Hitler 20 Nisan 1889 da Bavyera yakınlarında bir köyde doğdu. Çok ilginçtirki bu köy medyum ve falcılarıyla ünlü bir yerdir. Çok ünlü iki medyum olan Schnedeider kardeşlerde bu köyde doğmuşlardı. Ayrıca Hitlerin dadısı ve kuzenide medyumdur. Hitler daha genç yaşında okültizme kaptırdı kendini ve dönemin gizemli dergisi "ostara" elinden düşürmediği bir bilgi kaynağıydı. Hitler'in kavgam kitabında şu cümle yer alır: "Ben insanların bilmediği doğaüstü güçleri kullanarak Alman ırkını lider yapacağım!!!" Hitler şizofren olarak nitelendiriliyordu. 'Ufolar gerçekleri & yalanları' kitabından bir alıntı:
"O zaman zaman kendinden geçer ve başkalarının göremediği ancak kendisine eziyet eden
dehşet verici varlıklardan söz ederdi. Bu kriz anlarında Adolf'u yatıştırmak kolay olmuyordu. 1.Dünya Savaşı sırasında kafasının içinde yankılanan ve kendisiyle sık sık konuşan sesin varlığından söz ediyordu. Bir defasında siperlerde asker arkadaşlarıyla yemek yerken bu ses ona; "Yerinden kalk ve karşıya bak.." dedi. Ses o kadar net ve ısrarcıydı ki
Hitler sanki askeri bir emir almış gibi otomatik bir hareketli itaat etti. Yerinden kalktı siper boyunca 20 metre kadar yürüdü. Sonra yemeğine devam etmek için yeniden oturdu ve bu sefer kendini daha rahat hissediyordu. Ancak birkaç saniye sonra kulakları sağır eden bir gürültü ve korkunç bir ışıkla etraf sarsıldı. Arkadaşlarının arasında unutulmuş bir el bombası patladı ve zavallı askerlerden biri bile sağ kurtulmadı
tabii Adolf Hitler hariç."

BİLİNMEYEN HİTLER
“Yakınlarının anlattıklarına göre Adolf Hitler geceleri çığlıklar atarak uyanıyordu; titreyerek anlaşılmaz sözcükler söylüyor
soluk soluğa yatağından fırlıyor
odanın ortasına dikiliyor
görmeyen gözlerle bakarak ‘işte o
buraya da gelmiş
işte o’ diye inliyor sonra yine anlamsız garip sözcükler mırıldanmaya başlıyordu. Zorla teskin edilip yatağına yatırılıyor ama yine fırlayarak ‘işte yine orada
köşede’ diye haykırarak tepiniyor ve çığlıklar atıyordu.”
“Hitler Bana Dedi ki” adlı kitabında Herman Rausching
Hitler’le ilgili bu akıl almaz iddialarda bulunuyordu. Dünyayı titreten Nazi liderini korkutan ne olabilirdi?
Hitler’in bu şaşırtıcı gücü nereden kaynaklanıyordu? Çok yazılıp çizilen siyasi ve askeri kişiliğin ötesinde Adolf Hitler kimdi? On iki yıl Hitler’in basın sözcülüğünü yapmış olan Otto Dietrich “Çılgınca milliyetçi düşünceleri olan şeytani bir adam” diyordu Hitler için.
Hitler hakkında şu ana dek çok yorum yapıldı. Bu garip insanın dev bir ulusu neredeyse yok olmanın eşiğine getirmesinin nedenleri hâlâ bir sır olarak kalmaya devam ediyor.
I. Dünya Savaşı’ndan gelen askeri ve siyasi nedenler
komünizmin aç
işsiz ve yenik Almanya’da hatalı örgütlenmesi yüzünden iç çatışmalarda bozulması
üstelik henüz SSCB’de bile bir fidan olan komünizm
varlığını ve amacını kanıtlamak bir yana
kendini Sovyet halkına bile anlatabilmiş değildi. Psikolojik yapısı çok farklı olan Alman ulusuna bu elbise uymuyordu ve asla uymayacaktı. Yenik bir ulusun kırılan gururu
açlıktan perişan bir milletin bilinçsizce umut arayışı
bir ırkın hedef gösterilmesi ve daha bir sürü sebep
Hitler’in kitleler üzerindeki etkisini ve büyüsünü açıklamaya yetmiyordu.
Hitler’in kitleler üzerindeki etkisi ve büyüsünün kaynağı nedir ?
Hitler’in bu gizemli konumuyla ilgili en önemli kaynaklardan biri Herman Rausching. Rahusching “Hitler Bana Dedi ki” adlı kitabında Hitler’le ilgili başka tanıklıklarda daha bulunuyor.
“Hitler
sürekli olarak zamanın çok az kaldığı endişesindeydi ve sürekli korkuyordu. Sık söylediği şeyler arasında
‘Evrenin Kesin Dönemeci’ sözü vardı ama eğitilmemiş olan bizler
gezegende olacak bir kıyameti tam anlamıyla kavrayamazdık. Kitle için ‘Ruhun yanlış yolu’ deyimini kullanıyordu. ‘Büyüsel Görüşe’ sahip olmak
insan tekamülünün amacıydı. Kendisi
o andaki ve gelecekteki başarıların kaynağı olan gizemli bilginin eşiğindeydi. İlkel dünyaya ait efsaneleri inceliyor
ilk toplumlar ve kitleleri etkileyen mitleri araştırıyordu. Doğa yasalarının değiştirilmesi için kullanılan büyüsel antik yöntemler hakkında bir kitap bile yazdı. Kendi gücünün
gizli güçlerden kaynaklandığına emindi. İnsanlığa yeni İncil’i bir an önce bildirmek hevesi içindeydi.”
Hitler’in yakın çalışma arkadaşı Himmler
Rausching’in bu sözleri eğer doğruysa Hitler’in büyüyle olan ilişkisi açıkça görülüyordu. Nitekim ünlü Fransız bilim adamı Jacques Bergier “Büyü ve Politika” adlı çalışmasında
büyünün 20. yüzyılda birçok biçimde politikayı gizli olarak yönettiği düşüncesindeydi. Bergier
büyünün soyut olmadığını ve her şekilde ortaya çıktığını söylerken
çok gizli politik büyü gruplarının gizli bir savaş içerisinde olduklarını
bu savaşta hatanın kabul edilmediğini ve acımasızlığın ana ilke olduğunu belirtiyor. Artık bu akıl ötesi politik-büyü örgütleri
ulusların ötesinde
kendi çıkarlar
aldatılarak silinmekte ya da kurban edilmektedir.”
Rausching’in kitabında
Hitler’le özel olarak görüşen bir yakının şu konuşmasına yer veriliyordu:
“Führer’im
kara büyüyü tercih etmeyiniz
kara büyüyü seçerseniz
artık o yaşamınızdan ve kaderinizden asla bir daha çıkmayacaktır. Çamura bulanmış mahlukların sizi iyi yoldan çevirmelerine izin vermeyin.”
Bazı görüşlere göre Hitler
Nazi öğretisinden çok daha ürkütücü güçlerin kontrolü altındaydı. Hitler kendisinden çok daha büyük olan ve kendisini aşan öğretinin basitleştirilmiş
küçük bir kısmını halka açıklıyordu. Zaman zaman bütün gezegendeki yaşamı değiştirmekle ilgili düşüncelerini Rausching’e ve diğer arkadaşlarına şöyle ifade ediyordu:
“Hakkımda hiçbir şey bilmiyorsunuz. Parti arkadaşlarım
peşimi hiç bırakmayan hayaller ve öldüğüm zaman temelleri atılmış olacak olan o görkemli yapı hakkında ufak bir görüşe bile sahip değiller. Dünya bir dönüm noktasına ulaşmıştır. Sizler anlamayacaksı nız ama gezegen altüst olacaktır. Olup bitenler yeni bir dinin oluşumunu çoktan aşmıştır.”
