SİTEDE ARA
BİZİ TAKİP EDİN
ÜCRETSİZ PROGRAMLAR

Giveaway of the Day

Anasayfa

Her insanın içinde içsel bir çocuk vardır. Bizler zamanla fiziksel olarak büyürüz zaman ilerler ve yetişkin yaşları kucaklarız ve farkındalığımız da yetişkinliğimizle birlikte genişler. Yaşama başka açılardan bakmayı öğreniriz. Ancak geçen yıllara ve yetişkin yaşları kucaklamamıza rağmen içimizdeki bazı şeyler hiç değişmemiştir.

Aynı acılar bir yerlerde takılıp kalmış gibidir Suçluluk duyguları pişmanlıklar değersizlik duyguları. İlerleyen yaşlar sanki kendimize olan eleştirilerimizi biraz daha acımasız hale getirmiş gibidir. Geldiğimiz yaşın toplum tarafından beklentilerini karşılamak adına içimizdeki bu duyguları insanlardan saklar daha derinlere itmeye çalışırız.

Çünkü bize denir ki yetişkin bir insan yaşama daha hoşgörülü tevazu içinde bakmalı kabulleniş halinde olmalı. Biz de içsel olarak bunun böyle olması gerektiğini hisseder ama içimizde başemediğimiz bu duygularla nasıl başa çıkacağımızı da bilemeyiz.

(hele birde ışık işçisi diyorsak kendimize  )

Ve içsel çocuktur bu duyguları bize hissettiren. Biz büyürken içimizde hiç sevilmediğini zanneden korkan kendini dünyada yapayalnız hisseden duyguları örselenmiş bastırılmış bu çocuk büyümemiştir. Ama biz büyümüş ve bu çocuktan da tamamen habersizizdir.

Neden zaman zaman hala çocuk gibi korktuğumuzu sevgisiz hissettiğimizi ağladığımızı acımasızlığımızı bu yüzden bilemeyiz. O içsel çocukla bağ kurmamız gerekiyordur. Onu tamlığımıza davet etmemiz gerekiyordur. O sürekli bize sinyaller gönderir. Ve bir insanın bedensel ruhsal şifası bu içsel çocukla bağ kurmasıyla ve onu iyileştirmesiyle ilgilidir.

İçsel çocuk içimizde kaybolmuş bir şekilde ağlayıp durduğu müddetçe bunlar bize fiziksel rahatsızlıklar ruhsal ıstıraplar olarak geri dönmektedir. Bunlar O çocuğun yetişkin olan bizle bağ kurmasının yoludur Ve o gerçekten bir çocuk gibidir çevremizde gördüğümüz tüm çocuklar gibi…


dikkat çekmenin tek yolu ağlamak sanır bir çocuk gibi sevilmek için yaramazlık yapar. Ve yaramazlık yapan kırıp döken sürekli mızmızlanan çocuğa genelde anneler kızar ve bunu bir daha yapmaması için tehditler savurur. Genelde böyle anlarda çocuğu kucağına alıp gel buraya seni seviyorum demezler.

Çünkü kızarlar…

işte bizde içimizdeki içsel çocuğa bunu yapıyoruz ve o içimizdeki sevgiye en hasret olan parçadır. O yuvadan ayrılışta oluşmuş bir alt benliktir ve sevgiyi almanın yolunu bu sanır. O ortaya en acımasız yönümüz olarak çıkar en ağlayan yönümüz olarak çıkar en saldırgan yönümüz olarak çıkar en kendini eleştiren yönümüz olarak çıkar…

ve o bizimle konuşur şöyle der “sen Başarısızsın yaptığın hiçbir şeyde Başarıyı yakalayamıyorsun yetersizsin güvensizsin eksiksin yanlışsın değersizsin…


sevilmiyorsun mutsuzsun şanssızsın acımasız ve sevgisiz bir dünyada sen yapayalnızsın…

sonra ağlar acı çeker en çok da o çocuk kendine çok acır…

Kendini daima kurban edilmiş hisseder ve bunun değiştirilemez bir gerçek olduğunu sanır. Sonra bu içsel çocuk şöyle düşünür ben duyguları yaşamı hissetmeye izin verdiğim zaman acı çekiyorum öyleyse hissetmeyeyim. Hissetmemek en güzeli o zaman korumada olurum Kendime güvenli bir alan yaratmış olurum Ve kendini hislere kapatıverir. Ve kendini hislere kapatmak kendini tanrısallığına kapatmak demektir enerjinin akışına kendini kapatmak demektir.

Ve bizim bu çocuktan haberimiz bile yoktur yetişkin olmuşuzdur ruhsal yolda yürüyoruzdur

Yaşamı keyifle yaşamak istiyoruzdur ama olmuyordur güzellikleri aşkı neşeyi sevgiyi hissetmiyoruzdur…

oysa bunların tümü hayatta varken…hissetmiyoruzdur…

çünkü o çocuk korkuyordur hissetmeye…çok derinlerde o korkuyla kendimizi hislere kapatmışızdır…

ve o çocuğu biz sanırız oysa değildir o egonun bir alt benliğidir O özümüze ait değildir

ALINTI

Bu posta 406 defa okundu