• Avni ENGÜLLÜ •
Konuya bir gazeteci gözüyle yanaşmayı arzuladığımı daha baştan belirtmek isterdim. Nedir ki, yakın geçmişte siyasete 'bulaşmamın' sonucu, bu sefer bunu becerebilecek miyim, bilemiyorum. Çünkü yer yer siyasetçi olarak da bazı noktaları 'yuvarlak' konuşacağım gibi bir izlenim var içimde. Aslında Üsküpte ilk defa bir panele konu olan Yücel olayı da sıradan bir konu değildir. O, özellikle siyasi yaklaşımı da istemektedir. Hatta konuşmacıyı buna zorlamaktadır. Bundan dolayı, bu fırsatta burada konuşacaklarım, bu iki tarafımın ürünü olarak kabul edilmelidir.
'Konuya nereden girsem' diye düşünürken, bir anda, 1990 yılına döndüm hatıralarla. Türk Demokratik Birliği’nin henüz kuruluş meclisi yapılmadan, bu konuda hazırlıklar sürüp, gelişmelerin kafa karıştırıcı dertleri hissedilirken, kendisiyle çarşıda karşılaştığım 'dostlardan' birinin "Ne o? İkinci Yücel mi olmak istiyorsunuz?" gibisinden söz sarf etmesinden bir giriş yapayım dedim. Makedonya’da Türklük davasından hep uzak kalanların arasında hala yer alan bir meslektaşımın "Hadi hadi sıkılmayın, sigara içenlere sigara, içmeyenlere de çikolata getiririz hapishaneye!" diye espri yapması, o zaman beni epeyce düşündürdü. Bu laflar bende sinir yaratmadı diyemem! Ama bakın, işin hayırlı tarafına: bu iki 'zat-ı muhterem', ayrı ayrı, bunları söylemeselerdi, ben nasıl başlayabilirdim bu akşamki konuşmama?!Belki sizi cevabım ilgilendirmektedir. Ama bunun artık önemi yok. Şu anda önemli olan Yücel meselesidir. Fırsatı yakalamışken, geçmişte milli dava uğruna gençliklerini, bazılarının da canlarını bile feda etmelerinin sebeplerini sergilemektir. Onların hak ettikleri gibisinden anılmaları, toplumda hak ettikleri yerlerini almalarını sağlamaktır önemli olanı.
devamı http://www.makedonyaturkleri.com/admin/makale_detay.asp?id=347YÜCELCİLERE NASIL KIYDILAR ?!
Av. Salih MURAT
Bu yıl , Yücelcilerin tutuklanmalarından ve hüküm giymelerinden tam 55 yıl geçti . Bazı gerçekler hala sırrını koruyor . Bu günlerde tam 55 yıl önce Makedonya yasa boğuldu . Yüzlerce aydın tutuklandı , zindanlarda ölüme mahkûm oldular . Bunlara karşı büyük insanlık suçu işlenmiştir . Bunları Rahmetle anmamız boynumuzun borcu sayılmaktadır .
Şuayip efendi ve arkadaşları bütün hayatlarında eğilmek nedir bilmediler , inandıkları davadan sonuna kadar dönmediler ve bu dava için şehit edildiler .
YÜCEL neden ve nasıl kuruldu ?
Şuayb İshak Aziz , inandığı davasını gerçek dava arkadaşlarına açmak ve aynı istikamette olanları bir araya getirmek istiyordu. Bu fikrini ilk defa , kültürlü, eğitimli ve dindar olan yakın arkadaşlarına açtı . Fikir birliğine vardılar . 1941 yılında, merkezi Üsküpte olmak üzere ''YÜCEL'' adlı teşkilatı kurdular. Yücelciler son derece ihlaslı , gizli ve samimiyetle bu davayı başlattılar . Yücel çemberinin gün geçtikçe genişlemesi , etkili olması, sempati kazanması ve söz sahibi olması Komünistlerin dikkatini çekmeye başladı . Yücelciler Makedonya'da tamamıyla Türk davasını kontrol altında almış bulunmaktaydılar . Birlik Gazetesi , Türkçe Radyo , Tiyatro , Öğretmenlik Okulları , Dini Ulema ve Temsildeki Türkler tamamıyla Yücelcilerin kontrolünde bulunmaktaydılar . Teşkilat gün geçtikçe genişledi ve tüm Makedonya'ya yayıldı . Komünistler bu teşkilatın devamlı büyümesi karşısında endişe duymaya başladılar . Türklerin milli ve manevi dava prensiplerine bağlanarak birlik haline gelmesi iktidarı çok rahatsız ediyordu . Buna daha fazla dayanamayarak Yücelcileri tutuklamaya karar alındı .