Hitler kitleleri adeta büyülüyordu.
İddialara göre Hitler
Germen mitolojisindeki Thule efsanesinden etkilenmişti. Thule efsanesi de tıpkı Atlantis gibi kayıp bir ülke efsanesiydi ve Hitler’in arkasındaki gizli ve büyülü güç de Thule örgütüydü. Bu örgütün en önemli ismi Münih Üniversitesi profesörlerinden Karl Haushoffer adlı bir bilim adamıydı. Karl Haushoffer’in kimliği de en az Hitler kadar ilgi çekiciydi. Haushoffer ile Hitler’i tanıştıran Rudolf Hess’ti. Thule grubunun yaşayan son üyesi Rudolf Hess barış görüşmeleri için silahsız bir uçakla İngiltere’ye gönderilmiş ancak beklenmedik bir şekilde tutuklanmıştı. Savaştan sonra da Hess Nazi savaş suçlularının kapatıldığı Spandau cezaevinde ömür boyu tutuldu. Diğer mahkumların bazıları idam edildiler ve cezalarını çekip tahliye oldular
ancak Hess yıllarca Spandau cezaevinin tek mahkumu olarak
İngiliz
Fransız
Amerikalı ve Ruslardan oluşan bir birliğin gözetimi altında kaldı. Hakkında birçok kitap yazıldı. Bunlardan birisi on yıl önce “Dünya’nın En Yalnız Adamı” ismi ile Türkçeye çevrildi.
Hess
çok yaşlanmasına
aradan uzun yıllar geçmesine ve ötekiler kadar ağır bir savaş suçlusu olmamasına rağmen neden ölünceye kadar hapiste tutulmuştu? Hess’i farklı kılan savaşın farklı sebepleriyle ilgili olarak bildikleri
Hitler ve Haushoffer’e olan yakınlığıydı. Hitler iktidara gelişinden önce yaşanan ayaklanmadan ötürü hapse atılınca
Haushoffer onu her gün ziyaret ediyordu. 1869 doğumlu olan Haushoffer Hindistan ve Uzak Doğu’nun çeşitli yerlerinde uzun yıllar görevli olarak bulunmuştu. Japonya’ya gitmiş ve Japonca öğrenmişti. Ona göre Alman ırkının kökenleri Orta Asya’da idi. Haushoffer
en gizli Budist örgütlerinden birine alınmış ve görevinin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda harakiri yapmaya yemin etmişti. 1914 yılında genç bir generalken olayları önceden bilmesi ile dikkatleri üstüne toplamıştı. Düşmanın saldıracağı saati
top mermilerinin düşeceği yerleri
fırtınaları
yabancı ülkelerdeki siyasal değişimleri önceden biliyordu. Hitler de ordusunun Paris’e ilk gireceği günü
çeşitli cephelerde düşmanın ne kadar dayanabileceğ ini ve Roosvelt’in ölüm tarihini de önceden bilmişti.
Haushoffer I. Dünya Savaşı’ndan sonra yeniden öğretim hayatına döndü. Çeşitli bilimsel içerikli dergiler yayınladı. Nazi Partisi’nin sembolü olan Gamalı Haç’ı seçen de oydu.
Nitekim “Bilinmeyen Hitler” adlı kitabında Wulf Schwartzwaller iddiaları doğruluyordu:
“Hitler Landsberg hapishanesindeyken en düzenli ziyaretçileri Münih Üniversitesi Jeopolitik Enstitüsü Profesörü General Karl Haushoffer ile Rudolf Hess’ti. Hitler “Kavgam” adlı kitabını bu iki önemli ismin yardımıyla yazmıştı. Haushoffer
Hitler ve Hess çok uzun söyleyişlere
müzakerelere dalıyorlardı. Haushoffer esoteric bilimlerin yanı sıra Zen Budizmi’ne de ilgi duyuyordu. Tibetli Lama Rahiplerinden ders almıştı. Dietrich Eckart’tan sonra Hitler’i etkileyen ikinci kişiydi. Berlin’de Berlin Luminous Locası’nı o kurmuştu. Haushoffer ünlü Rus büyücü ve metafizikçisi Gregor İvanovich Gurdyev’in öğrencisiydi. Gurdyev ve Haushoffer
dünyanın altında yaşayan ve insandan daha üstün dünya dışı bir tür ile ilişki içerisinde olduklarına emin oldukları Tibet Locası’na üyeydiler. Hitler
Alfred Rosanberg
Himmler
Goring ve Hitler’in hemen hemen yanından hiç ayırmadığı fizikçisi Dr. Morell de aynı zamanda Loca’ya üyeydiler.” (The Unknown Hitler
Wulf Schwartzeller
Berkeley Boks
1990)
1925 yılında Nazi Partisi hızla büyümeye başladı. Almanya’nın ünlü şairi Everst büyük bir hevesle partiye yazıldı
çünkü Nazi Partisi’ni kara güçlerin en açık ifadesi olarak görüyordu. Partinin yedi kurucusu da kara güçler tarafından yönetildiklerine ruhen ve bedenen emindiler. Onları birleştiren yemin
enerji ve şans kaynağı bir Tibet efsanesine dayanıyordu.
Araştırmacı-yazar Ergun Candan
“Gizli Sırlar Öğretisi” adlı kitabında bu konuyla ilgili son derece çarpıcı bulgulara yer veriyor:
“II. Dünya Savaşı sonlarına doğru yıkılan Nazi karargahına girildiğinde
hiç akıllara gelmeyen bir şeyle karşılaşılmıştı. Yıkıntılar arasında oniki Tibetli rahibin cesetleri bulunuyordu. Bu duruma o yıllarda hiçbir anlam verilememişti. Aslında savaş atmosferi içinde bunu hiç kimsenin düşünecek hali de yoktu. Savaş bitip de her şey normale dönmeye başladıktan sonra bu durum birçok kimsenin dikkatini çekmeye başladı:
İddialara göre Hitler’in başka bir türle bağlantısı bulunuyordu.
Nazi karargahında oniki Tibetli rahibin işi neydi? Bu soru uzun bir süre zihinleri meşgul etti. Naziler ile Tibetli rahipler ne gibi bir birlikteliği olabilirdi? İşte bu konu inceden inceye araştırılmaya başlandı. Ortaya çıkan sonuçlar bir hayli düşündürücüydü: Naziler bir yer altı uygarlığı olduğuna inanılan Şambala ile irtibatlıydılar!
Her şey Thule efasnesiyle başlıyordu. Thule efsanesinin kökeni ise kayıp bir uygarlığa dayanıyordu. Bu da Nazizm’in temelini oluşturuyordu. Bu efsane etrafında birleşen bir grup
Thule adında gizli bir tarikat kurdu. Nazi Partisi’nin yedi kurucusundan biri olan Diettrich Eckardt
Thule tarikatının temel felsefesini şöyle açıklıyordu:
“Thule’un tüm sırları
eski kayıp bir uygarlığa dayanır. İnsanoğlu ile ‘dış zekalar’ arasında bulunan bazı aracı varlıklar
bu sıralara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadı r. Bu güç kaynağı Almanya’yı dünyaya egemen kılacaktır. Yine bu güç kaynağı geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını ve insan türünün değişimini sağlayacaktır.”
