SİTEDE ARA
BİZİ TAKİP EDİN
ÜCRETSİZ PROGRAMLAR

Giveaway of the Day

Mustafa Muğlalı

Kıymeti bilinmeyen, sırf görevini yaptığı için cezalandırılan insanların
başında Mustafa Muğlalı Paşa gelir. O'na millet olarak özür borçluyuz. Vefatının üzerinden 58 yıl geçmesine rağmen Mustafa Muğlalı Paşa Türk
Milleti ile sorunu olan mâlum çevrelerin hâla bir numaralı boy hedeflerinden
birisidir.

Mustafa Muğlalı ne yapmıştır da, yarım asırdır Türkiye'nin ve Türklüğün
düşmanlarının hedefi olmaya devam etmektedir.?

1882 yılında Muğla'da dünyaya gelen Mustafa Muğlalı, 1901 yılında Harp
Okulunu, 1904 yılında Harp Akademisini bitirdi. Balkan savaşına katıldı. 1.
dünya savaşı sırasında Adana Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanlığı yaptı.
Bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı'nın nüvesi olan Teşkilatı Mahsusa'da
çalıştı, Onun devamı niteliğindeki Zabitan Grubu'nun kurucuları arasında yer
aldı. Zabitân Grubu'nun bir müddet sonra adını değiştirdiği ve yine Muğlalı
Mustafa Bey başkanlığında Yavuz Grubu olarak faaliyetini devam ettirdiği
anlaşılmaktadır.

Kurtuluş savaşına Tümen komutanı olarak katılan Muğlalı Mustafa, 1922'de
Albay 1927'de Tümgeneral oldu Soyadı Kanunu çıkınca, Muğlalı soyadını aldı.

23.Aralık.1930' da Menemen'de Devlete Karşı ayaklanıp Genç Asteğmen Kubilay'ı
şehit eden yobazları yargılayan Harp Divanının başkanlığını yaptı. Bir kısım
Medyanın Mustafa Muğlalı düşmanlığının temelinde, bu mahkemenin reisliğini
yapması yatmaktadır.

1931-1939 yıllarında 1. ordu komutanlığı, iki kez yüksek askeri Şura üyeliği
ve 1943-1945 yılları arasında da 3. Ordu Komutanlığı yaptı. Mustafa
Muğlalı'nın haksızlığa uğramasına, 20 yıl hapse mahkum edilmesine yol açan
olaylar bu görevi sırasında cereyan etmişti.

1940'lı yıllar... İkinci Dünya Savaşı yılları, ülkede yokluk yaşanıyor.
İngiliz, Fransız, Alman,Rus ve İran casusları ülkede cirit atıyor. Doğu
Anadolu ülkenin diğer kesimlerine nazaran daha karışıktır. Yabancı ülkeler
lehine casusluk iddiaları hergün ilgili makamlara ulaşıyor. Devlet bölgede
sıkıyönetim uyguladığı halde hırsızlık, kaçakçılık, eşkıyalık, soygunculuk,
ırza tecavüz eylemleri engellenemiyor. Casus mu, hain mi, eşkıya mı olduğu
belli olmayan bazı gruplar, bölgede güvenlik sağlamak için canla başla
çalışan askerleri de pusuya düşürerek şehit ediyorlar ve kendilerine kucak
açan Irak ile İran'a kaçıp bir süre saklandıktan sonra tekrar bölgeye dönüp
eylemlerine devam ediyorlardı. Bu çeteler, Türkiye'den büyük ve küçükbaş
hayvanları çalıyor, o sıralarda fiilen Rusların kontrolunda olan İran'a
götürüp satıyorlardı. Bu eşkıyalar Rus ve İran makamlarınca da korunuyordu.
Bu eşkıya genelde iki nüfus kağıdı taşıyordu. İran'da İran, Türkiye'de Türk
vatandaşı gözüküyorlardı. Bölge halkı bu eylemlerden dolayı canlarından
bezmişlerdi. İnsanlar kendilerini nasıl koruyacakları nı bilemedikleri için
orduya ve askere sığınıyorlardı...

