İskoçya ve Fransa Kraliçesi olan Mary Stuart İngiltere tacına da göz koymuştu; ama onun “güzel fakat fazla akıllı olmadığını” yazan tarihçiler, Elizabeth'in tuzağına düşüşünü de anlatacaklardı.
M.Tanju AKAD – Popüler Tarih Dergisi / 65.Sayı / Ocak 2006
İngiltere tarihinin en çalkantılı dönemini ,”Üç Kraliçenin Öyküsü” diye adlandırabiliriz. Kardeşler birbirini boğazlıyor; Katolikler ve Protestanlar “bir sizden bir bizden” sırayla odun yığınları üzerinde yakılıyor, isyanların ve komploların ardı arkası kesilmiyor...
Dickens, Fransız İhtilâli yıllarını anlatırken, “Zamanların en iyisi ve zamanların en kötüsüydü,” diye söze başlar. “Elizabeth Dönemi” ise, sadece en kötüsüydü, Tam da bu dönemin yazarı olan Shakespeare başlı başına bu felaketli dönemin trajedilerinden beslenmiştir. O dönemde trajedi, günlük hayatın ta kendisiydi!..
İskoçya kralının kızı Mary Stuart 1542 yılında dünyaya gözlerini açarken, İngiltere kralı VIII. Henry beşinci karısının kafasını uçurtup altıncısı ile evlenmeye hazırlanıyordu.
İskoçya kralı V. James ile Lorrainli Mary'nin kızı Mary Stuart, babasının ölümü üzerine, daha yedi günlük iken, İskoçya kraliçesi oldu ama annesi, onu dayılarının ülkesine götürdü ve Mary'nin çocukluğu Fransa'da geçti.
İskoçya'nın sürgündeki liderleri, Mary'i çocukluğundan itibaren denetimleri alana alıp kullanmaya çalıştılar.
İngiliz ve Fransız taraftarı İskoç fraksiyonları arasındaki çatışmalar iki yüzyıl daha sürecek ve isyanlar birbirini izleyecekti...
Mary 1558'in Nisan ayında Fransa veliaht prensi Francis ile evlendiği zaman, henüz on altı yaşında idi. Ertesi yılın Temmuz ayında, Fransa kraliçesi oldu. Böylece on sekizini doldurmadan iki ülkenin kraliçesi olmuştu. Ancak bu durum, üçüncü bir kraliçelik peşinde hayatını yitirmesine engel olmayacaktı... Kaldı ki, Katoliklerin gözünde, o zaten “İngiltere kraliçesi” olarak kabul ediliyordu. Bunu anlamak için, tekrar VIII. Henry dönemine gidelim...
16. Yüzyıl, Avrupa'da büyük din savaşlarının başlamasına sahne olur. Rönesans düşüncesi Katolik dogmalarının sorgulanmasını ve dolayısıyla reformu kaçınılmaz kılar.
Avrupa'da Luther ve Calvin'in sözcülüğünü üstlendikleri yeni akımların, eskileriyle bir arada barınabilmesi ancak Otuz Yıl Savaşları'nda (1618- 48), Avrupa nüfusunun dörtte birinin yok olması sonucu gerçekleşebilecekti... İngiltere de bu sarsıntılardan payını almış, bölünmüş, çatışmalar ve idamlar hızlanmıştı.
1509'dan 1547'ye kadar İngiltere kralı olan VIII. Henry'nin yönetimi bu çatışmaların açılış perdelerine sahne oldu, Henry önce Katolikliği savunmuş sonra evliliğini iptal etmeyi reddeden papa ve piskoposlarıyla bozuşup giderek Protestan öğretisine yaklaşmaya başlamıştı.
Bu arada kilise mallarına el konması, ayrılıkları derinleştirmiş; kilise arazilerinden zenginleşen aristokratlar ve burjuvazi de, Protestanları desteklemeye başlamıştı.
Bu çatışmaların ülkeyi yıpratması üzerine, Parlamento 1534'te Kral'a yeni milli Anglikan Kilisesi’nin şefi olarak kilise ve devlet üzerinde kesin yetki veren “Üstünlük Yasası'nı kabul etti.