İşte bu sözler özetle Nazizim’in de temelini oluşturmaktaydı . Gizli Thule tarikatının üyeleri arasında Rudolf Hess
Karl Haushoffer
Alfred Rosenberg ve Adolf Hitler gibi önde gelen isimler bulunmaktaydı . Daha sonraları Hitler’in büyü çalışmaları da gerçekleştirdiğ i ortaya çıkacaktı. Bunlardan en belirgin olanı radyodan yaptığı konuşmalarda
“ses büyüsü” denilen bir yöntemdi. Bu yöntem büyük kitlelerini etki altına alınmasında büyük bir fonksiyon görmüştü.
Naziler adeta bir robot gibiydi.
Ergun Candan’a göre bir başka ilginç nokta da Nazilerin bayraklarında kullanmış oldukları semboldü. Bu şekil öyle rastgele seçilmiş bir sembol değildi. “Gamalı Haç” insanlığın kullanmış olduğu en eski sembollerden biriydi. Dünyanın pek çok köşesinde bu sembole rastlanmıştı. Eski uygarlıkların en önemli sembollerinden biri olan bu sembolü daha da ilginç yapan özellik
bunun bir MU sembolü olmasıydı. Mu kültürüyle karşılaşan tüm eski uygarlıklar da
bu sembolü kullanmışlardı. Bu sembol daha sonraları gamalı haç şeklinde ifade edilmeye başlanmıştı. Hıristiyanları n kullanmaya başladıkları haç sembolü da gamalı haçtan türetilmiş ve aynı sembolün stilize edilmiş haliydi. Ama asıl köken Mu tabletlerinde ilk bulunduğu şekle dayanıyordu. Bu sembol dünya üzerinde yüze yakın yerde bulunmuş ve Mu uygarlığı ile ilgili bilgi ve belgeleri ortaya çıkaran Niven ve Churchward’ın kayıtlarında da yer almıştı. Bu sembol Mu’nun gizli bilgilerinin en önemli sırlarından birini bünyesinde saklıyordu. Sembolün anlamı Eski Mısır ve Tibet’teki mabetlerde bulunan rahiplerce
büyük bir sır olarak saklanmış ve kimseye bu sırla ilgili bir açıklama yapmamıştı. Bu sembolün sırrını sadece gizli eğitimden geçen rahipler bilmekteydi. Kökeni Mu’ya dayandığı için bu sembol iki yer altı uygarlığı olan Agarta ve Şambala’da bilinen ve kullanılan bir semboldü. Nazilerin bu sembolü ele geçirmeleri de Tibet’teki gizli çalışmalarına dayanmaktaydı . Şambala üyesi bazı rahiplerden öğrendikleri sırlar arasında bu sembol de bulunmaktaydı . Böylece bu sembol Şambala’nın karanlık güçlerine hizmet eden Naziler tarafından dejenere edilerek karanlık amaçları doğrultusunda bayraklaştırıldı .
II. Dünya Savaşı’nın okült sebeplerine ilişkin bir kitap: Unsolved of Mysteries World War II
Hitler
kendi liderliğindeki dönemde ateş çağının yaşanacağına
buz ve soğuğun yenileceğine inanıyordu. İddialara göre
Rusya’daki buz çöllerine askerlerini yazlık elbiselerle göndermesi bu yüzdendi. Kafkasya’ya girdikten sonra yüksek rütbeli üç SS subayı
yüksek bir dağın zirvesine gamalı haç kara tarikat bayrağını dikti. Stalingrad yenilgisinden sonra Nazi söylevcisi Gobels haykırıyordu. “Anlamıyor musunuz? Evrensel anlayış yenildi
ruhsal güçler yeniliyor. Hüküm saati geliyor
tüm insanlar acı çekecekler ve çekmeliler..” Hitler ekliyordu: “Yeterince kayıp verilmedi!”
Hitler ve yandaşları korkuyorlardı . Karşıt güçler harekete geçmişti ve cezalandırılacaklardı . Son anda bile
Berlin düştüğünde
metroya sığınmış 300 bin Alman için Hitler çılgınca emir verdi: “Metroyu sular altında bırakın
herkes ölsün
bu bir ayindir ve kurban gerektirir
böylece yerdeki güçler yardımımıza koşacaktır.” Gerçekten çıldırmış mıydı yoksa öğretisini mi uyguluyordu?
Nazi Sosyalist Partisi’nin yedi kurucusundan biri olan Eckardt ölüm döşeğinde yatıyor ve son sözlerini söylüyordu:
“Hitler’i muhakkak izleyin
o benim müziğimle dans edecektir. Ona onlarla ilişki kurma yetkisini verdik.” Kimlerle? Bu ne demekti? Alman Genelkurmay toplantıları yoksa özel bir meditasyonla mı başlıyordu?
Gerçekten de gizem ve inanç
Nazi yönetiminin her yerinde yaşıyor ve yaşatıyordu.
Rausching’in kitabında konuyla ilgili son derece önemli ipuçları bulunuyordu:
“Düşmanlarımdan çok şey öğrendim. Katoliklerden
Marksistlerden veya masonlardan. Masonlar hakkında bir rapor hazırlattım. Simgeler
esrarlı törenler. Bu adamlarda tehlikeli olan tek şey
benim de kullandığım tarikat sırrı yöntemidir. Bir tür ruhani aristokrasi oluşturuyorlar. Hiyerarşik bir örgüt kuruyor
simgeler kullanıyor ve ayrı ayrı ibadetler yapıyorlar
yani zekayı yormadan
alıştırarak simgelerin büyüsel etkilerini kullanıyorlar. İşte masonların en tehlikeli yönü budur. Dünyada birkaç örgüte yer yoktur. Ya masonlar ya biz…”

“Zaman Gezmenleri” adlı kitapta da konuyla ilgili ilginç bazı ayrıntılar bulunuyordu:
“Bilimsel tüm yasalara karşı amansız bir savaş açan Nazilerin şefi Adolf Hitler bu gücü nereden bulmaktaydı? Yeni bir bilim ve hayat görüşünü on sene gibi kısa bir zaman sürecinde ortaya konması imkansızdı. Adolf Hitler’in arkasındaki güç gizemli ve büyülü bir kimliğe sahipti. Bu gizli gücün ismi “Thule Örgütü” idi. Bu örgütün en önemli ismi Karl Haushoffer adlı bilim adamıydı.
1923 sonbaharında Münih’te
şair Dietrich Eckardt ciğerleri iperit gazıyla kavrulmuş olarak öldü. Komaya girmeden önce
“İşte benim Hacer-i esved’im” dedi ve astronomik bilimin kurucularından Prof Oberth’e miras bıraktığı siyah bir göktaşı önünde kendine özgü tapınarak dostu Houshoffer’e uzun bir el yazması postalamıştı. Ölüyordu ama içi rahattı. Thule örgütü yaşamaya devam edecekti; çok geçmeden hem dünyayı
hem de hayatı köklü şekilde değiştirecekti.”
D. Eckardt’la aynı gizli örgütün üyesi olan mimar Alfred Rosenberg
1920’lerde Hitler’i tanımışlar
üç yıl boyunca zorlu bir eğitime tabi tutmuşlardı. Adolf Hitler’e doğu bilgisinin gizemlerini
gizli dili ve konuşmayı öğreten Eckard’tı. Öğretisini iki ayrı planda yürütmüştü. Gizli öğreti ve propaganda planları. 1923 yılının Temmuz ayında kurulan Nasyonel Sosyalist Parti’nin yedi kurucu üyesinden biriydi.
