Duygusallık, insanoğlunun yaratılışında vardır. Duymayan, duyguyla yaşamayan insan yok gibidir.. duygusal anlar geçince mantığın sesi meydana çıkar.Zira, duyguda mantık yoktur. Mantığının sesini duyabilen insan,zâten vicdanına da kulak verir…daha sonra..olayları tekrar gözden geçirir. Gerçeklerle karşılaştığında ise, benliğinin sanki bir zelzeleye tutulmuş olduğunu hisseder. Duygusal insanlar, aynı zamanda çok da alıngan olurlar..Ne kendilerine ..ne de çevrelerine rahat ve huzur yüzü göstermezler. Karşılaşılan birçok olaylarda
"Her buluttan nem kapıyor"…sözünde olduğu üzere her bakıştan, her sözden, her davranıştan da kendilerine mutlaka bir pay ve anlam çıkarmaya kalkışırlar.
Her konuyu, her olayı,..ziyadesiyle abartarak kendilerine olan öz güvenlerini de yitirirler.. Zâten, mantıklarını yerinde kullanıp,muhakeme edebilme gücüne sahip olsalar idi..karşılaştıkları sorunları da çok çabuk ve kolay çözerler…böylelikle, hem kendileri..hem de çevresindekileri huzura kavuştururlardı. Hal böyleyken; günümüzde, aklı yerinde, fikri yeterli görünen pek çok insanın da aşırı alınganlıkları yüzünden hiç de mutlu ve huzurlu olmadıkları bilinen bir gerçektir.
Sanki, inat edercesine bu huylarından bir türlü vazgeçemezler.
Oysa, insanlar yaşadıkları sürece huzurlu ve mutlu yaşamanın yollarını arayıp-bulup.. kurallarını da buna göre uygulamalıdır.
"Gereksiz davranışlarla gününü zehir eden insanların aklı olsa bile vicdanlarında bir noksanlık var demektir".
Kimsenin, şu kısacık ömür köprüsünü ömür törpüsü haline
getirmeye hakkı yoktur…
Allah, insanoğluna neden akıl ve mantık vermiş…
Düşünce ve anlayışı elden bırakmasın diye…
(Doç. Burhan TARLABAŞI)
Bu posta 924 defa okundu