Vatikan ile kopuş için, büyük bir adım atılmış gibi görünüyordu; ama İngiltere'de Katolikler de henüz son sözlerini söylememişlerdi...
Henry on yıllarında ülser ve frenginin kendisini yiyip bitirdiğini hissedince veraset için bir liste yaptı: İlk sırada, Jane Seymour’dan olan oğlu Edward, ikinci sırada, Aragonlu Catherine'den olan kızı Mary Tudor üçüncü sırada da Anne Boleyn'den olan kızı Elizabeth vardı. Listeyi burada kesti, çünkü dördüncü sıradaki Mary Stuart'ı istemiyordu.
1547'de VI. Edward tahta oturtulunca Kraliyet Konseyi naip olarak dayısı Edward Seymour'u seçti. O sırada İngilizler ile savaşan Fransızlar, beş yaşındaki Mary Stuart'ın adını kullanarak İskoçları isyana sürüklediler.
Somerset, İskoçları yendi; ama kardeşi Thomas Seymour, VI. Edward’ın sağlıksızlığını göz önüne alarak, tahta geçmek için komplolara başladı: Önce Mary Tudor'a, onra da Elizabeth 'e kur yaptı.
Amirallik Lordu olarak hazineden çaldığı, paralar ile korsanlardan topladığı ganimetleri kullanarak silah biriktirmeye başladı. Komplosu ortaya çıkınca da, 1549'da idam edildi.
Naip Somerset ise, aşırı ezilen fakirlere karşı ılımlı tutumu nedeniyle asilzadelerin öfkesini çekince, düşürülüp Londra Kulesi'ne kapatıldı. Edward döneminin sonraki dört yılı, Kral'ın kendisinin Katolik olmasına rağmen, güç dengeleri nedeniyle Protestanları tutan Warwick'in koruyuculuğunda geçti. Aristokratların ve zengin tabakanın politikaları çok açıkça desteklendi ve Katoliklere yapılan zulüm arttı.
Edward 1553'te ölünce İngiltere'deki karışıklık daha da arttı. Aragonlu Catherine 'in kızı Mary Tudor, Katolik olduğu için, tahttan feragati istendi.
Babası yeniden evlenince, Mary Tudor annesiyle sürgüne gönderilmiş, piç denilmiş, Elizabeth'in doğmasından sonra çok kötü muamelelere maruz kalmıştı. Ancak Katoliklerin desteğiyle tahta çıktı ve 1558’de ölünceye adar art arda darbelerle uğraştı.
İspanya veliaht prensi II. Felipe ile başarısız evliliği tepkileri artırdı, ancak ortaya bir veliaht çıkmayınca, Mary'nin aynı zamanda “İspanya Kraliçesi” olma hülyaları yarım kaldı ve Felipe onu terk edip gitti.
O yıllarda politik evlilikler yapan asilzadelerin aşkı başka yerde aramaları, yadırganacak bir davranış sayılmıyordu. İspanyollar İngiltere'yi Katolik saflara çekmeye çalışıyor; Mary ise, Amerika kolonilerinden, Napoli ve Hollanda 'ya kadar uzanan büyük topraklarda Katolik İspanya ile politik ve dini birlik hayalleri kuruyordu.
Felipe gidince Mary'nin hem politik hem de kişisel hayalleri yıkıldı. İlk başta ılımlıydı; ama yıprandıkça sertleşti, komplocuları ve Protestan din adamlarını idama başlayınca, “Bloody Mary” (Kanlı Mary) olarak anılmaya başlandı.
Onun hükümdarlığı sırasında Elizabeth’in hayatı pamuk ipliğine bağlıydı.
Mary Tudor ölünce, yerine tahtın üçüncü varisi Elizabeth geçti, O da, Protestanları tutacak ve İngiltere bir yandan Vatikan ile yollarını kesin olarak ayırırken diğer yandan da denizlerde hâkimiyet kuracaktı.