Thule tarikatının amblemi
Kitaba göre Thule örgütünün ardında Cermen kökleri yatıyordu. Dünyanın gizli tarihinde kuzey kutup bölgesinde batmış bir ada olduğu rivayet ediliyordu. Kökleri Mu uygarlığına dayanıyordu. Öğretinin temel taşlarını “insan psikolojisinin bilinmeyen yanları” ve “zaman boyutları” oluşturmaktaydı . Eckardt ve dostları Thule’un dünyadaki temsilcileriydi. Amaçları dünyanın kaderini değiştirip üstün bir ırk meydana getirerek “üst zekalılara” diyaloğa geçmekti. Thule’nin temsilcileri Karl Haushoffer ve Dietrich Eckardt
medyum özelliğine sahip Adolf Hitler ve Rudolf Hess’i kendi amaçları için kullanmışlardı.
1926 yılında Berlin ve Münih’e küçük bir Tibet kolonisi yerleşti. Ruslar Berlin’e girişler sırasında cesetler arasında rütbesi olmayan 1000 kadar Tibet ölüm gönüllüsüne rastladı. Nazi hareketi başarıya ulaşır ulaşmaz Tibet’e heyetler göndermiş ve bunu 1943’e kadar kesintisiz devam etmişti.
Thule grubu üyeleri uzlaşmayı bozacak bir hata işleyecek olurlarsa intihar etmeye yemin etmişlerdi ve 14 Mart 1946’da Karl Haushoffer
karısı Martha’yı öldürüp
Japon usûlü harakiri yaptı. Mezarına hiçbir anıt ya da haç dikilmedi. Oğlu
Hitler’e karşı düzenlenen suikaste karışanlardan biri olarak idam edildi. Ceketinin cebinde şiir şeklinde yazılmış olan şu yazı bulundu: “Babam kötülüğün sesi duymadı. Şeytan’ı dünyaya saldı.”

Atatürk Uyarmıştı!
İşin ilgi çekici yanı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk eşsiz öngörü kabiliyetiyle Hitler ile ilgili şaşırtıcı kehanetlerde bulunmuştu. Ali Bektan’ın “Atatürk’ün Kehanetleri” adlı kitabında Atatürk siyasi ve askeri kimliğinden farklı olarak bu kez geleceğe dair öngörülerde bulunan
önsezi kabiliyetiyle inceleniyor. Kitapta Atatürk’ün sayısız kehanetlerine yer verildiği gibi olayları önceden sezmesiyle gelişmeleri etkilediği vurgulanıyor.
Atatürk’ün bu kehanetlerinden biri de Hitler ile ilgili olanıydı:
“O
yıllar öncesinden Avrupa’da olacak kanlı bir savaştan söz ediyordu. Hatta bununla da kalmıyor bu savaştan kimlerin karlı çıkacağını da açıklıyordu… O
bütün bu açıklamalarını
Almanya’da Nazilerin henüz daha iktidara gelmediği 1932 yılında yapıyordu.
Atatürk
Mac Arthur ile olan bir görüşmesinde şöyle diyordu:
“Versay Antlaşması I. Dünya Savaşı’na sebebiyet vermiş olan nedenlerden hiçbirini halletmediği gibi
dünün başlıca rakiplerinin arasındaki uçurumu büsbütün derinleştirmiş tir. Zira galip devletler mağluplara sulh şartlarını kabul ettirirken
bu memleketlerin etnik
jeopolitik ve iktisadi özelliklerini asla nazarı itibara almamışlar ve sadece intikam hisleri ile hareket etmişlerdir. Böylelikle bugün içinde yaşadığımız sulh devresi sadece mütarekeden ibaret kalmıştır. Eğer siz Amerikalılar
Avrupa işleri ile ilgilenmekten vazgeçmeyerek Wilson’un programını tatbik etmekte ısrar etseydiniz
bu mütareke devresi uzar ve bir gün devamlı sulha müncer olabilirdi. Bence dün olduğu gibi
yarın da Avrupa’nın geleceği Almanya’nın alacağı vaziyete bağlı olacaktır. Fevkalade bir dinamizme sahip olan bu 70 milyonluk çalışkan ve disiplinli millet üstelik milli ihtiraslarını kamçılayabilecek siyasi akıma kendisini kaptırdı mı
er geç Vesray Antlaşması’nın tasfiyesine gidilecektir.”
Atatürk Almanya’nın İngiltere ve Rusya hariç bütün Avrupa kıtasını işgal edebilecek bir orduyu kısa bir sürede oluşturabileceğ ini
savaşın 1940-46 yılları arasında başlayacağını ve sona ereceğini
Fransa’nın ise kuvvetli bir ordu yaratmak için lazım gelen nitelikleri artık kaybettiğini ve İngiltere’nin adalarını savunmak için bundan sonra Fransa’ya güvenemeyeceğini önceden bildirmişti.
O yıllarda dünyanın büyük devletleri olarak kabul edilen ABD
İngiltere ve Fransa’daki yöneticiler I. Dünya Savaşı gibi bir savaşın asla olamayacağını iddia ediyorlardı. Atatürk ise yeni bir dünya savaşının çıkacağını ve bu savaşı da Hitler’in başlatacağını söylüyordu. “Savaşı o başlatacak
insanlığın başına bela olacak.” Diyordu.
Hitler’in Astrolojiye ilgisi
Hitler’in ikinci adamı olarak bilinen Herman Georing’in yine Hitler’in en yakınında bulunan Nazi ideoloji ve aynı zamanda partinin resmi yayın organının yayın yönetmeni olan Alfred Rosenberg ile aynı günde doğmuş olması konunun araştırmacıları tarafından her zaman şüpheyle karşılanmıştı. Ama olayı daha da ilginç kılan her ikisinin de hemen hemen aynı anda 16 Ekim 1946 tarihinde intihar ederek ölmüş olmalarıydı. Bu durum Hitler’in astroloji ile yakından ilgilendiği ile ilgili yorumları da beraberinde getirmişti. 10 Eylül 1940 tarihli Look dergisi “Hiç Kimsenin Bilmediği Hitler” (The Hitler Nobody Knows) adlı bir makale yayınladı. Makalede Hitler ile ilgili şu ifadelere veriliyordu: “Hitler’in gizemciliğe ve astrolojiye duyduğu şaşırtıcı ilgisi
kabaca bilinen Hitler efsanesinin önemli bir kısmı haline gelmeye başlıyor. Hitler Bavaria’daki dağında bulunan özel gözlemevinde bulunan onca teleskoplar ve benzeri aletler Hitler’in astrolojiye tıpkı diğer insanların pul
madeni para ya da kelebek topladıkları gibi bir hobi olarak ilgilendiğini düşündürtüyor. Dahası Hitler’in farklı fal yöntemlerini uygulayan astrologların görüşlerini aldığı ve de onlara yüklüce para ödediği biliniyor.” (9-10-1940
Look
Hitler Nobody Knows)
Hitler’in kendisini önceden belirlenmiş bir geleceğin uygulayıcısı olarak seçildiğini düşündüğü biliniyordu. “Kehanetler Kitabı” (The Book of Predictions) adlı eserde arkadaşlarına şu sözleri söylediği nakledilir: “Hakkımda çok şey duyacaksınız. Sadece vaktimin gelmesini bekleyin.” Hitler I. Dünya Savaşı sırasında oturduğu yerin birkaç dakika sonra havaya uçmasından önce “oturduğu yeri terk etmesini söyleyen” sözleri duyduktan sonra söylemiştir. Bu olay 1915’te
I. Dünya Savaşı sırasında da Hitler henüz bir onbaşı iken gerçekleşmiş
Hitler’in anlattıklarına göre kendisine oturduğu yerin 60 metre ötesine gitmesi söylenmiş
geride kalanlarsa ölmüştür.
