yıllardır 'ezoterizm (a)' denilen meseleye meraklıydım.
Türkiye'de az kişinin bildiği Louis Pauwels, Jacques Bergier, Gerard de Sede, Rene Guenon, hatta Tom Lethbridge gibi herifleri bir tamam okumuştum (efendim 'lisan' da biliyoruz ya ayıptır söylemesi)... Sonra bunlara Robert Bauval, Graham Hancock, Michael Baigent gibi araştırmacılar da eklendi.
Bu adamlar, dünyamızda ünlü Nuh tufanından önce bambaşka bir uygarlığın varolmuş ve o amansız felaketle ortadan kalkmış olduğunu iddia ediyorlardı. 'Gizemciler' denilen bütün o esrarlı çevrenin çalışmaları da, bu eski uygarlıktan bize kalmış bir takım ipuçlarının, zaman içinde şekil değiştirmiş, efsaneye dönüşmüş bir takım izleri, kırıntılarıydı...
 
Atlantis, piramitler.. . vs
 
Hatta, Lethbridge tam bu konuyu araştırdığı ve bomba gibi patlayacak bir kitap yazmaya hazırlandığı sırada, sonradan pek ünlenecek Erich von Daeniken daha önce ve daha uyanık davranmış, gene o pek ünlü 'Tanrıların Arabaları'nı yazarak bombayı kendisi patlatmış, (yıl 1967), Lethbridge'in yakın dostu olan ve bu konularda epey eser vermiş Colin Wilson öyle anlatıyor.
Masonların da bunları bildikleri ve bu sırrı sakladıkları ileri sürülüyor.
Internet'i ve orada faaliyet gösteren ünlü 'amazon.com' u da yeni keşfetmenin verdiği heyecanla bu tür sitelerde ve içlerinde geziniyordum Zecharia Sitchin adında bir adamla tanıştım.
Orta yaşlı bir Yahudi'ydi bu. Konuyla ilgili de tam sekiz kitap yazmıştı! İstanbul'a da gelmiş gitmişliği vardı.
Okudukça da dehşete kapıldım.
Sitchin, yalnız eski İbranice'yi değil, Sümerce, Akadca, Asurca, bu arada eski Mısırca'yı da bülbül gibi bilen çok derin bir adamdı.
Yalnız Tevrat'ı değil, hemen bütün eski kil tabletleri, bunlarda yazılı destanları falan da okumuş (başta Gılgamış) ve şu sonuca varmıştı: Mitolojilerde hep 'tanrılar' diye geçen ve bizim de 'pis putperestlerin saçmalıkları' diye burun kıvırdığımız, ciddiye almadığımız varlıklar gerçekti, ve bunlar bilmediğimiz ama yakın ve gerçek bir gezegenden gelmişlerdi. Bu gezegen uzak bir galakside değil, bizim kendi güneş sistemimizdeydi.
 