Elizabeth ülkesini büyük bir dünya gücü haline getirecek; ama o da, iktidarını sağlama almak için, Mary Stuart’ı öldürmek zorunda kalacaktı…
Mary Stuart 1558’de “Fransa Kraliçesi” olmuş; fakat ertesi yıl dul kalınca bu unvanını yitirmişti. Dul bir eski kraliçe olarak burada ömrünü tüketmeye niyeti yoktu: Saint-Barthélemy Katliamı'nın düzenleyicilerinden olan kayınvalidesi Medici'li Catherine’nin baskısı altında yaşamak hiç de kolay bir iş değildi!.. Daha küçük bir ülkenin kraliçesi olup İngiliz tahtı üzerindeki iddiasını sürdürmek üzere, İskoçya'ya döndü.
Bu iddiasını açıklaması ileride büyük bir ihtiyatsızlık olarak değerlendirilecekti! Koyu bir Katolik olan Mary, İskoçya'da İngilizlerin de desteğiyle yaygınlaşmakta olan Protestan tebaasına karşı şiddet uygulayınca, kısa sürede huzursuzluk arttı.
1565'te ahlaksızlığıyla tanınan kuzeni Darnley lordu Henry Stuart ile evlendi. Bu evlilik, Morley ve Hamiltonlar tarafından yönetilen bir isyana yol açtı; isyan bastırıldı ama muhaliflerin hıncı dinmedi. Öfke, Mary Stuart'ın yarı Fransız, yarı İtalyan sekreteri Rizzo'ya yöneldi: Kocası Darnley onu kıskanıyor, Protestanlar ise, papanın ajanı olarak görüyorlardı.
Darnley bir komplo hazırlayarak Rizzo'yu kraliçenin de bulunduğu bir mekânda öldürttü, sonra da suçu başkalarına yıkıp cinayetten sıyrıldı. Bu arada Mary, Darnley'den bir oğul doğurdu.
Bu çocuk, “VI. James” adıyla İskoçya, “I. James” adıyla da İngiltere tahtına geçecekti. Kısa bir süre sonra tüm ülkenin nefret ettiği Darnley de öldürüldü: Mary Stuart onu korumamıştı...
Henüz 26 yaşında ikinci kez dul kalan Mary Stuart, aradan sadece iki ay geçtikten sonra, kocasını öldüren grubun elebaşılarından Boswell'e âşık oldu ve onunla, düzmece bir duruşmadaki beraatinin ardından, apar topar evlendi!
Bu evlilik nefretle karşılandı ve lanetli çift, Borthwich Şatosu'nda, balayında iken kuşatıldılar. Kaçtılar; ama Mary bu kez genel ayaklanma ile başa çıkamayacaktı…
Katoliklerin desteklediği bir ordu topladılar; ama artık İskoçların büyük çoğunluğu onlara karşıydı. Carberry Hill Savaşı'nda yenildiklerinde, Mary oğlu lehine tahtan feragat ettirilerek Lochleven'de bir adaya hapsedildi.
Bu kez de Katolik taraftarlarının yardımıyla hapisten kaçıp yine bir ordu topladı ve Langside onun on savaşı oldu. Kesin yenilgiye uğradı ve İngiltere'ye rakibesi olarak gördüğü kuzeni Kraliçe Elizabeth'in yanına kaçtı.
İki kraliçeliği yitirmiş olan Mary Stuart, 1 568'den başlayarak 19 yıl boyunca sığınmacı olarak kaldığı ve sürekli izlendiği İngiltere'de de karışıklık çıkardı: Tarihler, onun güzel fakat fazla akıllı olmadığını yazarlar.
Nihayet İngilizler onu yok etmeye karar verdikleri zaman, “Babington Komplosu” diye adlandırılacak plan hazırlandı: Elizabeth'in öldüğü ilan edilecek ve yerine Mary geçirilecekti. Mary ilişki kurduğu kişilere kraliçelik niyetini açıkça ifade edip komplocularla ilişkiye girmekte tereddüt etmeyince tuzağa düştü ve idama mahkum edilerek 1587 'de öldürüldü.
Sonrasında neler oldu?
