Anasayfa Postalar TARİH KRALİÇELER ve KOMPLOLAR

AddThis Social Bookmark Button
İskoçya ve Fransa Kraliçesi olan Mary Stuart İngiltere tacına da göz koymuştu; ama onun “güzel fakat fazla akıllı olmadığını” yazan tarihçiler, Elizabeth'in tuzağına düşüşünü de anlatacaklardı.

M.Tanju AKAD – Popüler Tarih Dergisi / 65.Sayı / Ocak 2006

İngiltere tarihinin en çal­kantılı dönemini ,”Üç Kraliçenin Öyküsü” diye adlandırabiliriz. Kardeş­ler birbirini boğazlıyor; Katolikler ve Protestanlar “bir sizden bir bizden” sırayla odun yığınları üzerinde yakılı­yor, isyanların ve komploların ardı arkası kesilmiyor...
Dickens, Fransız İhtilâli yıllarını anlatırken, “Zaman­ların en iyisi ve zamanların en kötüsüydü,” diye söze başlar. “Elizabeth Dönemi” ise, sadece en kötüsüydü, Tam da bu dönemin yazarı olan Shakespe­are başlı başına bu felaketli dönemin trajedilerinden be­slenmiştir. O dönemde trajedi, günlük hayatın ta kendisiydi!..

İskoçya kralının kızı Mary Stuart 1542 yılında dünyaya gözlerini açarken, İngiltere kralı VIII. Henry beşinci karısının kafasını uçurtup altıncısı ile evlenmeye hazırlanıyordu.

İskoçya kralı V. James ile Lorrainli Mary'nin kızı Mary Stuart, babasının ölümü üze­rine, daha yedi günlük iken, İskoçya kraliçesi oldu ama annesi, onu dayılarının ülkesi­ne götürdü ve Mary'nin ço­cukluğu Fransa'da geçti.

İskoçya'nın sürgündeki li­derleri, Mary'i çocukluğun­dan itibaren denetimleri alana alıp kullanmaya çalıştılar.
İngiliz ve Fransız taraftarı İskoç fraksiyonları arasındaki çatışmalar iki yüzyıl daha sü­recek ve isyanlar birbirini izle­yecekti...

Mary 1558'in Nisan ayın­da Fransa veliaht prensi Fran­cis ile evlendiği zaman, henüz on altı yaşında idi. Ertesi yılın Temmuz ayında, Fransa krali­çesi oldu. Böylece on sekizini doldurmadan iki ülkenin kra­liçesi olmuştu. Ancak bu du­rum, üçüncü bir kraliçelik pe­şinde hayatını yitirmesine en­gel olmayacaktı... Kaldı ki, Katoliklerin gözünde, o zaten “İngiltere kraliçesi” olarak ka­bul ediliyordu. Bunu anlamak için, tekrar VIII. Henry döne­mine gidelim...

16. Yüzyıl, Avrupa'da bü­yük din savaşlarının başlama­sına sahne olur. Rönesans dü­şüncesi Katolik dogmalarının sorgulanmasını ve dolayısıyla reformu kaçınılmaz kılar.

Avrupa'da Luther ve Cal­vin'in sözcülüğünü üstlendik­leri yeni akımların, eskileriyle bir arada barınabilmesi ancak Otuz Yıl Savaşları'nda (1618- 48), Avrupa nüfusunun dörtte birinin yok olması sonucu gerçekleşebilecekti... İn­giltere de bu sarsıntılardan payını almış, bölünmüş, çatış­malar ve idamlar hızlanmıştı.

1509'dan 1547'ye kadar İngiltere kralı olan VIII. Henry'nin yönetimi bu çatışmaların açılış perdelerine sah­ne oldu, Henry önce Katolik­liği savunmuş sonra evliliğini iptal etmeyi reddeden papa ve piskoposlarıyla bozuşup gide­rek Protestan öğretisine yaklaşmaya başlamıştı.

Bu arada kilise mallarına el konması, ayrılıkları derinleştirmiş; kilise arazilerinden zenginleşen aristokratlar ve burjuvazi de, Protestanları desteklemeye başlamıştı.

