Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, kadınların toplumsal sorunları gündemi meşgul ediyor. Biz de ünlü veya ünsüz, sanatçısından temizlikçisine, okuma
yazma bilmeyeninden işkadınına, sekiz kadına üç soru yönelttik.
Kadın demeye bile çekiniyor, 'bayan' diyorlar
"Geçen sene bir çekim için Bayrampaşa'ya gittiğimde yaşadığım olay. Bakkala yol sormak için arabadan indim. Sakallı bir amca yaklaşıp kıyafetimden dolayı
'Puuu, yazıklar olsun, Allah seni kahredecek,' gibi laflar söyledi. Beni en çok sinirlendiren, atılan laflar, garip bakışlar ve 'bayan' kelimesi, kadınların
özgürce yaşayamaması."
"Türkiye'de kadınların en büyük sorunu, kadın olamamak, kendilerini ifade edememek. Kadına 'kadın' demeye çekinilen bir ülkede yaşıyoruz; 'bayan' diyorlar.
Kızlar evlenmek üzere yetiştiriliyor, hayatta başka hiçbir şeye odaklanamıyorlar. Ataerkil bir toplumda yaşıyoruz. Kadınların söz hakkı yok. En büyük örnek
meclisteki kadın milletvekili sayısı. Kadınlar pek çok işte çalışamıyor; sözlü, fiziksel şiddet görüyorlar. Kadınların kendileri gibi olamama sorunu var.
Biraz doğal veya açıksan, lafı yiyorsun."
"Her kadın çalışmalı, mutlaka üretmeli. O zaman kendine güveni gelir, isteklerini daha iyi ifade edebilir. En önemlisi de aile eğitimi. Şiddet ise bambaşka
bir konu. Erkek, zayıf gördüğü kadına şiddet uyguluyor. Altı yıldır Mor Çatı gönüllüsüyüm. Bu konuda çok araştırma yapıldı ve görüldü ki şiddet, aileden
çocuğa geçiyor. O yüzden kadınlar kendi güçlerinin farkında olmalı, ona göre davranmalı. Kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğunun bilincinde olmalıyız
ve ona göre yaşam haklarımızı savunmalıyız."
Arp sanatçısı
ŞİRİN PANCAROĞLU (42)
Profesör veya manken, hepsi dayak yiyor
"Şiddetin fiziksel ve psikolojik halleri. Fiziksel olarak en büyük sıkıntıyı bir sarkıntılıkta yaşamıştım, debelenerek kurtarabilmiştim kendimi. Psikolojik
olaraksa sanırım kaale alınmama durumu, rüşdünü ispat etmek için gerektiğinden daha fazla çaba sarf etmek gerekmek, insan yerine konulmamak."
"Bence bütün sorunlar ataerkil bir toplum oluşumuza dayanıyor. Bu toplum herkese önce erkek, sonra insan olmayı dayatıyor. Bunu kadınlarımız da yaygınlaştırıyor.
Erkek çocuklarını da erkeklik normları üzerinden yetiştiriyor kadınlar. Kadınların maruz kaldığı baskılar arasında dayak konusu var örneğin. Tüm kadınları
etkileyen bir mesele. Profesör, manken, memur...
Her kadın dayak yiyebiliyor. Eğitimi onu şiddetten koruyamıyor. Kadınlarımız bu tür meseleleri düşününce, öfkelerine yenik düşüyor ve erkekleri bu konuşmalara
dahil edemiyorlar. Böylece kısır döngü oluşuyor."
"Yeni kelimeler doğurmamız lazım ve farklı bir bakış açısı... Önce insan olabilmek için, bu derine nüfuz etmiş kodları teker teker söküp, iyi ne, kötü ne
onu anlamalıyız. Kız ve erkek çocuklarımızı yetiştirirken karşımıza teker teker çıkıyor bu kodlar ve tercihler yapıyoruz. Unutmayalım, kadın ve erkekler
olarak varız, bu toplumun tüm sıkıntılarından birlikte sorumluyuz."
Akademisyen
FEYZA AK AKYOL (41)
Fiziksel ve sözlü şiddet doğallaştırılıyor
"Benden beklenen, susmak, kibar olmak, doğurmak, aileyi kollamak, çoğunlukla duygusal bir baskı yaratmıştır. Üniversitede işe başladığım yıllarda, bir hocam
akademiye girmekle çok da iyi bir seçim yaptığımı, bunun bir kadın için çok uygun olduğunu söylemişti. Olumsuz bir yaklaşım."