Her ikisi de Katolik olan Mary Tudor ve Mary Stuart, savunmaya çalıştıkları bu inancın zayıflamasına neden oldular. Yaptıkları zulümler, İngilizlerin Roma Kilisesi'nden geri dönülmeyecek şekilde uzaklaşmalarına neden oldu… Elizabeth'in İngiltere'deki Katolik gücüne son darbeyi indirmesi kolaylaştı.
Mary Stuart'ın öldürülmesinden sohra, Katoliklere yapılan baskılar ve İngilizlerin Amerika'dan altın ve gümüş taşıyan İspanyol gemilerine sürekli saldırıları İspanya'nın İngiltere'ye savaş açmasına neden oldu. Ne var ki İspanyolların hazırladıkları “Büyük Armada” 1588'de mahvolunca, İngilizler yüzyıllar sürecek olan deniz üstünlüğünü ve dolayısıyla sömürgeleri ve ticaret yollarını ele geçirmeye başladılar. Mary Stuart'ın oğlu 1603'te “I. James” adıyla İngiltere tahtına çıktı ve İngiltere ile İskoçya, daha zayıf olan ülkenin güçlüye gönderdiği kral ile resmen birleşti.
James 1612'de annesinin kabrini Westminster Abbey'e naklettirdi. Mary, o günden beri tahtına göz diktiği için hayatını yitirdiği kuzeni Elizabeth'den sadece dokuz metre mesafede yatıyor. Hâlbuki Mary Stuart ile Elizabeth, yaşadıkları süre içerisinde, hiç yüz yüze gelmemişlerdi!
Sinemadaki Elizabeth İngilteresi
Mary Stuart, Mary Tudor ve Elizabeth'in yaşamları daima edebiyat ve gösteri dünyasının “favori” konuları arasında oldular. Elizabeth'in bizzat kendisi, Shakespeare'e babasının hayatını anlatan bir eser sipariş etti. “VIII. Henry” adını taşıyan bu dram; Henry'nin Aragonlu Catherine'den boşandığı günlerden, Elizabeth'in tahta çıkışına kadar olan dönemi konu edinir...
Sinemada Mary Stuart'ı işlemiş ilk filmlerden biri, 1936 yılında çekilen “Mary of Scotland” adlı yapımdır. Başrollerde, Katherine Hepburn ve Frederic Marc yer alırlar.
1971'de çekilen “Mary, Queen of Scots” adlı filmde ise, Vanessa Redgrave ile Nigel Davenport başrollerdedir. Bu filmde Elizabeth’i oynayan Glenda Jackson da, son derece başarılı bir performans sergiler... Jackson aynı dönemde, “Elizabeth R.” adlı bir dizide de başrolü oynamış ve sinema tarihindeki en başarılı Elizabeth'lerden biri olmuştur...
Konuyla ilgili çok sayıdaki yapımdan belki de ilki, 1911'de Sarah Bernhard'ın oynadığı “The Lives of Queen Elizabeth” adlı sessiz filmdi...
1953'de Jean Simmons ile Stewart Granger'in rol aldıkları “The Young Bess” de önemli yapıtlar arasındadır.
Sinema tarihinin diğer bir unutulmaz “Elizabeth’ i ise, Bette Davis'dir. Davis bu rolü ilk kez 1939'da “The Private Lives of Elizabeth Essex” adlı filmde oynamış; ikinci kez de, 1955 yapımı “The Virgin Queen” adlı filmde aynı başarıyı tekrarlamıştır.