Ama biz bunun farkında değildik.
Bilmiyorduk, çünkü yörüngesi, yani güneşin çevresinde bir tam dönüşü bizim ölçümüzle 3661 yıl sürüyordu.
Sistemin dışına çıkıyor, çok uzaklara gidip elbette geri geliyordu.
Bunu ancak binlerce yıl önce yaşamış atalarımızın (başta Sümer uygarlığı) bırakmış oldukları bazı ipuçlarından anlayabiliyorduk. Üstelik atalarımız neyin ne olduğunu tam anlayamadıkları ndan meseleyi 'mitolojiye' dönüştürmüşler, söylence şekline sokmuşlar, bize öyle aktarmışlardı. Yani, birtakım yazıları ve yazıtları 'doğru deşifre etmek' gerekiyordu.
Atalarımız bu gezegende yaşayan ve bize de uğrayan üstün yaratıklardan korktukları ve çekindikleri için onları, haşa sümme haşa, 'tanrı' sanmışlar, saygıda ve sevgide kusur etmemişlerdi. ..
Bu gezegen, güneş sistemimizin doğal bir üyesi değildi. Sisteme dışarıdan girmişti, yörüngesi de bildiğimiz bütün gezegenlerin aksine, ters yöndeydi. Pluton hariç hemen bütün gezegenlerin ortak dönüş düzeyine, yani 'ekliptik' dediğimiz plana da doksan derece dikti. Dolayısıyla, duruyor duruyor, yani bize duruyormuş gibi geliyor, birdenbire göklerde beliriveriyordu. Güney yönünde.
Dünyadan çok daha büyük, kızıl renkli bir gezegen.
3661 yılda bir geliyor, Jupiter ile Mars arasında bulunan 'asteroid kuşağı' bölgesine sokuluyor, oradan dönüp gidiyor. Bize fazla yaklaşmıyor.
Fakat kütlesi çok büyük olduğu için, çekim gücü her seferinde bizim burada (yani dünya gezegeninde) amansız depremlere, yanardağ patlamalarına, tsunamilere, sel baskınlarına yol açıyor. 3661 yılda bir geliyor ama pir geliyor, bizi mahvedip gidiyor.
İşte ünlü Nuh tufanına da bu gezegen yol açmış ve dünyamızda daha önce varolan başka bir uygarlık böylece ortadan kalkmış.
Zecharia Sitchin, bütün bunları uydurmuyor.
Mezopotamya yazıtlarını okuyunca bu kanıya varmış.
Bu gezegen, daha doğrusu bunun uydularından biri, eski geçişlerinden birinde, asteroid kuşağının yerinde evvelce bulunan bir başka gezegene çarpmış, kopan büyük parça bir süre serseri mayın gibi dolaşa dolaşa bugün bildiğimiz Venüs'ü oluşturmuş, geri kalan toz toprak da işte o asteroidleri, yani küçük parçacıkları...
Masonların sakladıkları sır da buymuş işte!
Bu konu ilginizi çektiyse... Sitchin'in bazı eserleri, sanırım ilk ikisi ya da üçü, dilimize çevirildi. (2004 itibari ile ) 'On İkinci Gezegen' isimli kitabından başlayarak okuyunuz. Siz başlayın, o arada diğerlerini de tercüme edecekler.
Yok daha derli toplu bilgi edinmek istiyorsanız, konunun Türk uzmanı Burak Eldem'in '2012: Marduk'la Randevu' isimli eserine başvuracaksınız.
Ve fakat neden mi 2012?
Çünkü, hesaba göre, bu gezegenin güneş sistemimizde birdenbire belirmesi ve canımıza okuması, 2012 yılında bekleniyor!
Gördüğünüz gibi depremler, tsunamiler falan da ufak ufak artıyor ha...
Hesap yanlış olabilir tabii. Bilemem.
Ayrıca bilim adamları, 'böyle saçma şey olmaz, bu büyüklükte bir gezegen yaklaşmakta olsaydı şimdiye kadar görmüş olmamız gerekirdi' diyorlar... Fakat...
1984 yılında, Amerikan uzay araştırma ve çalışmaları dairesi ünlü NASA, Pluton dolaylarında, güneş sistemine 'girmekte olan' büyük bir gökcismi keşfetti... Bunun doğal bir gezegen mi yoksa yapay bir uzay gemisi falan mı olduğu anlaşılamadı...
Söz konusu cisim, 'spektral' analizde koyu kırmızı renk veriyordu!
Konu bir süre örtbas edildi.
Fakat Marduk'un kırmızı olduğunu da Sümerliler söylemişlerdi! Aslında Marduk bu gezegenin Babil dilindeki söylenişiydi, Sümerce adı Nibiru, oradan gelenler de Anunnaki.
Peki, bütün bunlar palavraysa, acaba Sümerliler niçin bildikleri gezegenleri hep yaptığımız, alıştığımız şekilde içeriden dışarıya, yani güneşe en yakın Merkür'den başlayarak Pluton'a doğru değil de, dışarıdan içeriye, yani güneşe en uzaktan başlayarak sayıyorlardı?
'Bir şeyin' ve birilerinin geliş yolunu mu izliyorlardı yoksa?
 