Bu çatışmaların ülkeyi yıp­ratması üzerine, Parlamento 1534'te Kral'a yeni milli Anglikan Kilisesi’nin şefi ola­rak kilise ve devlet üzerinde kesin yetki veren “Üstünlük Yasası'nı kabul etti.

Vatikan ile kopuş için, bü­yük bir adım atılmış gibi gö­rünüyordu; ama İngiltere'de Katolikler de henüz son sözlerini söylememişlerdi...

Henry on yıllarında ülser ve frenginin kendisini yiyip bi­tirdiğini hissedince veraset için bir liste yaptı: İlk sırada, Jane Seymour’dan olan oğlu Edward, ikinci sırada, Ara­gonlu Catherine'den olan kızı Mary Tudor üçüncü sırada da Anne Boleyn'den olan kızı Elizabeth vardı. Listeyi bura­da kesti, çünkü dördüncü sıradaki Mary Stuart'ı istemi­yordu.

1547'de VI. Edward tahta oturtulunca Kraliyet Konseyi naip olarak dayısı Edward Seymour'u seçti. O sırada İn­gilizler ile savaşan Fransızlar, beş yaşındaki Mary Stuart'ın adını kullanarak İskoçları is­yana sürüklediler.

Somerset, İskoçları yendi; ama kardeşi Thomas Seymo­ur, VI. Edward’ın sağlıksızlığını göz önüne alarak, tahta geç­mek için komplolara başladı: Önce Mary Tudor'a, onra da Elizabeth 'e kur yaptı.

Amirallik Lordu olarak hazineden çaldığı, paralar ile korsanlardan topladığı ganimetleri kullanarak silah birik­tirmeye başladı. Komplosu ortaya çıkınca da, 1549'da idam edildi.

Naip Somerset ise, aşırı ezi­len fakirlere karşı ılımlı tutumu nedeniyle asilzadelerin öfkesini çekince, düşürülüp Londra Ku­lesi'ne kapatıldı. Edward döne­minin sonraki dört yılı, Kral'ın kendisinin Katolik olmasına rağmen, güç dengeleri nedeniy­le Protestanları tutan War­wick'in koruyuculuğunda geçti. Aristokratların ve zengin ta­bakanın politikaları çok açıkça desteklendi ve Katoliklere ya­pılan zulüm arttı.

Edward 1553'te ölünce İngiltere'deki karışıklık daha da arttı. Aragonlu Catheri­ne 'in kızı Mary Tudor, Kato­lik olduğu için, tahttan fera­gati istendi.

Babası yeniden evlenince, Mary Tudor annesiyle sürgü­ne gönderilmiş, piç denilmiş, Elizabeth'in doğmasından sonra çok kötü muamelelere maruz kalmıştı. Ancak Kato­liklerin desteğiyle tahta çıktı ve 1558’de ölünceye adar art arda darbelerle uğraştı.

İspanya veliaht prensi II. Felipe ile başarısız evliliği tep­kileri artırdı, ancak ortaya bir veliaht çıkmayınca, Mary'nin aynı zamanda “İspanya Krali­çesi” olma hülyaları yarım kal­dı ve Felipe onu terk edip gitti.

O yıllarda politik evlilikler yapan asilzadelerin aşkı baş­ka yerde aramaları, yadırga­nacak bir davranış sayılmıyordu. İspanyollar İngiltere'yi Kato­lik saflara çek­meye çalışıyor; Mary ise, Ame­rika kolonile­rinden, Napoli ve Hollanda 'ya kadar uzanan büyük topraklarda Katolik İspanya ile politik ve dini birlik hayalleri ku­ruyordu.

Felipe gidince Mary'nin hem politik hem de ki­şisel hayalleri yıkıldı. İlk başta ılım­lıydı; ama yıprandıkça sertleşti, komplocuları ve Protestan din adamlarını ida­ma başlayınca, “Bloody Mary” (Kanlı Mary) olarak anılmaya başlandı.

Onun hükümdarlığı sıra­sında Elizabeth’in hayatı pa­muk ipliğine bağlıydı.

Mary Tudor ölünce, yerine tahtın üçüncü varisi Elizabeth geçti, O da, Protestanları tutacak ve İngiltere bir yandan Va­tikan ile yollarını kesin olarak ayırırken diğer yandan da de­nizlerde hâkimiyet kuracaktı.

