İnsanın, tinsel (ruhsal) ve akli gelişimi, maddi gelişiminin gerisinde kaldı. Böyle olunca da insanlar aletleri değil, aletler insanları kullanmaya başladı.
İnsan, etten, kemikten, kandan, candan oluşan bir bedene; algılayan, anlayan, yorumlayan, öğrenen, öğreten, karşılaştıran bir akla; üzülen, seven, sevinen, acıyan, bir tinsel yana, bir de bu üçünün etkileşiminden doğan işlevlere sahip bir canlıdır.
Memeli canlılardan, yavrusunu koruma içgüdüsüne sahip olmayan yoktur. Birçoğunda, eş ve yavrular da koruma kapsamındadır. Bir kısmı da topluluklar oluşturur, hemen hemen, ilkel kabilelerin davranış biçimine benzer bir sosyalleşmişlik sergilerler. Genelde, hayvanların ortak davranış biçimi, yaşamak için savaşmaktır. İnsanlarda ki, çatışma, savaşma eğilimi, kendi köklerini de ele veriyor. ‘’İnsan maymundur, tanrı olmaya yöneldi’’ derken Nietzche de bunu anlatmak istiyordu herhalde. İnsanın aklını kullanması, herhalde gereksinimleri için gereçler üretmesiyle ve kendisinin ne olduğunu sorgulamasıyla başlar. Kendisinin ne olduğunu, neden olduğunu sorgulayamayan, yani düşünmeyen, şüphelenmeyen bir canlının gereçler üretmesine de gerek kalmazdı. Şüphesiz, var olduğundan beri insanlar birbirleriyle savaş halindedir. Savaşan insan, savaşın getirilerini ve götürdüklerini de karşılaştırmak yeteneğini kullanmıştır. Bu durum, akıllı canlının, kurallı olması sonucunu yaratmıştır. Bu kurallar, tabudur, töredir, gelenektir, yasadır. Çoğu zaman güçlüler tarafından belirlenmelerine karşın, yine onlar tarafından da ihlal edilirler. ‘’Anakarsis, kanunları’’ Bireylerin sosyalleşmesi ile toplumların ve hatta toptan insanlığın sosyalleşmesi aynı şey değildir. Bireyin, kabilenin, süper kabilenin, bir milletin, bir devletin, bir inanç gurubunun, birbirine benzeyenlerin bencilliği, diğerlerinin felaketine dönüşebilir. İnsanlık, akıl ve mantık sahibi bütün insanlar tarafından, herhangi bir zorla başvurulmadan benimsenebilecek kural ve kaidelere sahip olmadan, çatışma ve savaşı sonlandıramaz. Öyleyse savaşı önlemenin yolu: özelde insanı, genelde insanlığı, doyurmak, barındırmak, birbirlerine zarar vermeden mutlu olmalarını sağlamak ve bu yöntemin yararına inandırmaktır. Dünyada kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sınırsız, insan sayısı kontrolsüz olunca, bu zoru nasıl başaracaksınız? Bu aşamada, sosyal kurumlar devreye girer ki, bunların birçoğu insanlara bir şey vermez; sadece, beklentileri belirsiz bir vadeye erteler. Bunlar da tartışmalıdır. Sağladığı yarar, nedeni olduğu çatışmadan daha etkisiz kalır. Hatta öyle derin ayrışmalar oluşur ki belli başlı çatışma sebebine dönüşürler. Doğru bir davranış da değildir.
Akıl, çatışma ve savaş gereçleri üretimine yönelince, hızlı bir maddi gelişme sağlanır. İnsanın, akıllı bir canlı olmasının gerektirdiği, adalet, sevgi, saygı, sorumluluk alma, özveride bulunma, koruma, paylaşma gibi etik değerler körelmeye başlar. O zaman biz normal sandığımız bir insanın, bir otomobilin direksiyonunu tutup, gaza basarken nasıl bir varlığa dönüştüğünü; Irak’ta, silahını çocuklara çeviren joninin, nasıl bir canlı olduğunu anlamakta güçlük çekeriz. O gereçler mi insanlaşmıştır, insanlar mı gereçleşmiştir, bunu anlayamayız. Anlayamayacağı z.