Tarihcinin Notu: Kraliçe I.Elizabeth ile ilgili filmlere, bu yazının Popüler Tarih’te yayınlanmasından sonra çekilmiş 2007 yılı yapımı, başrollerinde Cate Blanchett, Clive Oven ve Geoffrey Rush ‘un oynadığı Elizabeth The Golden Age adlı filmi de ekleyebiliriz…
Kaynak: M.Tanju AKAD – Popüler Tarih Dergisi / 65.Sayı / Ocak 2006
Hazırlayan: Tarihci http://www.tarihcininyeri.net
Paragraf başlıkları yazıya eklenmiştir.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin.
powered by SitelinkxBu posta 3058 defa okundu
M.Tanju AKAD – Popüler Tarih Dergisi / 65.Sayı / Ocak 2006
İngiltere tarihinin en çalkantılı dönemini ,”Üç Kraliçenin Öyküsü” diye adlandırabiliriz. Kardeşler birbirini boğazlıyor; Katolikler ve Protestanlar “bir sizden bir bizden” sırayla odun yığınları üzerinde yakılıyor, isyanların ve komploların ardı arkası kesilmiyor...
Dickens, Fransız İhtilâli yıllarını anlatırken, “Zamanların en iyisi ve zamanların en kötüsüydü,” diye söze başlar. “Elizabeth Dönemi” ise, sadece en kötüsüydü, Tam da bu dönemin yazarı olan Shakespeare başlı başına bu felaketli dönemin trajedilerinden beslenmiştir. O dönemde trajedi, günlük hayatın ta kendisiydi!..
İskoçya kralının kızı Mary Stuart 1542 yılında dünyaya gözlerini açarken, İngiltere kralı VIII. Henry beşinci karısının kafasını uçurtup altıncısı ile evlenmeye hazırlanıyordu.
İskoçya kralı V. James ile Lorrainli Mary'nin kızı Mary Stuart, babasının ölümü üzerine, daha yedi günlük iken, İskoçya kraliçesi oldu ama annesi, onu dayılarının ülkesine götürdü ve Mary'nin çocukluğu Fransa'da geçti.
İskoçya'nın sürgündeki liderleri, Mary'i çocukluğundan itibaren denetimleri alana alıp kullanmaya çalıştılar.
İngiliz ve Fransız taraftarı İskoç fraksiyonları arasındaki çatışmalar iki yüzyıl daha sürecek ve isyanlar birbirini izleyecekti...
Mary 1558'in Nisan ayında Fransa veliaht prensi Francis ile evlendiği zaman, henüz on altı yaşında idi. Ertesi yılın Temmuz ayında, Fransa kraliçesi oldu. Böylece on sekizini doldurmadan iki ülkenin kraliçesi olmuştu. Ancak bu durum, üçüncü bir kraliçelik peşinde hayatını yitirmesine engel olmayacaktı... Kaldı ki, Katoliklerin gözünde, o zaten “İngiltere kraliçesi” olarak kabul ediliyordu. Bunu anlamak için, tekrar VIII. Henry dönemine gidelim...
16. Yüzyıl, Avrupa'da büyük din savaşlarının başlamasına sahne olur. Rönesans düşüncesi Katolik dogmalarının sorgulanmasını ve dolayısıyla reformu kaçınılmaz kılar.
Avrupa'da Luther ve Calvin'in sözcülüğünü üstlendikleri yeni akımların, eskileriyle bir arada barınabilmesi ancak Otuz Yıl Savaşları'nda (1618- 48), Avrupa nüfusunun dörtte birinin yok olması sonucu gerçekleşebilecekti... İngiltere de bu sarsıntılardan payını almış, bölünmüş, çatışmalar ve idamlar hızlanmıştı.
1509'dan 1547'ye kadar İngiltere kralı olan VIII. Henry'nin yönetimi bu çatışmaların açılış perdelerine sahne oldu, Henry önce Katolikliği savunmuş sonra evliliğini iptal etmeyi reddeden papa ve piskoposlarıyla bozuşup giderek Protestan öğretisine yaklaşmaya başlamıştı.
Bu arada kilise mallarına el konması, ayrılıkları derinleştirmiş; kilise arazilerinden zenginleşen aristokratlar ve burjuvazi de, Protestanları desteklemeye başlamıştı.
Bu çatışmaların ülkeyi yıpratması üzerine, Parlamento 1534'te Kral'a yeni milli Anglikan Kilisesi’nin şefi olarak kilise ve devlet üzerinde kesin yetki veren “Üstünlük Yasası'nı kabul etti.