Bu posta 1751 defa okundu
"O zaman zaman kendinden geçer ve başkalarının göremediği ancak kendisine eziyet eden
dehşet verici varlıklardan söz ederdi. Bu kriz anlarında Adolf'u yatıştırmak kolay olmuyordu. 1.Dünya Savaşı sırasında kafasının içinde yankılanan ve kendisiyle sık sık konuşan sesin varlığından söz ediyordu. Bir defasında siperlerde asker arkadaşlarıyla yemek yerken bu ses ona; "Yerinden kalk ve karşıya bak.." dedi. Ses o kadar net ve ısrarcıydı ki
Hitler sanki askeri bir emir almış gibi otomatik bir hareketli itaat etti. Yerinden kalktı siper boyunca 20 metre kadar yürüdü. Sonra yemeğine devam etmek için yeniden oturdu ve bu sefer kendini daha rahat hissediyordu. Ancak birkaç saniye sonra kulakları sağır eden bir gürültü ve korkunç bir ışıkla etraf sarsıldı. Arkadaşlarının arasında unutulmuş bir el bombası patladı ve zavallı askerlerden biri bile sağ kurtulmadı
tabii Adolf Hitler hariç."
BİLİNMEYEN HİTLER
“Yakınlarının anlattıklarına göre Adolf Hitler geceleri çığlıklar atarak uyanıyordu; titreyerek anlaşılmaz sözcükler söylüyor
soluk soluğa yatağından fırlıyor
odanın ortasına dikiliyor
görmeyen gözlerle bakarak ‘işte o
buraya da gelmiş
işte o’ diye inliyor sonra yine anlamsız garip sözcükler mırıldanmaya başlıyordu. Zorla teskin edilip yatağına yatırılıyor ama yine fırlayarak ‘işte yine orada
köşede’ diye haykırarak tepiniyor ve çığlıklar atıyordu.”“Hitler Bana Dedi ki” adlı kitabında Herman Rausching
Hitler’le ilgili bu akıl almaz iddialarda bulunuyordu. Dünyayı titreten Nazi liderini korkutan ne olabilirdi?Hitler’in bu şaşırtıcı gücü nereden kaynaklanıyordu? Çok yazılıp çizilen siyasi ve askeri kişiliğin ötesinde Adolf Hitler kimdi? On iki yıl Hitler’in basın sözcülüğünü yapmış olan Otto Dietrich “Çılgınca milliyetçi düşünceleri olan şeytani bir adam” diyordu Hitler için.
Hitler hakkında şu ana dek çok yorum yapıldı. Bu garip insanın dev bir ulusu neredeyse yok olmanın eşiğine getirmesinin nedenleri hâlâ bir sır olarak kalmaya devam ediyor.
I. Dünya Savaşı’ndan gelen askeri ve siyasi nedenler
komünizmin aç
işsiz ve yenik Almanya’da hatalı örgütlenmesi yüzünden iç çatışmalarda bozulması
üstelik henüz SSCB’de bile bir fidan olan komünizm
varlığını ve amacını kanıtlamak bir yana
kendini Sovyet halkına bile anlatabilmiş değildi. Psikolojik yapısı çok farklı olan Alman ulusuna bu elbise uymuyordu ve asla uymayacaktı. Yenik bir ulusun kırılan gururu
açlıktan perişan bir milletin bilinçsizce umut arayışı
bir ırkın hedef gösterilmesi ve daha bir sürü sebep
Hitler’in kitleler üzerindeki etkisini ve büyüsünü açıklamaya yetmiyordu.
Hitler’in kitleler üzerindeki etkisi ve büyüsünün kaynağı nedir ?Hitler’in bu gizemli konumuyla ilgili en önemli kaynaklardan biri Herman Rausching. Rahusching “Hitler Bana Dedi ki” adlı kitabında Hitler’le ilgili başka tanıklıklarda daha bulunuyor.
“Hitler
sürekli olarak zamanın çok az kaldığı endişesindeydi ve sürekli korkuyordu. Sık söylediği şeyler arasında
‘Evrenin Kesin Dönemeci’ sözü vardı ama eğitilmemiş olan bizler
gezegende olacak bir kıyameti tam anlamıyla kavrayamazdık. Kitle için ‘Ruhun yanlış yolu’ deyimini kullanıyordu. ‘Büyüsel Görüşe’ sahip olmak
insan tekamülünün amacıydı. Kendisi
o andaki ve gelecekteki başarıların kaynağı olan gizemli bilginin eşiğindeydi. İlkel dünyaya ait efsaneleri inceliyor
ilk toplumlar ve kitleleri etkileyen mitleri araştırıyordu. Doğa yasalarının değiştirilmesi için kullanılan büyüsel antik yöntemler hakkında bir kitap bile yazdı. Kendi gücünün
gizli güçlerden kaynaklandığına emindi. İnsanlığa yeni İncil’i bir an önce bildirmek hevesi içindeydi.”
Hitler’in yakın çalışma arkadaşı HimmlerRausching’in bu sözleri eğer doğruysa Hitler’in büyüyle olan ilişkisi açıkça görülüyordu. Nitekim ünlü Fransız bilim adamı Jacques Bergier “Büyü ve Politika” adlı çalışmasında
büyünün 20. yüzyılda birçok biçimde politikayı gizli olarak yönettiği düşüncesindeydi. Bergier
büyünün soyut olmadığını ve her şekilde ortaya çıktığını söylerken
çok gizli politik büyü gruplarının gizli bir savaş içerisinde olduklarını
bu savaşta hatanın kabul edilmediğini ve acımasızlığın ana ilke olduğunu belirtiyor. Artık bu akıl ötesi politik-büyü örgütleri
ulusların ötesinde
kendi çıkarlar
aldatılarak silinmekte ya da kurban edilmektedir.”Rausching’in kitabında
Hitler’le özel olarak görüşen bir yakının şu konuşmasına yer veriliyordu:“Führer’im
kara büyüyü tercih etmeyiniz
kara büyüyü seçerseniz
artık o yaşamınızdan ve kaderinizden asla bir daha çıkmayacaktır. Çamura bulanmış mahlukların sizi iyi yoldan çevirmelerine izin vermeyin.”
Bazı görüşlere göre Hitler
Nazi öğretisinden çok daha ürkütücü güçlerin kontrolü altındaydı. Hitler kendisinden çok daha büyük olan ve kendisini aşan öğretinin basitleştirilmiş
küçük bir kısmını halka açıklıyordu. Zaman zaman bütün gezegendeki yaşamı değiştirmekle ilgili düşüncelerini Rausching’e ve diğer arkadaşlarına şöyle ifade ediyordu:“Hakkımda hiçbir şey bilmiyorsunuz. Parti arkadaşlarım
peşimi hiç bırakmayan hayaller ve öldüğüm zaman temelleri atılmış olacak olan o görkemli yapı hakkında ufak bir görüşe bile sahip değiller. Dünya bir dönüm noktasına ulaşmıştır. Sizler anlamayacaksı nız ama gezegen altüst olacaktır. Olup bitenler yeni bir dinin oluşumunu çoktan aşmıştır.”
