Çok yaşamak çoğu kültürlerde olduğu gibi, bizim kültürümüzde de en önemli ve arzulanan şeylerden biri. Hapşırana, el öpene, güzel bir şey söyleyene ‘çok yaşa’ demek adetten. Tarih boyu batılıların ‘long live the king’ söylemleri karşılığı, atalarımız avazları çıktığı kadar ‘Padişahım çok yaşa’ diye bağırmışlar. Peki bu mudur insanoğlunun en önemli hedefi? Hedef çok uzun süre yaşamak mıdır? Zafer Kurdakul’un yazısı.
Biraz daha etraflı düşünenler ‘çok’un yanına ‘sağlıklı’yı da eklemiş. Öyle ya, sağlıklı olmadıktan sonra çok yaşamanın anlamı yarım. Niceliğin yanı sıra nitelikde gerekiyor. Benim gibi daha da etraflı düşünenler, sevdikleri ve dostları için ‘sağlıklı, mutlu, varlıklı ve uzun’ bir ömür diliyor. Bundan iyisi, Şam’da kayısı.
İnsan ömrünü uzatma çabaları çok eskilere dayanır. Eskiden büyücünün becerisi, simyacının formülleriyle sınırlı olan çabalar, daha sonra bilimin desteğiyle önemli mesafeler katetti. Yirminci yüzyılda ‘anti-aging’ olarak adlandırılan bu yoğun çalışmalar, günümüzde 100 milyar doları aşan bir ticaretin oluşmasını sağladı.
Bu pazarın çeşitli alt kırılımları var: Beslenme, diyet, fitness, cilt bakımı, hormon takviyesi, vitaminler, tamamlayıcı ilaçlar, şifalı bitkiler. Ancak yapılan araştırmalar, yaşlanma sorununun bu yollarla çözülebileceğini tam olarak desteklemiyor.
Yaşamı uzatmanın sırrı: Sağlıkta süreklilik
Son 20-30 yılda bilimin asıl ağırlıklı konusu ise sağlığın sürekliliğinin sağlanması. Bizi öldüren nedenlerle mücadele ederek onları yok etme veya erteleme çalışmaları. Bu doğal olarak yaşamın uzamasına neden olacak. İşin mutluluk ve varlık tarafı size kalmış.
Günümüzde artan bir şekilde seslendirilen bir gerçek var. Biyoloji, bilişim destekli bir mühendislik çalışması haline geldi. Bu süreç artarak devam edecek ve komşu bilim disiplinlerini de etkileyecektir.
İnsan yaşamını sağlıklı ve uzun yapmayı amaçlayan bilimsel çalışmalar ve teknolojiler birden fazla. Gen terapisi bunlardan sadece biri. Solucanlar üzerinde yapılan denemelerde bu canlıların yaşam süresini 6 kata kadar uzatabildiğimizi gördük. Kök hücrelerin kullanımıyla doku yenilemeler, moleküler tamirat, kendi hücrelerini kullanarak yoktan üretilen organlar veya yapay organlar, rejeneratif ilaçlar ve diğerleri de kapıda.
Bütün bunlar insanı uzun ve sağlıklı yaşatmak için. Entelektüel toplumda bunun olmayacağını düşünen yok gibi. Tartışılan, ne zaman ve kaça mal olacağı.
Benim aklımı kurcalayan ana başlık ise başka: Diyelim ki uzun yaşadık, pekisonra ne olacak?
Ortalama ömür, insanlık tarihi boyunca değişmiş. İklim, savaş, bulaşıcı hastalıklar dışında da hep yukarıya tırmanmış. Taş devrinde ortalaması 18 olan insan ömrü, Rönesans Avrupa’sında 30’a varabilmiş. Ondokuzuncu yüzyıl ortasında bu sayı 43, gelişmiş dünyanın bugünkü ortalaması ise 80.
150 yıl ömürlü yeni bebekler yolda
Son 150 yılda bir kat artan ortalama insan ömrünün, bu kez önümüzdeki 10-20 yıl içinde geliştirilecek teknolojiler ile bir süre sonra 150’ler seviyesine gelmesini bekliyoruz. 150 yıl yaşayacak ilk bebekler belki de dünyaya geldi bile. Bu sadece bir başlangıç.
Önceki artış dönemlerinin sosyal, kültürel, ekonomik ve bireysel etkilerini de aklımızda tutarak bir gelecek turu yapalım.