Vatikan ile kopuş için, büyük bir adım atılmış gibi görünüyordu; ama İngiltere'de Katolikler de henüz son sözlerini söylememişlerdi...
Henry on yıllarında ülser ve frenginin kendisini yiyip bitirdiğini hissedince veraset için bir liste yaptı: İlk sırada, Jane Seymour’dan olan oğlu Edward, ikinci sırada, Aragonlu Catherine'den olan kızı Mary Tudor üçüncü sırada da Anne Boleyn'den olan kızı Elizabeth vardı. Listeyi burada kesti, çünkü dördüncü sıradaki Mary Stuart'ı istemiyordu.
1547'de VI. Edward tahta oturtulunca Kraliyet Konseyi naip olarak dayısı Edward Seymour'u seçti. O sırada İngilizler ile savaşan Fransızlar, beş yaşındaki Mary Stuart'ın adını kullanarak İskoçları isyana sürüklediler.
Somerset, İskoçları yendi; ama kardeşi Thomas Seymour, VI. Edward’ın sağlıksızlığını göz önüne alarak, tahta geçmek için komplolara başladı: Önce Mary Tudor'a, onra da Elizabeth 'e kur yaptı.
Amirallik Lordu olarak hazineden çaldığı, paralar ile korsanlardan topladığı ganimetleri kullanarak silah biriktirmeye başladı. Komplosu ortaya çıkınca da, 1549'da idam edildi.
Naip Somerset ise, aşırı ezilen fakirlere karşı ılımlı tutumu nedeniyle asilzadelerin öfkesini çekince, düşürülüp Londra Kulesi'ne kapatıldı. Edward döneminin sonraki dört yılı, Kral'ın kendisinin Katolik olmasına rağmen, güç dengeleri nedeniyle Protestanları tutan Warwick'in koruyuculuğunda geçti. Aristokratların ve zengin tabakanın politikaları çok açıkça desteklendi ve Katoliklere yapılan zulüm arttı.
Edward 1553'te ölünce İngiltere'deki karışıklık daha da arttı. Aragonlu Catherine 'in kızı Mary Tudor, Katolik olduğu için, tahttan feragati istendi.
Babası yeniden evlenince, Mary Tudor annesiyle sürgüne gönderilmiş, piç denilmiş, Elizabeth'in doğmasından sonra çok kötü muamelelere maruz kalmıştı. Ancak Katoliklerin desteğiyle tahta çıktı ve 1558’de ölünceye adar art arda darbelerle uğraştı.
İspanya veliaht prensi II. Felipe ile başarısız evliliği tepkileri artırdı, ancak ortaya bir veliaht çıkmayınca, Mary'nin aynı zamanda “İspanya Kraliçesi” olma hülyaları yarım kaldı ve Felipe onu terk edip gitti.
O yıllarda politik evlilikler yapan asilzadelerin aşkı başka yerde aramaları, yadırganacak bir davranış sayılmıyordu. İspanyollar İngiltere'yi Katolik saflara çekmeye çalışıyor; Mary ise, Amerika kolonilerinden, Napoli ve Hollanda 'ya kadar uzanan büyük topraklarda Katolik İspanya ile politik ve dini birlik hayalleri kuruyordu.
Felipe gidince Mary'nin hem politik hem de kişisel hayalleri yıkıldı. İlk başta ılımlıydı; ama yıprandıkça sertleşti, komplocuları ve Protestan din adamlarını idama başlayınca, “Bloody Mary” (Kanlı Mary) olarak anılmaya başlandı.
Onun hükümdarlığı sırasında Elizabeth’in hayatı pamuk ipliğine bağlıydı.
Mary Tudor ölünce, yerine tahtın üçüncü varisi Elizabeth geçti, O da, Protestanları tutacak ve İngiltere bir yandan Vatikan ile yollarını kesin olarak ayırırken diğer yandan da denizlerde hâkimiyet kuracaktı.