Hitler kitleleri adeta büyülüyordu.İddialara göre Hitler
Germen mitolojisindeki Thule efsanesinden etkilenmişti. Thule efsanesi de tıpkı Atlantis gibi kayıp bir ülke efsanesiydi ve Hitler’in arkasındaki gizli ve büyülü güç de Thule örgütüydü. Bu örgütün en önemli ismi Münih Üniversitesi profesörlerinden Karl Haushoffer adlı bir bilim adamıydı. Karl Haushoffer’in kimliği de en az Hitler kadar ilgi çekiciydi. Haushoffer ile Hitler’i tanıştıran Rudolf Hess’ti. Thule grubunun yaşayan son üyesi Rudolf Hess barış görüşmeleri için silahsız bir uçakla İngiltere’ye gönderilmiş ancak beklenmedik bir şekilde tutuklanmıştı. Savaştan sonra da Hess Nazi savaş suçlularının kapatıldığı Spandau cezaevinde ömür boyu tutuldu. Diğer mahkumların bazıları idam edildiler ve cezalarını çekip tahliye oldular
ancak Hess yıllarca Spandau cezaevinin tek mahkumu olarak
İngiliz
Fransız
Amerikalı ve Ruslardan oluşan bir birliğin gözetimi altında kaldı. Hakkında birçok kitap yazıldı. Bunlardan birisi on yıl önce “Dünya’nın En Yalnız Adamı” ismi ile Türkçeye çevrildi.
Hess
çok yaşlanmasına
aradan uzun yıllar geçmesine ve ötekiler kadar ağır bir savaş suçlusu olmamasına rağmen neden ölünceye kadar hapiste tutulmuştu? Hess’i farklı kılan savaşın farklı sebepleriyle ilgili olarak bildikleri
Hitler ve Haushoffer’e olan yakınlığıydı. Hitler iktidara gelişinden önce yaşanan ayaklanmadan ötürü hapse atılınca
Haushoffer onu her gün ziyaret ediyordu. 1869 doğumlu olan Haushoffer Hindistan ve Uzak Doğu’nun çeşitli yerlerinde uzun yıllar görevli olarak bulunmuştu. Japonya’ya gitmiş ve Japonca öğrenmişti. Ona göre Alman ırkının kökenleri Orta Asya’da idi. Haushoffer
en gizli Budist örgütlerinden birine alınmış ve görevinin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda harakiri yapmaya yemin etmişti. 1914 yılında genç bir generalken olayları önceden bilmesi ile dikkatleri üstüne toplamıştı. Düşmanın saldıracağı saati
top mermilerinin düşeceği yerleri
fırtınaları
yabancı ülkelerdeki siyasal değişimleri önceden biliyordu. Hitler de ordusunun Paris’e ilk gireceği günü
çeşitli cephelerde düşmanın ne kadar dayanabileceğ ini ve Roosvelt’in ölüm tarihini de önceden bilmişti.Haushoffer I. Dünya Savaşı’ndan sonra yeniden öğretim hayatına döndü. Çeşitli bilimsel içerikli dergiler yayınladı. Nazi Partisi’nin sembolü olan Gamalı Haç’ı seçen de oydu.
Nitekim “Bilinmeyen Hitler” adlı kitabında Wulf Schwartzwaller iddiaları doğruluyordu:
“Hitler Landsberg hapishanesindeyken en düzenli ziyaretçileri Münih Üniversitesi Jeopolitik Enstitüsü Profesörü General Karl Haushoffer ile Rudolf Hess’ti. Hitler “Kavgam” adlı kitabını bu iki önemli ismin yardımıyla yazmıştı. Haushoffer
Hitler ve Hess çok uzun söyleyişlere
müzakerelere dalıyorlardı. Haushoffer esoteric bilimlerin yanı sıra Zen Budizmi’ne de ilgi duyuyordu. Tibetli Lama Rahiplerinden ders almıştı. Dietrich Eckart’tan sonra Hitler’i etkileyen ikinci kişiydi. Berlin’de Berlin Luminous Locası’nı o kurmuştu. Haushoffer ünlü Rus büyücü ve metafizikçisi Gregor İvanovich Gurdyev’in öğrencisiydi. Gurdyev ve Haushoffer
dünyanın altında yaşayan ve insandan daha üstün dünya dışı bir tür ile ilişki içerisinde olduklarına emin oldukları Tibet Locası’na üyeydiler. Hitler
Alfred Rosanberg
Himmler
Goring ve Hitler’in hemen hemen yanından hiç ayırmadığı fizikçisi Dr. Morell de aynı zamanda Loca’ya üyeydiler.” (The Unknown Hitler
Wulf Schwartzeller
Berkeley Boks
1990)
1925 yılında Nazi Partisi hızla büyümeye başladı. Almanya’nın ünlü şairi Everst büyük bir hevesle partiye yazıldı
çünkü Nazi Partisi’ni kara güçlerin en açık ifadesi olarak görüyordu. Partinin yedi kurucusu da kara güçler tarafından yönetildiklerine ruhen ve bedenen emindiler. Onları birleştiren yemin
enerji ve şans kaynağı bir Tibet efsanesine dayanıyordu.Araştırmacı-yazar Ergun Candan
“Gizli Sırlar Öğretisi” adlı kitabında bu konuyla ilgili son derece çarpıcı bulgulara yer veriyor:“II. Dünya Savaşı sonlarına doğru yıkılan Nazi karargahına girildiğinde
hiç akıllara gelmeyen bir şeyle karşılaşılmıştı. Yıkıntılar arasında oniki Tibetli rahibin cesetleri bulunuyordu. Bu duruma o yıllarda hiçbir anlam verilememişti. Aslında savaş atmosferi içinde bunu hiç kimsenin düşünecek hali de yoktu. Savaş bitip de her şey normale dönmeye başladıktan sonra bu durum birçok kimsenin dikkatini çekmeye başladı:
İddialara göre Hitler’in başka bir türle bağlantısı bulunuyordu.Nazi karargahında oniki Tibetli rahibin işi neydi? Bu soru uzun bir süre zihinleri meşgul etti. Naziler ile Tibetli rahipler ne gibi bir birlikteliği olabilirdi? İşte bu konu inceden inceye araştırılmaya başlandı. Ortaya çıkan sonuçlar bir hayli düşündürücüydü: Naziler bir yer altı uygarlığı olduğuna inanılan Şambala ile irtibatlıydılar!
Her şey Thule efasnesiyle başlıyordu. Thule efsanesinin kökeni ise kayıp bir uygarlığa dayanıyordu. Bu da Nazizm’in temelini oluşturuyordu. Bu efsane etrafında birleşen bir grup
Thule adında gizli bir tarikat kurdu. Nazi Partisi’nin yedi kurucusundan biri olan Diettrich Eckardt
Thule tarikatının temel felsefesini şöyle açıklıyordu:“Thule’un tüm sırları
eski kayıp bir uygarlığa dayanır. İnsanoğlu ile ‘dış zekalar’ arasında bulunan bazı aracı varlıklar
bu sıralara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadı r. Bu güç kaynağı Almanya’yı dünyaya egemen kılacaktır. Yine bu güç kaynağı geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını ve insan türünün değişimini sağlayacaktır.”İşte bu sözler özetle Nazizim’in de temelini oluşturmaktaydı . Gizli Thule tarikatının üyeleri arasında Rudolf Hess
Karl Haushoffer
Alfred Rosenberg ve Adolf Hitler gibi önde gelen isimler bulunmaktaydı . Daha sonraları Hitler’in büyü çalışmaları da gerçekleştirdiğ i ortaya çıkacaktı. Bunlardan en belirgin olanı radyodan yaptığı konuşmalarda
“ses büyüsü” denilen bir yöntemdi. Bu yöntem büyük kitlelerini etki altına alınmasında büyük bir fonksiyon görmüştü.