Kamil Karabulut
powered by SitelinkxBu posta 422 defa okundu
İnsan, etten, kemikten, kandan, candan oluşan bir bedene; algılayan, anlayan, yorumlayan, öğrenen, öğreten, karşılaştıran bir akla; üzülen, seven, sevinen, acıyan, bir tinsel yana, bir de bu üçünün etkileşiminden doğan işlevlere sahip bir canlıdır.
Memeli canlılardan, yavrusunu koruma içgüdüsüne sahip olmayan yoktur. Birçoğunda, eş ve yavrular da koruma kapsamındadır. Bir kısmı da topluluklar oluşturur, hemen hemen, ilkel kabilelerin davranış biçimine benzer bir sosyalleşmişlik sergilerler. Genelde, hayvanların ortak davranış biçimi, yaşamak için savaşmaktır. İnsanlarda ki, çatışma, savaşma eğilimi, kendi köklerini de ele veriyor. ‘’İnsan maymundur, tanrı olmaya yöneldi’’ derken Nietzche de bunu anlatmak istiyordu herhalde. İnsanın aklını kullanması, herhalde gereksinimleri için gereçler üretmesiyle ve kendisinin ne olduğunu sorgulamasıyla başlar. Kendisinin ne olduğunu, neden olduğunu sorgulayamayan, yani düşünmeyen, şüphelenmeyen bir canlının gereçler üretmesine de gerek kalmazdı. Şüphesiz, var olduğundan beri insanlar birbirleriyle savaş halindedir. Savaşan insan, savaşın getirilerini ve götürdüklerini de karşılaştırmak yeteneğini kullanmıştır. Bu durum, akıllı canlının, kurallı olması sonucunu yaratmıştır. Bu kurallar, tabudur, töredir, gelenektir, yasadır. Çoğu zaman güçlüler tarafından belirlenmelerine karşın, yine onlar tarafından da ihlal edilirler. ‘’Anakarsis, kanunları’’ Bireylerin sosyalleşmesi ile toplumların ve hatta toptan insanlığın sosyalleşmesi aynı şey değildir. Bireyin, kabilenin, süper kabilenin, bir milletin, bir devletin, bir inanç gurubunun, birbirine benzeyenlerin bencilliği, diğerlerinin felaketine dönüşebilir. İnsanlık, akıl ve mantık sahibi bütün insanlar tarafından, herhangi bir zorla başvurulmadan benimsenebilecek kural ve kaidelere sahip olmadan, çatışma ve savaşı sonlandıramaz. Öyleyse savaşı önlemenin yolu: özelde insanı, genelde insanlığı, doyurmak, barındırmak, birbirlerine zarar vermeden mutlu olmalarını sağlamak ve bu yöntemin yararına inandırmaktır. Dünyada kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sınırsız, insan sayısı kontrolsüz olunca, bu zoru nasıl başaracaksınız? Bu aşamada, sosyal kurumlar devreye girer ki, bunların birçoğu insanlara bir şey vermez; sadece, beklentileri belirsiz bir vadeye erteler. Bunlar da tartışmalıdır. Sağladığı yarar, nedeni olduğu çatışmadan daha etkisiz kalır. Hatta öyle derin ayrışmalar oluşur ki belli başlı çatışma sebebine dönüşürler. Doğru bir davranış da değildir.
Akıl, çatışma ve savaş gereçleri üretimine yönelince, hızlı bir maddi gelişme sağlanır. İnsanın, akıllı bir canlı olmasının gerektirdiği, adalet, sevgi, saygı, sorumluluk alma, özveride bulunma, koruma, paylaşma gibi etik değerler körelmeye başlar. O zaman biz normal sandığımız bir insanın, bir otomobilin direksiyonunu tutup, gaza basarken nasıl bir varlığa dönüştüğünü; Irak’ta, silahını çocuklara çeviren joninin, nasıl bir canlı olduğunu anlamakta güçlük çekeriz. O gereçler mi insanlaşmıştır, insanlar mı gereçleşmiştir, bunu anlayamayız. Anlayamayacağı z.
Kamil Karabulut
powered by SitelinkxBu posta 422 defa okundu






