1) Hayatta olmanın yaratmak anlamına geldiğini unutmayın.
Hepimiz belli bir yaratma potansiyeline sahibiz. Yaratıcılık, onunla birlikte doğduğumuz ya da doğmadığımız bir şey değildir. Yaşamınızın her alanında uygulanabilecek, modellenebilecek ve geliştirilebilecek bir şeydir. Nefes alabiliyorsanı z, yaratıcı bir edimde bulunuyorsunuz. Besteci John Cage’in dediği gibi, “Kalbiniz atıyorsa, siz birmüzisyensiniz."
Carl Rodgers, “Bir İnsan Olmak Üzerine” adlı kitabında şöyle yazar:
“Arkadaşlarıyla birlikte yeni bir oyun icat eden çocuk, izafiyet
teorisini geliştiren Einstein, et
için yeni bir sos yapan ev kadını ve ilk romanını yazan genç yazar; tanımlamak
gerekirse, bunların hepsi yaratıcıdır ve onları yaratıcılık
derecelerine göre sıralamanın anlamı yoktur.”
2) Tüm duyularınızı kullanarak “ne
yaratmak istediğinizi” düşleyin.
Açık ve net bir sunum
oluşturun. İstemediklerinize değil, istediklerinize
odaklanın. Gerçek anlamda yaratıcı olanlar, sonuçları da hayal eder ve
“gerçekmiş gibi” davranırlar. Bir şeyi beyninizde denedikten sonra,
gerçek yaşamda daha kolay yaratırsınız.
“Hayal edebiliyorsanı z, yaparsınız.” Walt Disney.
“Dâhi gibi davranırsanız, dâhi olabilirsiniz.” Salvador Dali.
3) Aptal olun ve bu tuhaf yönünüzle gurur
duyun!
Aptallık, sakinleşmeniz ve olasılıkları görmeniz için
şarttır.
Einstein’ın dediği gibi, “Bir fikir başta acayip değilse, hiç şansı
yoktur.”
Wittgenstein, bilgece konuşmuştur: “Akıllılığın çorak tepelerinde
durmayın; aptallığın yeşil vadilerine inin.”
Tuhaflık, genellikle yaratıcılığı tamamlar. Dr. David Joseph Weeks (Royal
Edinburgh Hastanesi’nde bir nöropsikolog) ve Jamie James,
“Ayrıksı
İnsanlar: Delilik ve Acayiplik Üzerine Bir Çalışma” adlı kitaplarında,
ayrıksı insanların, ortalama insandan 5-10 yıl daha uzun yaşadıkları ve geriye
kalan insanlardan daha sağlıklı, mutlu ve zekice bir yaşam sürdükleri sonucuna
varırlar.
Dr. Weeks’e göre, ayrıksı bir insan, “aykırıdır; yaratıcıdır; güçlü
bir merak duygusuyla motive olur; idealisttir; dünyayı daha iyi bir yer yapmak, içindeki
insanları ise daha mutlu etmek ister…”
4) “Bilmeme” egzersizi yapın.
Dünyaya karşı çocuksu bir merak besleyin. Bir şey bilmiyorsanız, yaratıcı olma
olasılığınız daha da artar.
Yaratıcı ruhlar, “doğru” yanıtı bilmezler; çünkü bunun, özellikle
değişken ya da istikrarsız ortamlarda, çözümleri sınırlayacağının bilincindedirler.
Aslında, yaratıcı ruhlar, “doğru ya da yanlış” şeklinde düşünmekten
kaçınırlar. Kendilerine “Bu, kendim için ya da dünyada yaratmak
istediğim şeye yararlı mı ya da bir şey katıyor mu?” diye sormayı tercih
ederler. Şimdi yararlı değilse, ileride ya da başka bir bağlamda
yararlı olabilir.
5) Görüş alanınızı genişletin ve bir halden
bir diğerine akın.
Yaratıcı ruhların ne yaptıklarından ziyade bunu
nasıl yaptıkları önemlidir. Yaratıcılık,
“bir var oluş hali” şeklinde düşünülebilir. Yaratıcı ruh, nasıl
gevşeyip o hale akabileceğini bilir. Atletler, buna “alan”
derler. “Her şeyin mümkün olduğu”, son derece odaklı, ama bir o
kadar da rahat bir haldir. Genel olarak, gözler geniş açıyla bakarlar. Tam
anlamıyla, genişleyen ufuklar! Ve nefes verin; ilham, bir reflekstir!
6) “Bilinçaltınıza” saygı duyun.
Yaratıcı ruhlar, içinde bulundukları anı yaşamaya ve doğal olmaya çalışırlar.
Sezgilerine ve nereden geldiği belli olmayan
fikirlere güvenirler. Rüyaları ve fantezileri ile temasa geçer; mecazlardan,
bağlantı kurmaktan, uyum ve semboller dünyasından çok
hoşlanırlar.
7) Esnek olun.