Naziler adeta bir robot gibiydi.Ergun Candan’a göre bir başka ilginç nokta da Nazilerin bayraklarında kullanmış oldukları semboldü. Bu şekil öyle rastgele seçilmiş bir sembol değildi. “Gamalı Haç” insanlığın kullanmış olduğu en eski sembollerden biriydi. Dünyanın pek çok köşesinde bu sembole rastlanmıştı. Eski uygarlıkların en önemli sembollerinden biri olan bu sembolü daha da ilginç yapan özellik
bunun bir MU sembolü olmasıydı. Mu kültürüyle karşılaşan tüm eski uygarlıklar da
bu sembolü kullanmışlardı. Bu sembol daha sonraları gamalı haç şeklinde ifade edilmeye başlanmıştı. Hıristiyanları n kullanmaya başladıkları haç sembolü da gamalı haçtan türetilmiş ve aynı sembolün stilize edilmiş haliydi. Ama asıl köken Mu tabletlerinde ilk bulunduğu şekle dayanıyordu. Bu sembol dünya üzerinde yüze yakın yerde bulunmuş ve Mu uygarlığı ile ilgili bilgi ve belgeleri ortaya çıkaran Niven ve Churchward’ın kayıtlarında da yer almıştı. Bu sembol Mu’nun gizli bilgilerinin en önemli sırlarından birini bünyesinde saklıyordu. Sembolün anlamı Eski Mısır ve Tibet’teki mabetlerde bulunan rahiplerce
büyük bir sır olarak saklanmış ve kimseye bu sırla ilgili bir açıklama yapmamıştı. Bu sembolün sırrını sadece gizli eğitimden geçen rahipler bilmekteydi. Kökeni Mu’ya dayandığı için bu sembol iki yer altı uygarlığı olan Agarta ve Şambala’da bilinen ve kullanılan bir semboldü. Nazilerin bu sembolü ele geçirmeleri de Tibet’teki gizli çalışmalarına dayanmaktaydı . Şambala üyesi bazı rahiplerden öğrendikleri sırlar arasında bu sembol de bulunmaktaydı . Böylece bu sembol Şambala’nın karanlık güçlerine hizmet eden Naziler tarafından dejenere edilerek karanlık amaçları doğrultusunda bayraklaştırıldı .
II. Dünya Savaşı’nın okült sebeplerine ilişkin bir kitap: Unsolved of Mysteries World War IIHitler
kendi liderliğindeki dönemde ateş çağının yaşanacağına
buz ve soğuğun yenileceğine inanıyordu. İddialara göre
Rusya’daki buz çöllerine askerlerini yazlık elbiselerle göndermesi bu yüzdendi. Kafkasya’ya girdikten sonra yüksek rütbeli üç SS subayı
yüksek bir dağın zirvesine gamalı haç kara tarikat bayrağını dikti. Stalingrad yenilgisinden sonra Nazi söylevcisi Gobels haykırıyordu. “Anlamıyor musunuz? Evrensel anlayış yenildi
ruhsal güçler yeniliyor. Hüküm saati geliyor
tüm insanlar acı çekecekler ve çekmeliler..” Hitler ekliyordu: “Yeterince kayıp verilmedi!”Hitler ve yandaşları korkuyorlardı . Karşıt güçler harekete geçmişti ve cezalandırılacaklardı . Son anda bile
Berlin düştüğünde
metroya sığınmış 300 bin Alman için Hitler çılgınca emir verdi: “Metroyu sular altında bırakın
herkes ölsün
bu bir ayindir ve kurban gerektirir
böylece yerdeki güçler yardımımıza koşacaktır.” Gerçekten çıldırmış mıydı yoksa öğretisini mi uyguluyordu?Nazi Sosyalist Partisi’nin yedi kurucusundan biri olan Eckardt ölüm döşeğinde yatıyor ve son sözlerini söylüyordu:
“Hitler’i muhakkak izleyin
o benim müziğimle dans edecektir. Ona onlarla ilişki kurma yetkisini verdik.” Kimlerle? Bu ne demekti? Alman Genelkurmay toplantıları yoksa özel bir meditasyonla mı başlıyordu?Gerçekten de gizem ve inanç
Nazi yönetiminin her yerinde yaşıyor ve yaşatıyordu.Rausching’in kitabında konuyla ilgili son derece önemli ipuçları bulunuyordu:
“Düşmanlarımdan çok şey öğrendim. Katoliklerden
Marksistlerden veya masonlardan. Masonlar hakkında bir rapor hazırlattım. Simgeler
esrarlı törenler. Bu adamlarda tehlikeli olan tek şey
benim de kullandığım tarikat sırrı yöntemidir. Bir tür ruhani aristokrasi oluşturuyorlar. Hiyerarşik bir örgüt kuruyor
simgeler kullanıyor ve ayrı ayrı ibadetler yapıyorlar
yani zekayı yormadan
alıştırarak simgelerin büyüsel etkilerini kullanıyorlar. İşte masonların en tehlikeli yönü budur. Dünyada birkaç örgüte yer yoktur. Ya masonlar ya biz…”
“Zaman Gezmenleri” adlı kitapta da konuyla ilgili ilginç bazı ayrıntılar bulunuyordu:
“Bilimsel tüm yasalara karşı amansız bir savaş açan Nazilerin şefi Adolf Hitler bu gücü nereden bulmaktaydı? Yeni bir bilim ve hayat görüşünü on sene gibi kısa bir zaman sürecinde ortaya konması imkansızdı. Adolf Hitler’in arkasındaki güç gizemli ve büyülü bir kimliğe sahipti. Bu gizli gücün ismi “Thule Örgütü” idi. Bu örgütün en önemli ismi Karl Haushoffer adlı bilim adamıydı.
1923 sonbaharında Münih’te
şair Dietrich Eckardt ciğerleri iperit gazıyla kavrulmuş olarak öldü. Komaya girmeden önce
“İşte benim Hacer-i esved’im” dedi ve astronomik bilimin kurucularından Prof Oberth’e miras bıraktığı siyah bir göktaşı önünde kendine özgü tapınarak dostu Houshoffer’e uzun bir el yazması postalamıştı. Ölüyordu ama içi rahattı. Thule örgütü yaşamaya devam edecekti; çok geçmeden hem dünyayı
hem de hayatı köklü şekilde değiştirecekti.”D. Eckardt’la aynı gizli örgütün üyesi olan mimar Alfred Rosenberg
1920’lerde Hitler’i tanımışlar
üç yıl boyunca zorlu bir eğitime tabi tutmuşlardı. Adolf Hitler’e doğu bilgisinin gizemlerini
gizli dili ve konuşmayı öğreten Eckard’tı. Öğretisini iki ayrı planda yürütmüştü. Gizli öğreti ve propaganda planları. 1923 yılının Temmuz ayında kurulan Nasyonel Sosyalist Parti’nin yedi kurucu üyesinden biriydi.Kitaba göre Thule örgütünün ardında Cermen kökleri yatıyordu. Dünyanın gizli tarihinde kuzey kutup bölgesinde batmış bir ada olduğu rivayet ediliyordu. Kökleri Mu uygarlığına dayanıyordu. Öğretinin temel taşlarını “insan psikolojisinin bilinmeyen yanları” ve “zaman boyutları” oluşturmaktaydı . Eckardt ve dostları Thule’un dünyadaki temsilcileriydi. Amaçları dünyanın kaderini değiştirip üstün bir ırk meydana getirerek “üst zekalılara” diyaloğa geçmekti. Thule’nin temsilcileri Karl Haushoffer ve Dietrich Eckardt
medyum özelliğine sahip Adolf Hitler ve Rudolf Hess’i kendi amaçları için kullanmışlardı.1926 yılında Berlin ve Münih’e küçük bir Tibet kolonisi yerleşti. Ruslar Berlin’e girişler sırasında cesetler arasında rütbesi olmayan 1000 kadar Tibet ölüm gönüllüsüne rastladı. Nazi hareketi başarıya ulaşır ulaşmaz Tibet’e heyetler göndermiş ve bunu 1943’e kadar kesintisiz devam etmişti.