Uzun yaşamak eskiden zengin işiydi, bu gerçek değişmeyecek. Uzun ve sağlıklı yaşam için gerekli teknolojilere erişim, başlangıçta pahalı ve bu uygulamaların yapılacağı merkezlerin sayı ve kapasite olarak azlığı nedeniyle kısıtlı olacak. Yani öncelik, gelişmiş ülkelerde yaşayan zenginlerde. Zamanla teknolojinin ucuzlaması ve uygulama merkezlerinin çoğalarak yaygınlaşması orta sınıfların yararlanmasına olanak sağlayacak. Ama ne zaman?
Elektrik 46, PC 16 yılda yaygınlaştı
Genel olarak teknolojiye erişim ve yaygınlaşmanın giderek hızlandığını biliyoruz. ABD ülke nüfusunun yüzde yirmi beşinin elektrik kullanır hale gelmesi 46 yılsürmüş. Bu süreler telefon için 35, PC için 16, cep telefonu için 13 ve internet için 7 yıl. Amerika dışına çıkıldığında süreler göreceli olarak daha fazla. İlk Türkçe kitap basımı, matbaanın icadından tam 250 yıl sonra olmuş. Bugün Afrika’da elektriğin girmediği yerleşim sayısı on binlerle ifade ediliyor.
O zaman teknolojilerin yarattığı toplumsal uçurumlara, uzun ve sağlıklı yaşam uygulamaları yenilerini mi katacak, ayrılıkları derinleştirecek mi? Ülkelerin içindeki bölgeler arası uçurumları da düşünmek gerek.
Zaten şu an dünya ülkelerinin ortalama yaşam süreleri arasında büyük farklar var. 2011 yılı verilerine göre ortalama ömür süresi en çok olan ülke 89,73 yıl ileMonako. En düşük ise 38,76 yıl ile Angola. Türkiye 72,5 yıl ile 200’ü aşkın ülke arasında 126’ıncı durumda. Yani çok parlak sayılmaz. Uzun yaşam teknolojileri bu farkları daha da arttıracak gibi duruyor.
Başlamışken sayısal değerlerle devam edelim. Ortalama ömrün bir katına çıkacağı fikrine ilk tepkilerden biri, dünya nüfusunda büyük bir patlama olacağı şeklinde olabilir. Şu haliyle dünya nüfusunda bir artış yüzdesi azalması var. Yani doğurganlık oranı düşüyor ve Birleşmiş Milletler tahminlerine göre bu oran 2050 yılında 2,1’in altına düşecek. Artış duracak ve azalma başlayacak. Ortalama ömrün artması faktörünü bunun üzerine eklerseniz, dünya nüfusunun bir miktar artacağı ancak bunun da çok olmayacağı sonucuna varılabilir.
70'inde anne olmak
Ömrü uzayan, sağlığı iyi olan insan rahatlayacak ve süreyi daha iyi ve acele etmeden kullanacaktır. Hayatın daha fazla yönünü deneyimleyecek, daha geç evlenecek ve daha geç çocuk sahibi olacaktır. Anne olma yaşı 40’lı yaşların başına kadar geldi. Bu gidişle 70’inde anne olmak doğal sayılacak.
Uzun yaşayan insan zamana yaygın daha fazla ve farklı eğitim alacak, kendini daha çok geliştirecek, daha kültürlü ve deneyimli olacak. Kendini keşfetme konusunda daha fazla zaman bulacak. Kendi gücünü fark etme ve bireysel bütünlük yolunda ilerlemesi için bilgili, bilinçli ve olgun yılları olacak. İçselliğini geliştirecek, sevgi ve mutluluğu yaşayacak ve yaşatacak. Neden olmasın?
Sağlıklı ve uzun yaşamanın inanç dünyasına da etkileri olacaktır şüphesiz. Günümüz inanç yapılanması, ağırlıkla inananlarıölümden sonrası için hazırlamayı esas almış. Ne yaparsan cennete gidersin, cehennemlik davranışlar nelerdir? Ölüm yaşı uzaklaştıkça dine ilgi de azalabilir mi?
Ortalama yaşın 40’lardan 80’lere çıktığı döneme bakarsanız, bu böyle olmadı. O zaman akla gelen, inanç yapılanmasının ağırlığınıyaşama yol göstermeyeçevirmesini beklemektir. Bu ise içselliği güçlendirecek yol için temel olur.