Farklı bir şey
yapın. Yeni iş yapma biçimlerini deneyin. Yaratıcı ruhlar, çıkmaza
girdiklerinde farklı bir şey, aslında farklı olan her şeyi yaparlar.
Denemeye eğilimlidirler. Bazen, yalnızca duruşlarını bile değiştirmeleri işe
yarar. Mecazlarla düşünerek kendilerine yardım ederler. Bu
başka neye benzer? Bir çaydanlık olsaydım nasıl yanıt verirdim? Bir fikri
diğerine bağlayarak çözümler yaratırlar. Ve bunu yaparken çok
eğlenirler. Eğlenmiyorlarsa, “istiridyenin içindeki iri kum
tanesini” tanırlar. Sorunun, çoğu zaman çözümün bir parçası olduğunu
bilmekten mutluluk duyarlar. Kendi çıkmazlarının ne olduğunu ve bunun içinde ne
tür bir yararlı incinin saklı olabileceğini merak
ederler.
“Zorluğun ortasında fırsat bulunur.” Einstein.
Ve orkestra şefi Nikolaus Harnoncourt’un dediği gibi, “Parlak,
muhteşem ve gerçekten çılgın şeylerin çoğu, biz felaketin eşiğindeyken ortaya çıkar. Buraya
kadar ilerleme cesareti gösterebilirsek, inanılmayacak kadar güzel şeyler
yaşayabiliriz.”
8) Hataları fırsat, başarısızlığı
geribildirim olarak görün.
Bir hatayı, bir başka şey için fırsat ya
da bir öğrenme olanağı olarak düşünün. 3M, hedeflenen
amaç için yeterince etkili olmayan yapıştırıcısını neredeyse çöpe atmak
üzereydi. Ne var ki, Art Fry, dua kitabı için yapışkan
bir sayfa işaretine ihtiyaç duyduğunda, bu yapıştırıcı “Post-It”in
yaratılmasında kullanıldı. Penisilin, herkesin kurtulmaya çalıştığı
bir küftü! Yaratıcı ruhlar, “zoru başarma” mantığına sahiptirler.
İcat etmek ya da yeni keşiflere yol açacak buluşlara imza atmak
için, başta imkansız gibi görünen şeyleri yapma riskini üstlenirler.
Thomas Edison, ampul tasarımı üzerinde çalışırken, işe yarayan tasarımı
bulmadan önce yaklaşık 1.800 deneme yaptı. Ayrıca, lamba teli işlevi
görecek malzeme için, yeterince uzun yanacak maddeyi bulmadan önce
6.000’in üzerinde bitkisel lifi test etti.
Ama Edison, bunlara başarısızlık diye değil; bir ampul yapmamanın 1.800 yolu ya
da daha fazla araştırılması gerekmeyen çıkış yolları diye bakmıştır.
Edison’ın biyografisini derleyen tarihçi Paul Israel, onun hakkında
şunları söylemiştir: “Her başarısızlığı bir başarı olarak gördü;
çünkü bu durum, onu daha verimli bir biçimde düşünmeye sevk ediyordu.”
9) Farklı bakış açılarını öğrenmeye çalışın.
“Mevcut duruma yukarıdan bakın. Kendinizi projenizin ya da yaratmak
istediğiniz şeyin yerine koyun.
Sonra tekrar kendi bakış açınıza dönün.” Yaratıcı ruhlar, fikirlerini
paylaşmayı ve diğerlerinin bakış açılarıyla bağlantı kurmayı
severler. İki ya da üç zihnin bir araya gelmesiyle yaratıcı sinerjinin
oluşacağını bilirler. Risk almaktan korkmazlar.
Albert Einstein, kendini bir ışık huzmesinin sonuna yerleştirmiştir: “Bir
ışık huzmesinin peşinden koşacak ya da birinin üzerine binecek olsaydık,
ışığın hızına göre durumun doğası nasıl olurdu? Bir ışık huzmesinin peşinden
yeterince hızlı koşabilseydiniz, sonunda ışığın aslında
hiç hareket etmediği bir noktaya erişir miydiniz? Aynı ışık demeti, başka bir
insan için farklı bir hıza sahip olurdu.”
10) İçinizdeki eleştirmeni, bir akıl hocasına
ya da danışmana çevirin.
Rüyalarınızı, projelerinizi ya da
yaratılarınızı, gelişmelerine izin
vermeden önce eleştirmeyin. Bir kez “rüyalarınızı tam hayal
ettikten” sonra, içinizdeki eleştirmen ya da gerçek eleştirmenler ile
arkadaş olun; onları, rüyanızı açığa çıkarmanıza yardım edebilecek akıl
hocaları olarak düşünün. Aslında, yaratıcı ruhların da gerçekçi
olduklarını unutmayın. Onlar, bir “rüyayı” gerçekte nasıl ortaya
çıkaracaklarını bilirler.