Bölgedeki karışıklıklar artınca Orgeneral Mustafa Muğlalı, çok deneyimli ve
disiplinli bir asker olduğu için Üçüncü Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı'na
getirilir. Hayatı savaşlarda geçmiş olan Muğlalı Paşa işi çok sıkı tutar,
canilere karşı amansız bir mücadele başlatır ve birtakım tedbirler alır. Bu
tedirlerler arasında; Siirt'teki gezici Jandarma Taburu'nun bu bölgeye
kaydırılması, çobanlar silahlandırılması , gezici ekipler kurulması da vardı.
Ayrıca, Paşa, eşkıyanın sınır ötesine kaçmasını önlemek için de emrindeki
birliklere Irak ve İran'a kaçan eşkiyayı takip etme ve gerekirse vurma emri
verir.

1943 yılında Van'ın Özalp İlçesi'nin sınır bölgesinde İran'a kaçmaya çalışan
bir grup, güvenlik güçleri tarafından sıkıştırılır. Çatışma çıkar ve dur
emrine uymayan kürt eşkıyalardan 33 tanesi öldürülür..

Bu olaydan sonra bölgede az da olsa sükun sağlanır. Bölge halkı Paşa'ya
minnettar. Bölge huzur ve sükun içinde... İçişleri Bakanlığınca, bölgede
sükun sağlandığı için, Valiliğe, Jandarma komutanlığına teşekkür yazıları
yazılır.

20.Aralık.1943 tarihinde Van Cezaevinde yatan İsmail Özay isimli bir mahkum,
TBMM'ne yazdığı dilekçesinde; bu 33 kişinin kaçmalarının sözkonusu
olmadığını, bilerek katledildiklerini iddia eder, olaydan yaralı olarak
kurtulup İran'da yaşayan kardeşinin affedilmesini ve olayın tahkikini talep
eder.

Adalet Bakanlığının Genelkurmay Başkanlığından kanunun adli takibinin
yapılmasını ilişkin talebine karşı, Mareşal Fevzi Çakmak'ın verdiği cevap
yiğitçedir, Türk'çedir: "Ordu komutanı o günkü şartların gereğini yapmıştır.
Memleketin yüksek menfaati için gerekli tedbirleri almıştır. Görevini yerine
getiren bir komutanı mahkemeye veremem. Böyle Şey olamaz." Fevzi Çakmak'tan
sonra Genel Kurmay Başkanı olan Kazım Orbay'da aynı tavrı sürdürür.

1945 yılında 2. dünya savaşı sona erer. Her şey normale dönüşür .

1946 seçimleri sırasında bu olayı kendi lehlerine oya tahvil etmek isteyen
siyasetçiler bu olayı saptırırlar. Bir taşla birkaç kuş vurulacaktır. İkinci
dünya savaşı sırasında yabancı ajanların kaşıdıkları Kürtçülük çıbanı
yeniden kaşınarak olay oya tahvil edilecek, Atatürk'ün yakın bir silah
arkadaşı zor durumda bırakılarak, şuur altlarındaki Atatürk düşmanlığına
dayanan aşağılık duygusu tatmin edilecek, Menemen olaylarında yargılamayı
yapan kahraman bir asker yargılanarak gerici çevrelere menemenin rövanşının
alındığının mesajı verilecektir.

1946 seçimlerinden sonra Meclis'e giren Demokrat Parti milletvekilleri bu
olayı yeniden Meclis gündemine getirirler. Öne sürülen iddia şudur: "Çatışma
sırasında öldüğü iddia edilen 33 insan masumdu ve kurşuna dizildiler."

Kıyamet kopar...

Muhalefet milletvekilleri bu olaydan Cumhurbaşkanı İnönü ile Milli Savunma
Bakanı Ali Rıza Artunkal, İçişleri Bakanı Hilmi Uran'ı sorumlu tutarlar.