Yukarıdaki tablonun oluşabilmesi için, uzayan yıllar süresince insanların toplumsal üretkenliklerini, verimlerini, katkılarını devam ettirmeleri gerekir. Bu ise iş ve çalışma modellerinin ve ekonomik yapılanmanın köklü değişimi anlamına gelir.
5 yıl fazla ömür çok şey değiştirebilir
Geçmişe baktığımızda, ortalama yaşın artmasının ekonomiye olumlu etki yaptığı görülür. Yapılan çalışmalar, ortalama ömürde 5 yıllık farkı olan iki ülkenin ileride olanının yıllık kalkınmada da binde 5′lik bir avantaja sahip olduğunu gösteriyor. Bunun nedenleri arasında sağlık, deneyim ve bilgeliğin devamlılığı vardır. Bu potansiyel, yenileşim ve buluşçuluk çalışmalarına da olumlu katkıda bulunacaktır.
Uzayan ömür ve artan nüfusun doğa, çevre ve kaynaklar üzerindeki olası etkisi de çok önemli. İlk beklenti olumsuzu işaret ediyor olabilir. Ancak bilimsel çalışmalar, ekonomik gelişme ve refah artışının çevre konusundaki kötüleşmeyi durduracağını ve olumluya çevireceğini gösteriyor. Bilime saygımız sonsuz!
Uzun yaşamın olası etkileri daha fazla alanda olacak. Aile yapılanması ve ilişkiler, kuşaklar arası farklılaşma, sosyal ve kültürel yaşam, siyaset ve diğerleri.
Tüm bunları düşündüğümüzde pek çok kişi bu gidişten kesinlikle hoşlanmayacak. Bunun Tanrı’nın yerine geçmeye çalışmak olduğunu, doğal olmadığını söyleyecek.
Ama doğal olan ne? 80’mi, 40’mı, 18’mi? 150 den sonra ne hedeflenecek? 250’mi, sonsuz mu? Bunlar doğal mı olacak?
Galiba en uygun sözleri, uzun yaşam konusunda fikir ve çalışmaları en çok bilinen bilim adamlarından Aubrey de Grey söylemiş: “100 yaşına kadar yaşamayı isteyip istemediğime ancak 99 yaşıma geldiğimde karar verebilirim.”
Zafer Kurdakul
Bu posta 283 defa okundu
Biraz daha etraflı düşünenler ‘çok’un yanına ‘sağlıklı’yı da eklemiş. Öyle ya, sağlıklı olmadıktan sonra çok yaşamanın anlamı yarım. Niceliğin yanı sıra nitelikde gerekiyor. Benim gibi daha da etraflı düşünenler, sevdikleri ve dostları için ‘sağlıklı, mutlu, varlıklı ve uzun’ bir ömür diliyor. Bundan iyisi, Şam’da kayısı.
İnsan ömrünü uzatma çabaları çok eskilere dayanır. Eskiden büyücünün becerisi, simyacının formülleriyle sınırlı olan çabalar, daha sonra bilimin desteğiyle önemli mesafeler katetti. Yirminci yüzyılda ‘anti-aging’ olarak adlandırılan bu yoğun çalışmalar, günümüzde 100 milyar doları aşan bir ticaretin oluşmasını sağladı.
Bu pazarın çeşitli alt kırılımları var: Beslenme, diyet, fitness, cilt bakımı, hormon takviyesi, vitaminler, tamamlayıcı ilaçlar, şifalı bitkiler. Ancak yapılan araştırmalar, yaşlanma sorununun bu yollarla çözülebileceğini tam olarak desteklemiyor.
Yaşamı uzatmanın sırrı: Sağlıkta süreklilik
Son 20-30 yılda bilimin asıl ağırlıklı konusu ise sağlığın sürekliliğinin sağlanması. Bizi öldüren nedenlerle mücadele ederek onları yok etme veya erteleme çalışmaları. Bu doğal olarak yaşamın uzamasına neden olacak. İşin mutluluk ve varlık tarafı size kalmış.
Günümüzde artan bir şekilde seslendirilen bir gerçek var. Biyoloji, bilişim destekli bir mühendislik çalışması haline geldi. Bu süreç artarak devam edecek ve komşu bilim disiplinlerini de etkileyecektir.