Thule grubu üyeleri uzlaşmayı bozacak bir hata işleyecek olurlarsa intihar etmeye yemin etmişlerdi ve 14 Mart 1946’da Karl Haushoffer
karısı Martha’yı öldürüp
Japon usûlü harakiri yaptı. Mezarına hiçbir anıt ya da haç dikilmedi. Oğlu
Hitler’e karşı düzenlenen suikaste karışanlardan biri olarak idam edildi. Ceketinin cebinde şiir şeklinde yazılmış olan şu yazı bulundu: “Babam kötülüğün sesi duymadı. Şeytan’ı dünyaya saldı.”
Atatürk Uyarmıştı!
İşin ilgi çekici yanı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk eşsiz öngörü kabiliyetiyle Hitler ile ilgili şaşırtıcı kehanetlerde bulunmuştu. Ali Bektan’ın “Atatürk’ün Kehanetleri” adlı kitabında Atatürk siyasi ve askeri kimliğinden farklı olarak bu kez geleceğe dair öngörülerde bulunan
önsezi kabiliyetiyle inceleniyor. Kitapta Atatürk’ün sayısız kehanetlerine yer verildiği gibi olayları önceden sezmesiyle gelişmeleri etkilediği vurgulanıyor.Atatürk’ün bu kehanetlerinden biri de Hitler ile ilgili olanıydı:
“O
yıllar öncesinden Avrupa’da olacak kanlı bir savaştan söz ediyordu. Hatta bununla da kalmıyor bu savaştan kimlerin karlı çıkacağını da açıklıyordu… O
bütün bu açıklamalarını
Almanya’da Nazilerin henüz daha iktidara gelmediği 1932 yılında yapıyordu.Atatürk
Mac Arthur ile olan bir görüşmesinde şöyle diyordu:“Versay Antlaşması I. Dünya Savaşı’na sebebiyet vermiş olan nedenlerden hiçbirini halletmediği gibi
dünün başlıca rakiplerinin arasındaki uçurumu büsbütün derinleştirmiş tir. Zira galip devletler mağluplara sulh şartlarını kabul ettirirken
bu memleketlerin etnik
jeopolitik ve iktisadi özelliklerini asla nazarı itibara almamışlar ve sadece intikam hisleri ile hareket etmişlerdir. Böylelikle bugün içinde yaşadığımız sulh devresi sadece mütarekeden ibaret kalmıştır. Eğer siz Amerikalılar
Avrupa işleri ile ilgilenmekten vazgeçmeyerek Wilson’un programını tatbik etmekte ısrar etseydiniz
bu mütareke devresi uzar ve bir gün devamlı sulha müncer olabilirdi. Bence dün olduğu gibi
yarın da Avrupa’nın geleceği Almanya’nın alacağı vaziyete bağlı olacaktır. Fevkalade bir dinamizme sahip olan bu 70 milyonluk çalışkan ve disiplinli millet üstelik milli ihtiraslarını kamçılayabilecek siyasi akıma kendisini kaptırdı mı
er geç Vesray Antlaşması’nın tasfiyesine gidilecektir.”
Atatürk Almanya’nın İngiltere ve Rusya hariç bütün Avrupa kıtasını işgal edebilecek bir orduyu kısa bir sürede oluşturabileceğ ini
savaşın 1940-46 yılları arasında başlayacağını ve sona ereceğini
Fransa’nın ise kuvvetli bir ordu yaratmak için lazım gelen nitelikleri artık kaybettiğini ve İngiltere’nin adalarını savunmak için bundan sonra Fransa’ya güvenemeyeceğini önceden bildirmişti.O yıllarda dünyanın büyük devletleri olarak kabul edilen ABD
İngiltere ve Fransa’daki yöneticiler I. Dünya Savaşı gibi bir savaşın asla olamayacağını iddia ediyorlardı. Atatürk ise yeni bir dünya savaşının çıkacağını ve bu savaşı da Hitler’in başlatacağını söylüyordu. “Savaşı o başlatacak
insanlığın başına bela olacak.” Diyordu.
Hitler’in Astrolojiye ilgisi
Hitler’in ikinci adamı olarak bilinen Herman Georing’in yine Hitler’in en yakınında bulunan Nazi ideoloji ve aynı zamanda partinin resmi yayın organının yayın yönetmeni olan Alfred Rosenberg ile aynı günde doğmuş olması konunun araştırmacıları tarafından her zaman şüpheyle karşılanmıştı. Ama olayı daha da ilginç kılan her ikisinin de hemen hemen aynı anda 16 Ekim 1946 tarihinde intihar ederek ölmüş olmalarıydı. Bu durum Hitler’in astroloji ile yakından ilgilendiği ile ilgili yorumları da beraberinde getirmişti. 10 Eylül 1940 tarihli Look dergisi “Hiç Kimsenin Bilmediği Hitler” (The Hitler Nobody Knows) adlı bir makale yayınladı. Makalede Hitler ile ilgili şu ifadelere veriliyordu: “Hitler’in gizemciliğe ve astrolojiye duyduğu şaşırtıcı ilgisi
kabaca bilinen Hitler efsanesinin önemli bir kısmı haline gelmeye başlıyor. Hitler Bavaria’daki dağında bulunan özel gözlemevinde bulunan onca teleskoplar ve benzeri aletler Hitler’in astrolojiye tıpkı diğer insanların pul
madeni para ya da kelebek topladıkları gibi bir hobi olarak ilgilendiğini düşündürtüyor. Dahası Hitler’in farklı fal yöntemlerini uygulayan astrologların görüşlerini aldığı ve de onlara yüklüce para ödediği biliniyor.” (9-10-1940
Look
Hitler Nobody Knows)Hitler’in kendisini önceden belirlenmiş bir geleceğin uygulayıcısı olarak seçildiğini düşündüğü biliniyordu. “Kehanetler Kitabı” (The Book of Predictions) adlı eserde arkadaşlarına şu sözleri söylediği nakledilir: “Hakkımda çok şey duyacaksınız. Sadece vaktimin gelmesini bekleyin.” Hitler I. Dünya Savaşı sırasında oturduğu yerin birkaç dakika sonra havaya uçmasından önce “oturduğu yeri terk etmesini söyleyen” sözleri duyduktan sonra söylemiştir. Bu olay 1915’te
I. Dünya Savaşı sırasında da Hitler henüz bir onbaşı iken gerçekleşmiş
Hitler’in anlattıklarına göre kendisine oturduğu yerin 60 metre ötesine gitmesi söylenmiş
geride kalanlarsa ölmüştür.
Bu posta 1751 defa okundu

