SİTEDE ARA
BİZİ TAKİP EDİN
ÜCRETSİZ PROGRAMLAR

Giveaway of the Day

Please enable Core Design Scriptegrator plugin.

Yıllar önce genç bir otobüs muavini eline geçen bir miktar parayı cebine koyup, yüreği pır pır ederek memleketinden İstanbul’a doğru yola koyulmuştu. Heyecanlıydı, yıllardır muavin olarak çalıştığı otobüslerde kaptan koltuğunda oturmanın hayalini kuruyor, gözüne uyku girmiyordu.

Yanındaki yaşlı adam “Merhaba” diyerek ona selam vermese,  koltuk komşusunun farkına bile varmayacaktı. Muhabbeti koyultmakta gecikmediler. Genç muavin bir otobüs almak istediğini anlatıyor, İstanbul’da çok uygun fiyata bulabileceği konusunda sağdan soldan duyduklarını aktarıyordu. Yaşlı adam bir süre sonra dayanamadı “Ne kadar paran var?” diye sordu muavine. Muavin cebindeki parayı söyleyince yaşlı adamın yüzünden bir anlık bir gülümseme geçti. “Bu kadar parayla kimse sana otobüs filan vermez” dedi.

Muavin bir an bozulsa da çok belli etmedi. “Sıfır araç almaya niyetim yok zaten, cebimdekini veririm, senet imzalarım, çalışır öderim gerisini” dedi. Yaşlı adam sesini çıkartmadı ama koskoca İstanbul’da bu taşralı genç adama kimsenin bu şekilde bir şey satmayacağını çok iyi biliyordu. Dahası, muhtemelen elindeki üç beş kuruşu da çarpacaktı biri.

Otobüs İstanbul’a yaklaşınca yanındaki gence dönüp “Kalacak yerin var mı İstanbul’da?” diye sordu. Muavin “Yok” dedi. “Ama fark etmez, kalırım bir otelde”

“İstersen bu gece konuk edeyim seni” dedi yaşlı adam. Muavinin cebindeki para kısıtlıydı ve naz edip kibarlık yapacak hali yoktu. İtirazsız kabul etti teklifi.

İstanbul’a vardıklarında büyük bir sürpriz bekliyordu genç muavini. Otobüsten inince yaşlı adam onu garajın dışına doğru çıkartarak orada kendilerini bekleyen son model siyah bir arabaya bindirdi. Aracı bir şoför kullanıyordu. Bu araba muavinin hayalini kurduğu otobüsten çok daha pahalıydı. Genç adam şaşkınlıktan yol boyunca hemen hemen hiç konuşmadı. Araba ana yoldan bir yan yola saparak ilerledi. Çok büyük bir çiftliğe vardıklarında artık şaşkınlığını gizleyemez durumdaydı, yanındaki yaşlı adama dönüp “Sen kimsin abi?” diye sordu.

Yaşlı adam ona, birlikte seyahat ettikleri otobüs firmasının sahibi olduğunu, zaman zaman bu şekilde otobüslerde seyahat ettiğini ve otobüslerin durumunu gözlediğini anlattı. “Şimdi” dedi, “Seni buraya getirdim çünkü seni sevdim, dürüst çocuksun belli, yarın sana kullanılmış ama temiz durumda bir otobüs ayarlamalarını söyleyeceğim. Alıp, memleketine gideceksin ve kazandıkça bana gelip ödeme yapacaksın. Anlaştık mı?” dedi. Genç adama piyango çıksa bu kadar sevinmezdi herhalde.

Bu gerçek bir hikayedir. Bana bunu, sayamayacak kadar çok parası olan yaşlı bir adam anlatmıştı, bu onun hikayesidir. Zenginliğe adım atış hikayesi.

Şunu söylemek istiyorum, şansın ne zaman nereden geleceği hiç belli olmuyor. Umudu olan herkesi bir şekilde bir yerlerde bulabiliyor. Hatta eğer gelecekse elinizle ittirseniz bile zorla geliyor. Şimdi anlatacağım hikayede işte böyle kapıdan kovuldukça bacadan giren bir şansı anlatıyor.

Karadeniz’de bir kasabada, iki çocuklu bir aile. Tüm hayalleri başlarını sokacak bir ev alabilmek. Hepsinin nöbetleşe çalıştıkları, gece yarısına kadar açık tutmak zorunda oldukları ufak bir bakkal dükkanları var ama kazançları o kadar az ki karınlarını doyurmaya ancak yetiyor. Buna rağmen ev alma umutlarını hiç yitirmiyorlar hatta her geçen gün bu hayale daha sıkı sarılıyorlar. Anne, boş zamanlarında kendi evlerini süsleyecek danteller örüp, bohçalıyor.