İnsan yaşamını sağlıklı ve uzun yapmayı amaçlayan bilimsel çalışmalar ve teknolojiler birden fazla. Gen terapisi bunlardan sadece biri. Solucanlar üzerinde yapılan denemelerde bu canlıların yaşam süresini 6 kata kadar uzatabildiğimizi gördük. Kök hücrelerin kullanımıyla doku yenilemeler, moleküler tamirat, kendi hücrelerini kullanarak yoktan üretilen organlar veya yapay organlar, rejeneratif ilaçlar ve diğerleri de kapıda.
Bütün bunlar insanı uzun ve sağlıklı yaşatmak için. Entelektüel toplumda bunun olmayacağını düşünen yok gibi. Tartışılan, ne zaman ve kaça mal olacağı.
Benim aklımı kurcalayan ana başlık ise başka: Diyelim ki uzun yaşadık, pekisonra ne olacak?
Ortalama ömür, insanlık tarihi boyunca değişmiş. İklim, savaş, bulaşıcı hastalıklar dışında da hep yukarıya tırmanmış. Taş devrinde ortalaması 18 olan insan ömrü, Rönesans Avrupa’sında 30’a varabilmiş. Ondokuzuncu yüzyıl ortasında bu sayı 43, gelişmiş dünyanın bugünkü ortalaması ise 80.
150 yıl ömürlü yeni bebekler yolda
Son 150 yılda bir kat artan ortalama insan ömrünün, bu kez önümüzdeki 10-20 yıl içinde geliştirilecek teknolojiler ile bir süre sonra 150’ler seviyesine gelmesini bekliyoruz. 150 yıl yaşayacak ilk bebekler belki de dünyaya geldi bile. Bu sadece bir başlangıç.
Önceki artış dönemlerinin sosyal, kültürel, ekonomik ve bireysel etkilerini de aklımızda tutarak bir gelecek turu yapalım.
Uzun yaşamak eskiden zengin işiydi, bu gerçek değişmeyecek. Uzun ve sağlıklı yaşam için gerekli teknolojilere erişim, başlangıçta pahalı ve bu uygulamaların yapılacağı merkezlerin sayı ve kapasite olarak azlığı nedeniyle kısıtlı olacak. Yani öncelik, gelişmiş ülkelerde yaşayan zenginlerde. Zamanla teknolojinin ucuzlaması ve uygulama merkezlerinin çoğalarak yaygınlaşması orta sınıfların yararlanmasına olanak sağlayacak. Ama ne zaman?
Elektrik 46, PC 16 yılda yaygınlaştı
Genel olarak teknolojiye erişim ve yaygınlaşmanın giderek hızlandığını biliyoruz. ABD ülke nüfusunun yüzde yirmi beşinin elektrik kullanır hale gelmesi 46 yılsürmüş. Bu süreler telefon için 35, PC için 16, cep telefonu için 13 ve internet için 7 yıl. Amerika dışına çıkıldığında süreler göreceli olarak daha fazla. İlk Türkçe kitap basımı, matbaanın icadından tam 250 yıl sonra olmuş. Bugün Afrika’da elektriğin girmediği yerleşim sayısı on binlerle ifade ediliyor.
O zaman teknolojilerin yarattığı toplumsal uçurumlara, uzun ve sağlıklı yaşam uygulamaları yenilerini mi katacak, ayrılıkları derinleştirecek mi? Ülkelerin içindeki bölgeler arası uçurumları da düşünmek gerek.
Zaten şu an dünya ülkelerinin ortalama yaşam süreleri arasında büyük farklar var. 2011 yılı verilerine göre ortalama ömür süresi en çok olan ülke 89,73 yıl ileMonako. En düşük ise 38,76 yıl ile Angola. Türkiye 72,5 yıl ile 200’ü aşkın ülke arasında 126’ıncı durumda. Yani çok parlak sayılmaz. Uzun yaşam teknolojileri bu farkları daha da arttıracak gibi duruyor.