Elizabeth ülkesini büyük bir dünya gücü haline getirecek; ama o da, iktidarını sağlama almak için, Mary Stuart’ı öldürmek zorunda kalacaktı…
Mary Stuart 1558’de “Fransa Kraliçesi” olmuş; fakat ertesi yıl dul kalınca bu unvanını yitirmişti. Dul bir eski kraliçe olarak burada ömrünü tüketmeye niyeti yoktu: Saint-Barthélemy Katliamı'nın düzenleyicilerinden olan kayınvalidesi Medici'li Catherine’nin baskısı altında yaşamak hiç de kolay bir iş değildi!.. Daha küçük bir ülkenin kraliçesi olup İngiliz tahtı üzerindeki iddiasını sürdürmek üzere, İskoçya'ya döndü.
Bu iddiasını açıklaması ileride büyük bir ihtiyatsızlık olarak değerlendirilecekti! Koyu bir Katolik olan Mary, İskoçya'da İngilizlerin de desteğiyle yaygınlaşmakta olan Protestan tebaasına karşı şiddet uygulayınca, kısa sürede huzursuzluk arttı.
1565'te ahlaksızlığıyla tanınan kuzeni Darnley lordu Henry Stuart ile evlendi. Bu evlilik, Morley ve Hamiltonlar tarafından yönetilen bir isyana yol açtı; isyan bastırıldı ama muhaliflerin hıncı dinmedi. Öfke, Mary Stuart'ın yarı Fransız, yarı İtalyan sekreteri Rizzo'ya yöneldi: Kocası Darnley onu kıskanıyor, Protestanlar ise, papanın ajanı olarak görüyorlardı.
Darnley bir komplo hazırlayarak Rizzo'yu kraliçenin de bulunduğu bir mekânda öldürttü, sonra da suçu başkalarına yıkıp cinayetten sıyrıldı. Bu arada Mary, Darnley'den bir oğul doğurdu.
Bu çocuk, “VI. James” adıyla İskoçya, “I. James” adıyla da İngiltere tahtına geçecekti. Kısa bir süre sonra tüm ülkenin nefret ettiği Darnley de öldürüldü: Mary Stuart onu korumamıştı...
Henüz 26 yaşında ikinci kez dul kalan Mary Stuart, aradan sadece iki ay geçtikten sonra, kocasını öldüren grubun elebaşılarından Boswell'e âşık oldu ve onunla, düzmece bir duruşmadaki beraatinin ardından, apar topar evlendi!
Bu evlilik nefretle karşılandı ve lanetli çift, Borthwich Şatosu'nda, balayında iken kuşatıldılar. Kaçtılar; ama Mary bu kez genel ayaklanma ile başa çıkamayacaktı…
Katoliklerin desteklediği bir ordu topladılar; ama artık İskoçların büyük çoğunluğu onlara karşıydı. Carberry Hill Savaşı'nda yenildiklerinde, Mary oğlu lehine tahtan feragat ettirilerek Lochleven'de bir adaya hapsedildi.
Bu kez de Katolik taraftarlarının yardımıyla hapisten kaçıp yine bir ordu topladı ve Langside onun on savaşı oldu. Kesin yenilgiye uğradı ve İngiltere'ye rakibesi olarak gördüğü kuzeni Kraliçe Elizabeth'in yanına kaçtı.
İki kraliçeliği yitirmiş olan Mary Stuart, 1 568'den başlayarak 19 yıl boyunca sığınmacı olarak kaldığı ve sürekli izlendiği İngiltere'de de karışıklık çıkardı: Tarihler, onun güzel fakat fazla akıllı olmadığını yazarlar.
Nihayet İngilizler onu yok etmeye karar verdikleri zaman, “Babington Komplosu” diye adlandırılacak plan hazırlandı: Elizabeth'in öldüğü ilan edilecek ve yerine Mary geçirilecekti. Mary ilişki kurduğu kişilere kraliçelik niyetini açıkça ifade edip komplocularla ilişkiye girmekte tereddüt etmeyince tuzağa düştü ve idama mahkum edilerek 1587 'de öldürüldü.
Sonrasında neler oldu?