Tutuklamalar
Yücelcilerle ilgili toplu üç tutuklama , soruşturma ve hüküm getirilmiştir . Birinci tutuklama 19.09.1947 yılında gerçekleşmeye başladı . Çok sayıda ileri gelen Türk aydını tutuklandı . Tutuklular işkenceye maruz kaldılar . İlk tutuklulardan 17 kişiye karşı iddianame ve dava açıldı . 4 ölüm cezası , 13-ü toplam 195 sene ağır hapis toplam olarak 17 kişi hüküm yedi . 4 infaz 27.02.1948 sabahı Üsküp'te gerçekleşti . İkinci tutuklama Mayıs 1948 yılında gerçekleşti . Bu tutuklamadan dolayı yaklaşık 30 kişi hüküm giydi . 1948 yılının sonuna kadar üçüncü grubun tutuklaması gerçekleşti ve yaklaşık 20 kişi hüküm giydi .
Yücelciler davasından önce tutuklananlar ve hüküm giyenler , 3 davada hüküm giyenler ve ondan sonra tutuklananların sayısı 100 geçmektedir . Tutuklananlar arasında ve cezaya çarptırılanlar zamanın en ileri gelen Türk aydınları ve esnaflar yer almaktadırlar. Tutuklulardan %50'den fazlası öğretmenler oluşmaktaydı. Bugün Türk eğitiminin bu durumda oluşu bunun bir göstergesi sayılmaktadır.
Zamanın iktidarı, bu ayıbı ve bu haksızlığı örtbas etmek için tutuklamaları kamudan 4 ay gizli tuttu . Yayın basında tutuklamalarla ilgili haber bile yoktu .
İddianamenin içeriliği :
Savcı Blagoy Popovski sanıkları şu iddianameyle suçluyordu : ''Bir diş temsilcinin etkisiyle Terörist-Şpiyon teşkilatını kurarak Makedonya'da yaşayan Türkleri Makedonya Halk Devletine karşı organize ederek devlet düzenini değiştirmeye ve yıkmaya yönelik olduklarını . Makedonya'da yaşayan Türklerin Halk Devletinde istikballeri iyi olmayacağını , mal mülklerine el konulacağını , okullarının kapanacağını , büyük sürgünler olacağını , din ve vicdan hürriyetleri ortadan kaldırılacağı propaganda yaptıkları için '' ve diğer konular iddianamede yer almaktadır .
İddianameden ne gerçekleşti ne gerçekleşmedi . Hangi terörist eylemi gerçekleştirdiler sorarsanız ? alacağınız cevap şudur:Hiç biri .
Ancak iddianamedeki suçlamaları bugün değerlendirdiğimizde , bunların birçoğunun doğru çıktığını söylemek mecburiyetindeyiz , Mesela :''Türklerin istikballeri iyi olmayacağı'' Bu devlettin kurtuluşundan sonra Türklerin istikbali ne oldu . Tamamıyla yok olma safhasına gelmedi mi ? ''Mal mülklerine el konulacak''. Yüzyıllarca mal mülk sahibi İnsanlar bir gecede dilenci haline getirilmediler mi ? ''Okulları kapatılacak'' . Kapatılmadı mı ? Bu okulları biz halen açamıyoruz . 50 yıldan sonra bu mücadeleyi yeni veriyoruz . ''Büyük sürgünler olacağını'' . Olmadı mı ? Tutuklamalardan birkaç yıl sonra baskı ve mallarına el konularak yüz binlerce insan asırlarca yaşadıkları toprakları bir daha görmemek şartıyla terketmediler mi ? ''Din ve vicdan hürriyeti kaldırılacak'' . Kaldırılmadı mı ? Yüzlerce Cami yıkılmadı mı ? Çok sayıda mezarlık , hamam , tekke , çeşme ve diğer tarih eserlerimiz yerle bir edilmedi mi ?.