"Kadınları ikincilleştiren, onları şiddete karşı savunmasız bırakan, denetimleri için duygusal ve fiziksel şiddeti doğallaştıran erkek egemenliği kadınların,
hatta erkeklerin yaşamakta olduğu en büyük sorun. Biyolojik farklılıklar bireysel kimlik farklılıklarına dönüştürülmüş ve doğallaştırılmış. Üreme abartılıp
cinselliğin tamamlayıcısı haline gelmiştir.
Kadınları üremeye ve yeniden üretmeye teşvik eden, kadın emeğini böyle tanımlayıp doğallaştıran bu eğilim, kadınları güçsüz, duygusal, bağımlı, itaatkar,
erkekleri ise güçlü, mantıklı, bağımsız, egemen kılar. Düşünce sisteminin içine işlemiş bu erkek egemen yapı en büyük sorun bence."
"Kadınlar, erkek egemen ideolojinin doğal sürdürücüsü olduklarından, öncelikle kadınlara yönelik bir farkındalık eğitimi planlanmalıdır. Kadın mücadelesinin
temeli, var olan eşitsizliğin farkına varıp özden kopmayan bir eşitlik ve özgürlük mücadelesi vermek olmalıdır. Cinsiyet eşitliği konusunda çeşitli eğitimler
hazırlanıp, düzenli bir hal alması sağlanmalıdır."
Gazeteci
TULUHAN TEKELİOĞLU (40)
Eğitimsizlik sorununu çözmek gerek
"Bu soruya yanıt vermek istemiyorum, çünkü biz negatif olaylarla kadınları gündeme getirdikçe, ileriye adım atmalarına yardımcı olamayız. Biz mağduriyet
fotoğrafları yayımladıkça, kadınları öyle görülmeye mahkum ederiz. Geçmişe değil, ileriye doğru adım atmak için, kadın ve erkeğin şükran ve sevgiyle birbirlerini
yücelttikleri bir toplum diliyorum."
"Türkiye'de 2011 yılında hâlâ 4 milyon kadın okuma yazma bilmiyorsa, bu çok ciddi bir mesele demektir. Çünkü bu kadınlar çocuk yetiştiriyor, erkek yetiştiriyor.
Gelecek kuşakları yetiştiriyor. Ülkedeki kadın sorunlarının başında eğitimsizlik geliyor.
Bu sadece kadının değil, erkeğin ve toplumun da ayıbıdır. Temel sorun eğitimsizliktir, bu çözülmedikçe, Türkiye'de ne kadın sorunu çözülür, ne toplum insan
haklar konusunda ileriye doğru adım atar, ne de Türkiye'de kadına yönelik fırsat eşitsizliği azalır."
"Her sektörde kadının ileriye doğru adım atmasının önündeki engel aslında kendisi. Kadınlar merkezlerine kendilerini koymadıkça, kendilerine değer vermedikçe,
sorun devam edecek. Bu yüzden farklı dertler yaşayan kadınların ileriye doğru adım atması için 'önce ben' demesi ve korkularını yenmesi gerekiyor.
Türkiye'de karar alıcıların, kanaat önderlerinin, kanun yapıcıların, baskı grubu oluşturan örgütlerin içinde kadınların olması şart. Çünkü haklar verilmez,
alınır."
Ev kadını
FEHİME ALKAN (56)
Buralarda dilimizi bilen kimse yok
"Buralarda dilimizi bilen yok, o yüzden evlerimizden çıkamıyoruz, dışarı çıktığımızda yol iz bilmediğimiz, kimse de dilimizi anlamadığı için çaresizce kalakalıyoruz.
O yüzden biz şehirlerde yaşayan Kürt kadınları, hele de benim gibi hiç Türkçe bilmeyenler evlerde hapis hayatı yaşamak zorunda."
"Biz buraya devlet yüzünden göç ettik. Köyümüz yakıldı, köyümüze korucular yerleştirildi, hepimiz bu yüzden göç etmek zorunda kaldık. Ben ailem tarafından
13 yaşında evlendirildim, tam 43 yıldır evliyim. İstanbul'da etrafımızdaki insanlar biz Kürtlere kötü davranışlarda bulunmuyor, herhangi bir önyargıyla
da karşılaşmadım."
"Türkiye'de en çok çile çeken kadınlardır. Evde çocuk bakar, evin sorumluluğunu üstlenir ama bütün eziyeti de kadınlar görür. Buna artık son verilmesi gerekiyor.