Her ikisi de Katolik olan Mary Tudor ve Mary Stuart, savunmaya çalıştıkları bu inancın zayıflamasına neden oldular. Yaptıkları zulümler, İngilizlerin Roma Kilisesi'nden geri dönülmeyecek şekilde uzaklaşmalarına neden oldu… Elizabeth'in İngiltere'deki Katolik gücüne son darbeyi indirmesi kolaylaştı.
Mary Stuart'ın öldürülmesinden sohra, Katoliklere yapılan baskılar ve İngilizlerin Amerika'dan altın ve gümüş taşıyan İspanyol gemilerine sürekli saldırıları İspanya'nın İngiltere'ye savaş açmasına neden oldu. Ne var ki İspanyolların hazırladıkları “Büyük Armada” 1588'de mahvolunca, İngilizler yüzyıllar sürecek olan deniz üstünlüğünü ve dolayısıyla sömürgeleri ve ticaret yollarını ele geçirmeye başladılar. Mary Stuart'ın oğlu 1603'te “I. James” adıyla İngiltere tahtına çıktı ve İngiltere ile İskoçya, daha zayıf olan ülkenin güçlüye gönderdiği kral ile resmen birleşti.
James 1612'de annesinin kabrini Westminster Abbey'e naklettirdi. Mary, o günden beri tahtına göz diktiği için hayatını yitirdiği kuzeni Elizabeth'den sadece dokuz metre mesafede yatıyor. Hâlbuki Mary Stuart ile Elizabeth, yaşadıkları süre içerisinde, hiç yüz yüze gelmemişlerdi!
Sinemadaki Elizabeth İngilteresi
Mary Stuart, Mary Tudor ve Elizabeth'in yaşamları daima edebiyat ve gösteri dünyasının “favori” konuları arasında oldular. Elizabeth'in bizzat kendisi, Shakespeare'e babasının hayatını anlatan bir eser sipariş etti. “VIII. Henry” adını taşıyan bu dram; Henry'nin Aragonlu Catherine'den boşandığı günlerden, Elizabeth'in tahta çıkışına kadar olan dönemi konu edinir...
Sinemada Mary Stuart'ı işlemiş ilk filmlerden biri, 1936 yılında çekilen “Mary of Scotland” adlı yapımdır. Başrollerde, Katherine Hepburn ve Frederic Marc yer alırlar.
1971'de çekilen “Mary, Queen of Scots” adlı filmde ise, Vanessa Redgrave ile Nigel Davenport başrollerdedir. Bu filmde Elizabeth’i oynayan Glenda Jackson da, son derece başarılı bir performans sergiler... Jackson aynı dönemde, “Elizabeth R.” adlı bir dizide de başrolü oynamış ve sinema tarihindeki en başarılı Elizabeth'lerden biri olmuştur...
Konuyla ilgili çok sayıdaki yapımdan belki de ilki, 1911'de Sarah Bernhard'ın oynadığı “The Lives of Queen Elizabeth” adlı sessiz filmdi...
1953'de Jean Simmons ile Stewart Granger'in rol aldıkları “The Young Bess” de önemli yapıtlar arasındadır.
Sinema tarihinin diğer bir unutulmaz “Elizabeth’ i ise, Bette Davis'dir. Davis bu rolü ilk kez 1939'da “The Private Lives of Elizabeth Essex” adlı filmde oynamış; ikinci kez de, 1955 yapımı “The Virgin Queen” adlı filmde aynı başarıyı tekrarlamıştır.
Tarihcinin Notu: Kraliçe I.Elizabeth ile ilgili filmlere, bu yazının Popüler Tarih’te yayınlanmasından sonra çekilmiş 2007 yılı yapımı, başrollerinde Cate Blanchett, Clive Oven ve Geoffrey Rush ‘un oynadığı Elizabeth The Golden Age adlı filmi de ekleyebiliriz…
Kaynak: M.Tanju AKAD – Popüler Tarih Dergisi / 65.Sayı / Ocak 2006
Hazırlayan: Tarihci http://www.tarihcininyeri.net
Paragraf başlıkları yazıya eklenmiştir.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin.
powered by SitelinkxBu posta 3058 defa okundu