Başlamışken sayısal değerlerle devam edelim. Ortalama ömrün bir katına çıkacağı fikrine ilk tepkilerden biri, dünya nüfusunda büyük bir patlama olacağı şeklinde olabilir. Şu haliyle dünya nüfusunda bir artış yüzdesi azalması var. Yani doğurganlık oranı düşüyor ve Birleşmiş Milletler tahminlerine göre bu oran 2050 yılında 2,1’in altına düşecek. Artış duracak ve azalma başlayacak. Ortalama ömrün artması faktörünü bunun üzerine eklerseniz, dünya nüfusunun bir miktar artacağı ancak bunun da çok olmayacağı sonucuna varılabilir.
70'inde anne olmak
Ömrü uzayan, sağlığı iyi olan insan rahatlayacak ve süreyi daha iyi ve acele etmeden kullanacaktır. Hayatın daha fazla yönünü deneyimleyecek, daha geç evlenecek ve daha geç çocuk sahibi olacaktır. Anne olma yaşı 40’lı yaşların başına kadar geldi. Bu gidişle 70’inde anne olmak doğal sayılacak.
Uzun yaşayan insan zamana yaygın daha fazla ve farklı eğitim alacak, kendini daha çok geliştirecek, daha kültürlü ve deneyimli olacak. Kendini keşfetme konusunda daha fazla zaman bulacak. Kendi gücünü fark etme ve bireysel bütünlük yolunda ilerlemesi için bilgili, bilinçli ve olgun yılları olacak. İçselliğini geliştirecek, sevgi ve mutluluğu yaşayacak ve yaşatacak. Neden olmasın?
Sağlıklı ve uzun yaşamanın inanç dünyasına da etkileri olacaktır şüphesiz. Günümüz inanç yapılanması, ağırlıkla inananlarıölümden sonrası için hazırlamayı esas almış. Ne yaparsan cennete gidersin, cehennemlik davranışlar nelerdir? Ölüm yaşı uzaklaştıkça dine ilgi de azalabilir mi?
Ortalama yaşın 40’lardan 80’lere çıktığı döneme bakarsanız, bu böyle olmadı. O zaman akla gelen, inanç yapılanmasının ağırlığınıyaşama yol göstermeyeçevirmesini beklemektir. Bu ise içselliği güçlendirecek yol için temel olur.
Yukarıdaki tablonun oluşabilmesi için, uzayan yıllar süresince insanların toplumsal üretkenliklerini, verimlerini, katkılarını devam ettirmeleri gerekir. Bu ise iş ve çalışma modellerinin ve ekonomik yapılanmanın köklü değişimi anlamına gelir.
5 yıl fazla ömür çok şey değiştirebilir
Geçmişe baktığımızda, ortalama yaşın artmasının ekonomiye olumlu etki yaptığı görülür. Yapılan çalışmalar, ortalama ömürde 5 yıllık farkı olan iki ülkenin ileride olanının yıllık kalkınmada da binde 5′lik bir avantaja sahip olduğunu gösteriyor. Bunun nedenleri arasında sağlık, deneyim ve bilgeliğin devamlılığı vardır. Bu potansiyel, yenileşim ve buluşçuluk çalışmalarına da olumlu katkıda bulunacaktır.
Uzayan ömür ve artan nüfusun doğa, çevre ve kaynaklar üzerindeki olası etkisi de çok önemli. İlk beklenti olumsuzu işaret ediyor olabilir. Ancak bilimsel çalışmalar, ekonomik gelişme ve refah artışının çevre konusundaki kötüleşmeyi durduracağını ve olumluya çevireceğini gösteriyor. Bilime saygımız sonsuz!
Uzun yaşamın olası etkileri daha fazla alanda olacak. Aile yapılanması ve ilişkiler, kuşaklar arası farklılaşma, sosyal ve kültürel yaşam, siyaset ve diğerleri.
Tüm bunları düşündüğümüzde pek çok kişi bu gidişten kesinlikle hoşlanmayacak. Bunun Tanrı’nın yerine geçmeye çalışmak olduğunu, doğal olmadığını söyleyecek.
Ama doğal olan ne? 80’mi, 40’mı, 18’mi? 150 den sonra ne hedeflenecek? 250’mi, sonsuz mu? Bunlar doğal mı olacak?
Galiba en uygun sözleri, uzun yaşam konusunda fikir ve çalışmaları en çok bilinen bilim adamlarından Aubrey de Grey söylemiş: “100 yaşına kadar yaşamayı isteyip istemediğime ancak 99 yaşıma geldiğimde karar verebilirim.”
Zafer Kurdakul
Bu posta 283 defa okundu