Kadınların da artık haklarının olması gerekiyor. Kürt kadınlarının yaşadığı ise daha büyük bir zulüm. Bizim için en iyi çözüm, evlerimize, köylerimize,
ilçelerimize sağlıklı ve barış dolu bir geri dönüşün sağlanmasıdır.
Biz topraklarımıza dönmek, orada doymak, orada ölmek istiyoruz. Ne işimiz var buralarda bizim? Bizim memleketimiz güzeldir, orada her şey vardır. Buradaki
insanlar da iyiler, hoşlar ama bülbülü altın kafese koymuşlar yine de 'vatanım vatanım' demiş. Bizim halimiz de o bülbülden farklı değil aslında."
Aktivist
ÜLFET TAYLI
Erkekler dövüyor, öldürüyor
"Çocuğumu doğurduğumda bir derginin editörüydüm. Çok sevdiğim işimi bırakmak zorunda kaldım. Kocamın işini bırakması ise söz konusu olmadı bile. Tabii ki
o karar, tüm çalışma hayatımı etkiledi."
"Şu anda en önemli sorun erkek şiddeti. Erkekler kadınları dövüyor, öldürüyor, tecavüz ediyor. 'Bunları yapmıyorum,' diyen erkekler de ev ve bakım işlerini
kadınlara bırakıyor. Çocuk ve yaşlı bakımını, ev hizmetlerini karşılıksız olarak üstlenmek zorunda kaldığınızda da kendinizi şiddete uğramış hissedebilirsiniz.
Bunda hem tek tek erkeklerin sorumluluğu var, hem de bu bir sistem sorunu."
"Çözüm kadınların güçlenmesi. Şiddet ortamını terk edebilecek güce sahip olmaları, bunun olanaklarının yaratılmış olması. Güçlenme, aynı zamanda kadın olduğumuzun
bilincinde olmak, dayanışabilmek, eşitlik için mücadele edebilmek demek."
Şiddet mağduru
Y.F. (25)
Kadın cinayetleri terör gibi
"Yaşadığım her şeyin sebebi kadın olmamdır. Kadın olmasam satılamazdım, kadın olmasam şiddet görmezdim, çocuklarımı kolaylıkla görebilirdim."
"Benim hayatım, en büyük sorunun şiddet olduğunun göstergesi. 16 yaşında, tanımadığım biriyle iki buçuk milyar karşılığında dini nikahla evlendirdiler.
Sekiz yıllık evliyken kocam kuma getirdi. Kendimi kapının önünde buldum. Aileme gittim. Boşanmadan, 3 bin TL karşılığında, yine dini nikahla evlendirildim.
Üç ay sürdü. Kaderim aynı oldu, dayak, hakaret..."
"Devlet yönetiminin yarısı kadınlarda olmalı. Kadına karşı şiddet artık terör halinde. Devlet, risk altındaki kadınlara sosyal imkanlar sunsun, yeni TC
kimlik numarası versin, gerekirse estetik operasyon yapılmasını sağlasın. Şiddet uygulayanlar tutuklu yargılansın, cezalar ağırlaştırılsın, ev tipi stüdyo
sığınma evleri açılsın, süre sınırlamaları kaldırılsın. Bazı cinayetler 'aşk cinayeti' diye isimlendirilmesin."
Atom mühendisi
FATMANUR HÜKÜM (29)
En büyük sıkıntı başörtüsü
"Bir dernekte yönetim kuruluna girmek istedim. Yönetim kuruluna sadece erkekler seçiliyormuş. Sesimi çıkarmadan, alt bir pozisyonda çalışmaya devam ettim.
Sonra yöneticiler beni yönetim kuruluna davet etti."
"En önemli sorun 'başörtülü kadın olmak'. Atatürk Üniversitesi Fizik Bölümü'nde öğrenciydim. Başörtülü olduğum için okuldan ayrılmak zorunda kaldım, 2002'de
eğitimimi tamamlamak için Viyana'ya gittim. Viyana Teknik Üniversitesi'nde fizik mühendisliğini tamamladım ve nükleer fizik alanında mastır yaptım. Ama
olmak istediğim yerde değilim. Çünkü maalesef bu sorun ve türevleri olan çatışma, kimlik, özgürlük ve hak gibi temel kavramlar hâlâ yerini bulmuş değil."
"Sorunun çözümü, toplumun yaklaşık yüzde 80'inin rahatsız olduğu, olağandışı bir dönemin artık bittiğinin ilan edilmesi. Dayatmaların olmadığı bir ortamda,
toplum en makul yolu izleyecektir."