Babanın ve oğlanın markette çalıştıkları bir akşam anne ve kızı televizyonda yeni başlayan bir yarışma programını izliyorlar. Verilen bir telefon numarasını arayanların para ödülü kazandıklarını gören ana kız, programı aramaya karar veriyorlar. Kadın, karşısına çıkan telefon kayıt sistemine, söylenenleri yaparak, ismini ve telefon numarasını bırakıyor. Ertesi gün normal yaşamlarına dönen aile, programı aradıklarını çok kısa bir süre sonra unutuyorlar. Aradan bir, iki ay geçiyor.

O sıralarda ev telefonlarına musallat olan bir telefon sapığı gece gündüz demeden sürekli arayarak aileyi taciz ediyor. Saçma sapan konuşan bir adam ailenin sinirlerini bozacak türden şeyler söyleyerek, telefonu açanın sinirlerini germeyi başarıp da telefon yüzüne kapanana kadar konuşmaya devam ediyor. Telefon tacizinin sıklaştığı günlerden birinde evin hanımı evde yalnız. Sabahtan beri belki beşinci kez arayan tacizcinin telefonunu yüzüne kapatalı henüz birkaç dakika olmuş ki telefon yeniden çalıyor.

Kadın içinden söylenerek telefonu açıp, karşısındakinin konuşmasına fırsat vermeden “Ne istiyorsun kardeşim bizden, ne alıp veremediğin var, söyle de sen de kurtul biz de kurtulalım” diye bağırıyor. Bir anlık sessizlikten sonra karşı taraf hafif tedirgin bir sesle “ Merhaba, biz bilmem ne TV yarışmasından arıyoruz” diyor. Tabii ki inanmıyor kadın, okkalı bir küfür patlatıyor ve telefonu kapatıyor. Karşı taraf yılmıyor, bir kez daha arıyor ama bu sefer işittiği azar diğerinden daha sert oluyor.

Uzatmayayım, sanırım dört beş kez arıyorlar bu şekilde ve en sonunda telefonu evin kızının açmasıyla gerçek anlaşılıyor. Gelecek hafta birgün canlı yayında aranacaklarını böylece öğreniyorlar. Canlı yayında sadece bir tek soru soruyorlar ve cevabı bilen aileye hatırı sayılır bir para ödülü veriyorlar. Vergilerden sonra ellerine geçen parayla bir ev, bir araba almışlar, bir miktar para da ellerine kalmış.

Ailenin çocuklarından biri anlattı bunları. “ Bir mucize olmuştu ve annemin hayalleri gerçek olmuştu” diyordu. Ona göre mucizeyi annesi çağırmıştı.

Peki, gerçekten mucizeler çağırınca gelirler mi?

Eskiden okuduğum bir kitapta şöyle bir bölüm vardı;

Piyangodan büyük ikramiye çıkan bir adama soruyorlar “İkramiyeyi nasıl kazandınız, anlatır mısınız?”.

“Sabah işe giderken yolda bir bilet satıcısı gördüm, aniden önüme çıktı. Tesadüf bana ilginç geldi, “Şans ayağıma mı geldi yoksa?” diye düşündüm ve bir bilet aldım” diyor adam.

Sohbetin ilerleyen dakikalarında anlıyorlar ki adamın sabah işe giderken kullandığı iki yol var. O sabah, alt yolu tercih etmiş ve piyango bileti satıcısına rastlamış.

Peki, ya talihli o sabah, alt yol yerine üst yoldan gitseydi ne olacaktı? Şansını kaybedecek miydi?

Bence kaybetmeyecekti. Eğer adam alt yoldan gitseydi piyango bileti satıcısı da alt yolu tercih edecekti. Bu, rastlantı değildi, planlanmıştı, üst yolda ya da alt yolda mutlaka karşılaşacaklardı.

Ben bunlara “Kaderin köşe dönüşleri” diyorum. Bazen, şans sokağına bir dönüş yapıyor bazen de bir çıkmaz yola sapıveriyor.

Bu konuda kesin bildiğim bir şey daha var; Umudu olmayanın kaderi, şans sokağına doğru asla köşe yapmıyor.
Dilek Çakmakçı

Bu posta 231 defa okundu