İktidar ise Demokrat Parti'nin derdinin 33 masum vatandaşın öldürülmesi
değil, İnönü iktidarını yıpratmak ve oy toplamak olduğunu söyler. Aylarca
süren tartışmalardan sonra bu olay hakkında Mecliste araştırma komisyonu
kurulur. Araştırma komisyonu o yılların olağanüstü şartlarını, o olay
sayesinde sağlanan huzur ortamını, 33 eşkiyanın ülkeye zararlarını, Mustafa
Muğlalı'nın ülke sevgisini, herşeyi memleketi için yaptığını hiç dikkate
almaz. Kin ve intikam duyguları içerisinde hareket eder. Araştırma komisyonu
hiçbir siyasiye, hiçbir bürokrata suç yüklemez. Tek suçlu Orgeneral Mustafa
Muğlalı ile Necdet Bilgez ve Bilal Bali isimli yedek subaylardır. Meclis
Araştırma komisyonu kararından sonra dava açılır ve 1947 yılında emekli olan
kahraman Mustafa Muğlalı Paşa yargı önüne çıkarılır.

Mahkeme, 1943 yılının şartlarına, o tarihte bölgede cereyan eden olayların
vahametine, o ortamın düşünce ve gereklerine göre değil 1948 yılının normal
şartlarının havasına göre yürür. Muğlalı Paşa, yargılama boyunca bir Türk
komutanına yakışır şekilde bütün sorumluluğu üzerine alır ve zamanın
hükümetini hiçbir şekilde suçlamaz. "Bu subaylara emri ben verdim, onların
suçu yoktur. Yaptıklarım suç ise tek suçlu benim" der. Hakimin "Ya emrinizi
yerine getirmeseydiler" sorusuna "O zaman şakileri kendim vururdum."
Cevabını verir.

33 şakinin yok edilmesi sırasında oh diyenler, Muğlalı Paşa'yı takdir
edenler, alkışlayanlar, başka bir havanın, başka hesapların insanı
olmuşlardır. Oy kaygısı her şeyin önüne geçmiştir. Mustafa Muğlalı Paşa
Atatürk'ün silah arkadaşı olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bu olay
karşısında parmağını bile kıpırdatmaz . Ve mahkeme sonucu gerçekten çok
hazindir: Hayatını Türk Ordusuna ve Türkiye Cumhuriyetine adamış olan
Mustafa Muğlalı Paşa "33 masum(!) insanı öldürmek suçundan" ölüm cezasına
çarptırılır... Daha sonra cezası 20 yıl hapse çevrilir... 33 tane eşkıyaya
hak ettiği cezayı verdiği için ödüllendirmesi gereken Mustafa Muğlalı Paşa,
politik yalakalığın, siyaset oyunlarının kurbanı olur. Türk yargısının
siyasi kararlarından birisi olan bu yargılama sonucunda, tek mahkumiyet
Mustafa Muğlalı içindir. Başka hiçbir kimse ceza almaz... Mahkeme, eşkıya
artıklarının ifadelerini Türk Askerinin ifadesine tercih etmiştir.

Mahkeme sonrası Askeri Yargıtay bu kararı bozar. İkinci bir mahkeme dönemi
başlar ama bu sırada kahraman Türk Ordusu'nun bir neferi olan, bütün ömrünü
Türk Yurdu'nun bağımsızlığına adayan Mustafa Muğlalı Paşa bu durumu
hazmedemez ve bulunduğu cezaevinde kahrından 11 Aralık 1951 tarihinde, 70
yaşında iken vefat eder.

Türk gibi düşünen tek kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri, Mustafa Muğlalı
Paşa'nın naaşını Devlet Mezarlığına naklettirdi ve kahraman Türk
komutanlarının heykellerinin yer aldığı Genelkurmay bahçesindeki Ölmezler
Yolu'na O'nun heykelini diktirdi. Bu posta 1363 defa okundu