Elizabeth ül­kesini büyük bir dünya gücü hali­ne getirecek; ama o da, iktidarını sağlama almak için, Mary Stuart’ı öldürmek zorun­da kalacaktı…

Mary Stuart 1558’de “Fransa Kraliçesi”  olmuş; fakat ertesi yıl dul kalın­ca bu unvanını yitirmişti. Dul bir eski kraliçe olarak burada ömrünü tüketmeye niyeti yok­tu: Saint-Barthélemy Katli­amı'nın düzenleyicilerinden olan kayınvalidesi Medici'li Catherine’nin baskısı altında yaşamak hiç de kolay bir iş değildi!.. Daha küçük bir ülke­nin kraliçesi olup İngiliz tahtı üzerindeki iddiasını sürdür­mek üzere, İskoçya'ya döndü.

Bu iddiasını açık­laması ileride büyük bir ihtiyatsızlık ola­rak değerlendirilecek­ti! Koyu bir Katolik olan Mary, İskoçya'da İngilizlerin de deste­ğiyle yaygınlaşmakta olan Protestan teba­asına karşı şiddet uy­gulayınca, kısa sürede huzursuzluk arttı.

1565'te ahlaksızlığıyla ta­nınan kuzeni Darnley lordu Henry Stuart ile evlendi. Bu evlilik, Morley ve Hamilton­lar tarafından yönetilen bir is­yana yol açtı; isyan bastırıldı ama muhaliflerin hıncı dinme­di. Öfke, Mary Stuart'ın yarı Fransız, yarı İtalyan sekreteri Rizzo'ya yöneldi: Kocası Darnley onu kıskanıyor, Pro­testanlar ise, papanın ajanı olarak görüyorlardı.

Darnley bir komplo hazır­layarak Rizzo'yu kraliçenin de bulunduğu bir mekânda öldürttü, sonra da suçu başka­larına yıkıp cinayet­ten sıyrıldı. Bu ara­da Mary, Darn­ley'den bir oğul do­ğurdu.

Bu çocuk, “VI. Ja­mes” adıyla İskoçya, “I. James” adıyla da İngiltere tahtına geçecekti. Kısa bir süre sonra tüm ülkenin nefret ettiği Darnley de öldürüldü: Mary Stuart onu korumamıştı...

Henüz 26 yaşında ikinci kez dul kalan Mary Stuart, aradan sadece iki ay geçtikten sonra, kocasını öldüren gru­bun elebaşılarından Boswell'e âşık oldu ve onunla, düzmece bir duruşmadaki beraatinin ardından, apar topar evlendi!

Bu evlilik nefretle karşı­landı ve lanetli çift, Borthwich Şatosu'nda, balayında iken kuşatıldılar. Kaçtılar; ama Mary bu kez genel ayaklanma ile başa çıkamayacaktı…

Katoliklerin desteklediği bir ordu topladılar; ama artık İskoçların büyük çoğunluğu onlara karşıydı. Carberry Hill Savaşı'nda yenildiklerinde, Mary oğlu lehine tahtan fera­gat ettirilerek Lochleven'de bir adaya hapsedildi.

Bu kez de Katolik taraftar­larının yardımıyla hapisten kaçıp yine bir ordu topladı ve Langside onun on savaşı oldu. Kesin yenilgiye uğradı ve İngiltere'ye rakibesi olarak gördüğü kuzeni Kraliçe Eliza­beth'in yanına kaçtı.

İki kraliçeliği yitirmiş olan Mary Stuart, 1 568'den başla­yarak 19 yıl boyunca sığın­macı olarak kaldığı ve sürekli izlendiği İngiltere'de de karı­şıklık çıkardı: Tarihler, onun güzel fakat fazla akıllı olmadı­ğını yazarlar.

Nihayet İngilizler onu yok etmeye karar ver­dikleri zaman, “Ba­bington Komplosu” diye adlandırılacak plan hazırlandı: Elizabeth'in öldü­ğü ilan edilecek ve yerine Mary geçirilecekti. Mary ilişki kurduğu kişilere kraliçelik niyetini açıkça ifade edip komplocularla ilişkiye girmekte tereddüt etmeyince tuzağa düştü ve idama mah­kum edilerek 1587 'de öldü­rüldü.

