Bu yatırımlar erkeklere değil de kadınlara
yapılsaydı acaba dünya nasıl bir yer olurdu?
Hep şöyle bir sahne olur. Kanat
takılıp uçurulmuş, şişirilmiş, semiz egolu bir erkek ve onun engin, şahane,
benzersiz, biricik, %100 orijinal fikirleri. Bu fikirleri ağır ağır, uzun esler
vererek, yani hayran olup bayılmanız için yeterli zamanı tanıyarak anlatışı.
Diğer tarafta da bir kadın. İş arkadaşı olur, yardımcısı olur, sevgilisi olur,
eşi olur; artık rolü her ne ise başarıyla onu oynayan bir kadın.
Kadın, gözleri dört açılmış erkeğin
ağzından hangi hikmetli söz dökülecek beklerken erkeğin egosunu nasıl
‘emzirdiğini’ bilmeden öylece durur, dinler. Bazen erkeğin cümlelerinin
arkasına, sırtına yastık koyar gibi, destekler. Bazen, erkek kendi dehasından
bitkin düştüğünde, varoluş mihraplara başını vura vura tarumar olduğunda, sanki
sırtına tülbent ya da havlu koyar gibi pansuman cümlelerle araya
girer.
Saçını süpürge eder
Yani artık ne
gerekiyorsa yapar, düşünsel ve duygusal olarak saçını süpürge eder. Muhtemelen
bütün hayatı ayaklarının üzerine kaldıran kadındır. Çok muhtemeldir ki, hayatla
başa çıkma rolünü üstlenmiştir ve fakat gelin görün ki masadaki rol dağılımına
bakılırsa erkek sürekli kayaları tepelere çıkarıyordur sanki.
Sanki o olmasa
dünya dönmeyecek, kadın ortalık yere yıkılıp kalacaktır. Bir biçimde erkek
başta, arkada kadın olmak üzere bu semiz erkek egosunun yarattığı acayip yalana
iki kişilik inanılmıştır.
Tam o anda şunu düşünürüm. Şimdi bu
kadınla bu adamı yer değiştirsek. Kadına o semiz egoyu versek. Başlasa kadın,
‘Yok efendim, ben şu konuda şöyle düşünüyorum’, ‘Efendim benim bu konudaki
fikrim şudur’, ‘Çok iyi biliyorum ki meselenin çözümü...’ filan konuşsa.
Bir kere toplumsal şartlanmadan ötürü
kadını sevimsiz bulacağız. O ayrı. Ama kadınları bir kerecik bile olsun engin
fikirlerini anlatan, kendini komik bulmadan fikirlerinin şahaneliğine hayran
olan insan koltuğuna oturtamıyorum. Bana, sanki her kadının kendi içinde
kendiyle dalga geçmesini sağlayan küçük, adını bilmediğimiz bir organı var gibi
geliyor. Ve söylüyorum işte:
Hiçbir kadın bir erkek kadar kendini ciddiye
alamaz.
Erkeklere yatırımın nedeni!
Öyle
sanıyorum ki bu yüzden kadınlar, kendilerine değil erkeklere yatırım yapıyorlar.
Kendini çok önemli zanneden bu toy ruhların ancak böyle rahat ettiklerini
biliyorlar öncelikle. İkincisi de kendilerini bir türlü o kendi kendini fazla
ciddiye alan, komik duruma düşüremeyecekleri için bari erkekler bu
yanılgılarıyla mutlu olsunlar istiyorlar.
Oyun gibi bir şey bir bakıma. Hani
çocuklar der ya ‘Meğerse burası benim evimmiş’ diye, onun gibi bir şey işte.
Erkekler de bize ‘Meğerse ben çok mühim bir adammışım’ diyor, biz de ‘Hı hı’
diyoruz. ‘Meğerse’ diyor, ‘Ben kocamanmışım, çok acayip akıllıymışım.’ Biz de
‘Hı hı’ diyoruz. Ne ki bazılarımız işte, bazı kadınlar, sanırım bunu yapabilmek
için bu yalana inanmak zorunda kalıyor.
O kendini fazla ciddiye alan adamların
uzun uzun esler vererek anlattıkları fikirlerini hakikaten şahane bulduğuna
kendini inandırmadan bu oyunu oynayamıyor.


