SİTEDE ARA
BİZİ TAKİP EDİN
ÜCRETSİZ PROGRAMLAR

Giveaway of the Day

Eski Osmanlı Coğrafyasında, bugün gerçekleşmekte olan hadiseleri doğru anlayabilmek için, tarihimizi çok iyi bilmemiz gerekmektedir.

Kaddafi'nin veya Yaser Arafat'ın Yahudi olduğunu öğrenmek bizleri şaşırtmamalı...

YaserArafat'ın kimliği ortaya çıkınca, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün dağılıp militanların Hamas'a iltihak etmesini önlemek için, Arafat zehirlenerek yok edilmiş ve örgütün başına Mahmud Abbas gibi ılımlı bir lider oturtulmuştur.



Kırk yılı aşkın bir süredir Libya'nın bütün zenginliklerini sömürerek yurt dışındaki hesaplarına gönderen Kaddafi'nin zamanı dolunca da, Emperyalist ülkeler ( ABD ve AB ülkeleri ) tarafından bu ülkelerin Bankalarına yatırmış olduğu ve esasında Libya halkına ait olan, onlarca milyar dolarlık hesaplarına el konularak, Panama Diktatörü Noriega benzeri bir operasyonla Libya'dan uzaklaştırılmasına karar verilmiştir.

Direndiği taktirde kendisinin ve ailesinin sonu, Saddam Hüseyin ve oğullarının akıbeti gibi olabilir...

Ders alınması gereken husus; merceği kendi ülkemize tutarak, hiç hesapta olmadığı halde kimlerin, ne şekilde parlatıldığını ve yakın tarihimizde yüz milyarlarca doların Bankalardan hortumlanarak yurt dışına nasıl kaçırıldığını çok iyi değerlendirmektir...

II.Bayezid'den sonra, Yahudiler, Osmanlı topraklarında çok büyük imtiyazlar elde ederek, bu coğrafyanın en güzel bölgelerinde refah içerisinde yaşamışlar ve "ayrık otu gibi" yayılarak devlete hakim olmuşlardır.

Güncel bir konu olması bakımından aşağıdaki alıntı umarım bir çok sorunun cevabı niteliğinde olacaktır:

"Yavuz Sultan Selim'in hanımı, Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi; Polonya Yahudisi Helga (Hafza Sultan)'dır.
(S. Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Vol. I, 1976. p.148)

Kanuni, Yahudi geleneğini evliliğinde de sürdürmüştür.

Kanuni'nin hanımı Hürrem Haseki Sultan (Roxolena), Ukrayna sınırları içerisinde bulunan Rohatyn kentinde doğmuş ve Yahudi asıllıydı.
(Andrée Aelion Brooks, The woman who defied kings, Michigan Universty, Paragon House, 2002, p.437)

(Roxalana) Hürrem Sultan; kızı Mihrimah Sultan'ı, Yahudi asıllı olan Damat Rüstem Paşa ile evlendirmişti.
(Elli Kohen, History of the Turkish Jews and Sephardim, University Press of America, 2007. p.51)

Kanuni'nin göreve getirdiği, 1550-1553 yılları arasında Osmanlı donanmasının Kaptanı Derya'sı Sinanüddin Yusuf Paşa, Damat Rüstem Paşa'nın da kardeşiydi.
Bu Yahudinin Kaptan-ı Derya olabilmesi için, Rüstem Paşa Turgut Reis'e karşı her türlü entrikayı çevirmiştir.
(Sicil-i Osmani, Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, Kültür Bakanlığı ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul/1996, Cilt:5, s.1515)

Sinan Paşa'nın Yahudiliği, Türkiye Yahudi Cemaati'nin gazetesi Şalom'da şöyle anlatılmaktadır:
Kanuni'nin amirallerinden olan Sinan Paşa, ortaçağ kaynaklarınca "The Great Jew (Ulu/Büyük Yahudi)" olarak adlandırılır.
Açık denizlere yelken açtığında; Osmanlılar tarafından 'Süleyman'ın Mührü' adı verilen Davud yıldızı olan sancağı, gemisinin gönderine çekerdi.
(Şalom - Melih Namer, Tarihe İz Bırakan Yahudi Korsanlar, 16 Aralık 2000)

Daha sonra Padişah II.Selim'in yerine, eşi Nurbanu Sultan'dan olma oğlu III.Murat geçmiştir.

Osmanlı tarihinde ilk olarak Valide Sultan unvanını alan Nurbanu Sultan, bir Yahudi Dönmesidir. Bu dönemde Saray'da Yahudi nüfuzu artış göstermiştir.
(İ.Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1945, s.88)

Yahudiler'in kutsal kitabı Tora, Yahudi anneden doğan çocuğun Yahudi sayıldığını belirtmektedir.

Yahudi Ulusu'nun, büyük kurtarıcı ve İsrail'in Kralı saydığı Kanuni'yi; bugün ABD de unutmamış ki, Amerika Temsilciler Meclisi'nin salon duvarında, Akasya içerisinde bir Kanuni portresi yer almaktadır...(1974'te Temsilciler Meclisini gezerken Kanuni'nin portresini görünce ben de o zaman hayret etmiştim. Tabii zaman içerisinde gerçekleri öğrendik...)

Akasya, Masonik literatürde sonsuzluğu ve ihtişamı ifade eder.

Kanuni Sultan Süleyman, bütün Yahudileri sarayda toplamış ve onlara çok büyük ayrıcalıklar tanımıştır. Yahudiler, en çok onun döneminde güç ve refaha ulaştılar.
(Encyclopedia Judaica, Jerusalem, 1971. Vol. 18, s.269)

Onların güç ve refaha ulaşması da, Osmanlı'nın sonunu hazırladı..."

Bu noktada önemle zikretmek istediğim husus; Türkiye Cumhuriyeti Devletini seven ve Ulusal Bütünlüğümüzü savunan İshak Alaton gibi vatandaşlarımızı yukarıdaki örneklerin dışında tutmamız gerektiğini vurgulamak ve onları tutum ve davranışları nedeniyle takdir etmektir.

İshak Alaton, TÜSİAD'ın görüşlerine katılmadığını açık yüreklilikle TV'de kamuoyuna açıklamış ve 1950'li yıllarda, Fert Başına Düşen Gayri Safi Milli Hasıla Türkiye'de 300 dolar iken, Almanya'da 60 dolar olduğunu, yani o zaman bir Türk'ün beş Alman'a bedel olduğunu, 2000'li yıllara geldiğimizde ise; hem II.Dünya Harbi'nin yıkımını, hem de Doğu Almanya'nın yükünü sırtlayan birleşik Almanya'nın, 36.000 dolara ulaşmasına karşılık, Türkiye'nin 3.000 dolarda kaldığını, yani şimdi bir Alman'ın 12 Türk'e bedel hale geldiğini açıklamıştır.

Millet olarak bize düşen görev; bu ülkenin idaresini teslim edeceğimiz, Siyasileri ve Bürokratları çok iyi araştırıp ondan sonra seçmektir...

Osman ŞAHİN Araştırmacı Gazeteci

Bu posta 950 defa okundu