Sonrasında neler oldu?
Her ikisi de Katolik olan Mary Tudor ve Mary Stuart, savunmaya çalıştıkları bu inancın zayıflamasına neden oldular. Yaptıkları zulümler, İngilizlerin Roma Kilisesi'nden geri dönülmeyecek şekilde uzaklaşmalarına neden oldu… Elizabeth'in İngiltere'deki Katolik gücüne son darbeyi indirmesi kolaylaştı.

Mary Stuart'ın öldürülmesinden sohra, Katoliklere yapılan baskılar ve İngilizlerin Amerika'dan altın ve gümüş taşıyan İspanyol gemilerine sürekli saldırıları İspanya'nın İngiltere'ye savaş açmasına neden oldu. Ne var ki İspanyolların hazırladıkları “Büyük Armada” 1588'de mahvolunca, İngilizler yüzyıllar sürecek olan deniz üstünlüğünü ve dolayısıyla sömürgeleri ve ticaret yollarını ele geçirmeye başladılar. Mary Stuart'ın oğlu 1603'te “I. James” adıyla İngiltere tahtına çıktı ve İngiltere ile İskoçya, daha zayıf olan ülkenin güçlüye gönderdiği kral ile resmen birleşti.

James 1612'de annesinin kabrini Westminster Abbey'e naklettirdi. Mary, o günden beri tahtına göz diktiği için hayatını yitirdiği kuzeni Elizabeth'den sadece dokuz metre mesafede yatıyor. Hâlbuki Mary Stuart ile Elizabeth, yaşadıkları süre içerisinde, hiç yüz yüze gelmemişlerdi!

Sinemadaki Elizabeth İngilteresi
Mary Stuart, Mary Tudor ve Elizabeth'in yaşamları daima edebiyat ve gösteri dünyasının “favori” konuları arasında oldular. Elizabeth'in bizzat kendisi, Shakespeare'e babasının hayatını anlatan bir eser sipariş etti. “VIII. Henry” adını taşıyan bu dram; Henry'nin Aragonlu Catherine'den boşandığı günlerden, Elizabeth'in tahta çıkışına kadar olan dönemi konu edinir...

Sinemada Mary Stuart'ı işlemiş ilk filmlerden biri, 1936 yılında çekilen “Mary of Scotland” adlı yapımdır. Başrollerde, Katherine Hepburn ve Frederic Marc yer alırlar.

1971'de çekilen “Mary, Queen of Scots” adlı filmde ise, Vanessa Redgrave ile Nigel Davenport başrollerdedir. Bu filmde Elizabeth’i oynayan Glenda Jackson da, son derece başarılı bir performans sergiler... Jackson aynı dönemde, “Elizabeth R.” adlı bir dizide de başrolü oynamış ve sinema tarihindeki en başarılı Elizabeth'lerden biri olmuştur...

Konuyla ilgili çok sayıdaki yapımdan belki de ilki, 1911'de Sarah Bernhard'ın oynadığı “The Lives of Queen Elizabeth” adlı sessiz filmdi...

1953'de Jean Simmons ile Stewart Granger'in rol aldıkları “The Young Bess” de önemli yapıtlar arasındadır.

Sinema tarihinin diğer bir unutulmaz “Elizabeth’ i ise, Bette Davis'dir. Davis bu rolü ilk kez 1939'da “The Private Lives of Elizabeth Essex” adlı filmde oynamış; ikinci kez de, 1955 yapımı “The Virgin Queen” adlı filmde aynı başarıyı tekrarlamıştır.

Tarihcinin Notu: Kraliçe I.Elizabeth ile ilgili filmlere, bu yazının Popüler Tarih’te yayınlanmasından sonra çekilmiş 2007 yılı yapımı, başrollerinde Cate Blanchett, Clive Oven ve Geoffrey Rush ‘un oynadığı Elizabeth The Golden Age adlı filmi de ekleyebiliriz…
 

Kaynak: M.Tanju AKAD – Popüler Tarih Dergisi / 65.Sayı / Ocak 2006

Hazırlayan: Tarihci http://www.tarihcininyeri.net

Paragraf başlıkları yazıya eklenmiştir.

Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.

Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin.


powered by SitelinkxBu posta 3058 defa okundu