Engin ARDIÇ
 

Süreç :
1976: Zecheria Sitchin'in 12. Gezegen kitabı piyasaya çıktı.
1979: Zecharia Sitchin'in kitabının piyasaya çıkmasından 3 yıl sonra Amerikan Astronomi Birliği Planet X projesini başlattı.
1981: Pluto'nun yörüngesinde saptanan düzensizlikler üzerine 10. gezegenin var olup olmaması üzerine araştırmalar başlatıldı.
1982: NASA resmi olarak 10. gezegenin varlığını kabul etti.
1983: Nibiru NASA'ya ait IRAS (Infrared Astronomical Satellite) uydusu ile 10. gezegen ilk defa görüldü
1992: Kuiper Kuşağı üzerinde ilk çalışmalar David Jewitt ve Jane Luu tarafından Hawaii Üniversitesinde başlatıldı. O tarihten günümüze değin 400 kadar Kuiper Bölgesi Nesnesi saptandı.
1998: 1970'li yılların başında gönderilen uzay araçlarının uzaklaşma hızlarındaki azalmalar dikkat çekti (Pioneer 10, Pioneer 11). 90'lı yılların başında bunun nedeni anlaşılamadı. Bu sene ise bunun 2001 KX76'nın çekim gücünden kaynaklandığı öğrenildi.
2000: NEOS (Near Earth Objects) projesi kapsamında dünya yaşamını tehlikeye sokabilecek olası cisimler üzerinde çalışmalar başlatıldı.
Şubat 2001: Kuiper Kuşağı çevresinde dolanan CR105 isimli kuyrukluyıldızı n yörüngesindeki belirgin düzensizlikler üzerinde çalışmalar başlatıldı. Düzensizliklere orada büyük bir gezegenin sebep olacağı sonucuna varıldı.
4 Nisan 2001: Arizona Lowell Gözlem Merkezince 2001 KX76 olarak Robert Millis ve arkadaşları tarafından kataloglandı.
7 Ocak 2001: İsviçre'deki Neuchatel gözlem evinde de gözlendi. Bilimadamları keşiflerini basına duyurduktan bir hafta sonra haberin asılsız olduğunu belirttiler.
11 Nisan 2001: National Optical Astronomy Observatory (NOAO) tarafından onuncu gezegen, Trans Neptunian Object (TNO) 28976 = 2001 KX76 olarak onaylandı.
23 Ağustos 2001: ESO 2001 KX76'nın Ceres'ten daha büyük olduğunu duyurdu.
2001: Deep Ecliptic Survey isimli proje kapsamında Nibiru'nun ilk dijital resimleri çekildi (Tucson yakınlarındaki (AZ) Kitt Peak Ulusal Gözlemevi ve Şili'deki Cerro Tololo Inter-American Gözlemevi).
2001: Nibiru'nun albedosu, rengi ve diğer özellikleri saptandı (Magellan Instant Camera (MagIC), 6.5-metrelik Magellan Teleskopu ile Las Campanas'taki gözlemevinde (Şili).
2003: 10. Gezegenin yaklaşmasının etkisiyle dünyanın her tarafında çeşitli büyüklüklerde depremler olmaya başladı. Can kaybına yolaçmayan bu depremlerin sayıları artmaya başladı.
2003: 1980'li yılların ortalarından itibaren meydana gelen Güneş'teki anormallikler sebebi anlaşılamamıştı. Nibiru'nun etkisi ile Güneş'teki değişiklikler dünyadaki tüm güneş gözlemevlerinde incelenmeye başlandı.
17 Nisan 2003: 2001 KX76'nin ismi “Ixion” olarak değiştirildi.
Bu posta 2458 defa okundu