Cevap ve aydınlanması bekleyen sorular :
devamıYUGOSLAVYA'DA BİR DİRENİŞ MÜCADELESİ
YÜCEL TEŞKİLATI
H. Yıldırım Ağanoğlu
Balkan Harbi’ne Kadar Olan Durumun Değerlendirilmesi ve Göçler
Sayın Kağıthane Belediye başkanım, Sayın Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği'nin Genel Başkanı Necmettin Sönmez, Rumeli ve Balkan kökenli; dernek, vakıf ve federasyonlarının değerli başkan ve yönetim kurulu üyeleri, Kıymetli Yücelci büyüklerim, ve bu Pazar günü bizleri yalnız bırakmayıp uzak yakın demeden toplantımızı şereflendiren değerli büyüklerim hepinizi saygı ile selamlıyorum.
Yücel Teşkilatı’nı anlatmadan önce, Türklerin Rumeli’ye geçişi ve sonrasındaki geri çekilişleri ile göç sürecini kısaca izah etmek gerekmektedir.
Osmanlı Devleti’nin Rumeli’deki kazandığı ilk Türk toprağı olan Gelibolu’ndaki Çimpi Kalesi’nin alınmasından sonra Anadolu’dan getirilen Türkler Rumeli’ye iskan edilmeye başladı. 1392 yılında Paşa Yiğit Bey zamanında Üsküp’ün fethedilmesiyle birlikte Anadolu’nun Konya, Karesi vs. vilayetlerindeki Türk nüfus Rumeli topraklarına iskan edildiler. Üsküp daha sonraki fetihlerde de önemli bir harekat üssü olmaya devam etti.
II. Viyana Kuşatması’ndan sonraki uzun süren savaşlar dönemine kadar Üsküp gelişmesini sürdürdü. Ancak Avusturyalı General Picolomoni’nin 1689’da şehri geçici olarak işgal edip yakmasından sonra Üsküp halkı ilk defa muhacir konumuna düşmüştü. Şehrin tekrar canlanması ne ilginçtir ki 1877-78 Osmanlı-Rus harbinden sonra olmuştur. Çünkü bu savaş neticesinde kaybedilen topraklardan gelen birçok muhacir Üsküp’e yerleştirilmiş ve demiryolunun faaliyete girmesiyle de şehir ekonomik açıdan canlanmıştır.
Osmanlı’nın Rumeli’deki ciddi manadaki en önemli kaybı ve en büyük göç, eskilerin 93 Harbi dedikleri, 1877-78 Osmanlı Rus harbidir. Bu savaş neticesinde Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsızlıklarını kazanmış ve yarı bağımsız Bulgaristan Prensliği ortaya çıkmıştır. Yarım milyondan fazla insan bu savaşta Rus ve Bulgarlar tarafından katledilmiştir. Bu önemli toprak kayıpları ve moral çöküntüsü neticesinde 1.5 milyon Müslüman da Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli yerlerine göç etmek zorunda kalmıştır.
Bu savaştan sonraki en büyük göç dalgası olan 1912 Balkan Harbi’ne kadar göçlerin arkası kesilmemiş ve devam etmiştir. Tarihimizin en acı sayfalarından olan ve bir ay gibi bir zaman zarfında Rumeli’deki bütün topraklarımızı kaybetmemizle sonuçlanan bu harp neticesinde de akıl almaz katliamlar, soğuk, hastalık, açlık ve göç yollarındaki olumsuz şartlar neticesinde 600.000 Müslüman can vermiş ve 400.000 kadarı da Anadolu’ya göç ederek muhacir olmanın zorluklarıyla baş başa kalmıştı[1][1][2].
II. Dünya Savaşı’na Kadar
Rumeli ve Göçler
Balkan Harbi’nden sonraki dönemde göç edemeyip Kosova, Makedonya, Batı Trakya, Rodoplar’da kalan Türkler için zor günler başlamıştı. Ağır vergiler, eziyetler, soygun, öldürme ve her türlü baskı ile karşılaşan Rumeli insanı için göç artık kaçınılmazdı.
devamı http://www.makedonyaturkleri.com/admin/makale_detay.asp?id=347Bu posta 1082 defa okundu


