Hiç dikkat ettiniz mi uzun zamandır tüm TV kanallarında yerli dizi
kahramanları hep kirli sakallı, siyah ceketli, elbette ki kravatsız,
külhanbeyi, kırık denilen tipler.
Ortak özellikleri, mahalle delikanlısı, okul yüzü görmemiş, özellikle
sokaktan gelme, halk adamı ayağında tipler.
Konularda genellikle mafya içerikli, çek senet mafyası, otomobil
galericisinden tutunda tekstilci tiplere kadar. Rant olan her konuda
haraçcı dediğimiz mafyavari tipler türemiş. Çevrede de bir sürü bozuk
şiveyle konuşan avane.
Neredeyse normal konuşan kalmamış. Seyreden de zanneder ki bu memlekette
herkesin elinde bir silah kafasına göre hak hukuk peşinde. İstisnasız
hepsi aynı!
Eğlence programlarına bakıyorsunuz, normalde Türkçe konuşabildiği halde
şiveli konuşmaya çalışan bir sürü sanatçı bozuntusu.
Çıkmış bir sanatçı! Maço tavırlarıyla her konuda ahkam kesiyor, millete
ahlak dersi veriyor.
Bir gün ağlıyor öbür gün aslanlar gibi kükrüyor. Nasılsa meydan boş. Belli
kesimlerde bunları sempatik buluyor. Şarkıların hepsini belden aşağı ve
bozuk ağzıyla söylemek marifet olmuş. Harbi adam diyorlar. Duyarlılıklarda
ciddi düşüşler var.
Bu maço ahlaksızlar, her hafta arzı-endam eden sanatçılar gençliğe model
teşkil ediyormuş, kimin umurunda, vur patlasın çal oynasın.
Cahil cesareti desen değil, beyinlerimizi iğfal ediyor bu yoz kalabalık.
Nedir bunların ortak özellikleri denilince akla gelen nedir?
Okudukta ne oldu diyor herkes. Okumuş kültürlü insanların hepsi
depresyonda ya da yaşama kırgın. Parasının kaynağı bilinmeyen biri gelmiş
fabrikayı satın almış, işçisine de, mühendisine de tüm kompleksliliğiyle
davranıyor. İnsanlarda üç kuruşluk ekmek derdinde hakaretleri sineye
çekmekte.
Devlet daireleri ise bir rant kapısı, para musluklarının her birinin
başına bu tiplerden üç beş tane yerleştirilmiş ve elbette ki tepe
bürokratların çoğu bunlardan. Aç bir müdürün kapısını bir kelime sor,
şivesinden nereli olduğunu hemen anlarsın. Nerede çalışmadan etmeden
milleti süründürecek bir ortam var, bunlardan bir tanesi muhakkak
oradadır.
Sanki özellikle seçilmişler. Bir okulda bakıyorsun yüzlerce öğretmen var
ama seçmece belli tiptir müdür. Neden böyledir bilen yok.
Okumuşunun da okumamışının da anladığı tek dil güç ve paranın dilidir.
Sokakların tamamı istila edilmiştir. Büfecisi, dilencisi, otoparkçısı,
simitçisi, seyyar satıcısı, minibüsçüsü, uyuşturucu satıcısı, pornocusu ne
istersen nerede kanunsuz iş var bunlar orada. Başkasını yaşatmazlar da.
Öyle ki deniz görmemiş adam midye satıcısı olmuş. Yerli esnaf sürekli
şantaj, haraç, taciz baskısı altında. Rant getiren yerler bir bir bunların
eline geçiyor. Bakıyorsun adam kalkmış gelmiş, fabrikaları ucuza
kapatıyor, hanlar alıyor, otobüsler, yüzlerce daire alıyor.
Belediyelerle dirsek temasına geçmişler, siyasi baskılarla olmadı kaba
güçle herkesin yolunu kesmeye çalışıyorlar. Buraları da ele geçirmek yeni
hedefleri. Birbirlerini her ortamda kollarlar, zorunda kalmadıkça
kendilerinden olmayanla alışveriş yapmazlar. Yapsalar da ödeme almak
neredeyse imkansızdır. Parayı peşin alamadınsa, git gel.
Nereden buldun yasası yürürlüğe konup uygulanmaya kalkılsa biri bile
ayakta kalamaz.
Şimdi yeni amaçları da kendi burjuvazilerini yaratmak, medya, eğitim
kurumları, belediyeler, bankalar, bürokrasinin tepeleri hedefleri. TBMM'yi
ele geçirmiş durumdalar ve bu gücü belli yerlere adamlarını yerleştirmek
için alabildiğine kullanıyorlar.
Kardeşlik ayakları, biz hepimiz bu vatanın evlatlarıyız diyerek herkesi
psikolojik baskı ile sürekli eylemsizlik durumunda tutuyorlar.
Dikkat edin; kardeşlik ya da bölünme illüzyonu altında toplumun sermaye ve
bürokrasi yapısı belli kesimlerin eline geçiyor.
Türkiye'nin nereye sürüklendiğini hala görmüyor muyuz?
Günün sözü: Bir Miletli yıkmak isteyenlerin ilk amacı dili bozmaktır.
Bu posta 388 defa okundu
kahramanları hep kirli sakallı, siyah ceketli, elbette ki kravatsız,
külhanbeyi, kırık denilen tipler.
Ortak özellikleri, mahalle delikanlısı, okul yüzü görmemiş, özellikle
sokaktan gelme, halk adamı ayağında tipler.
Konularda genellikle mafya içerikli, çek senet mafyası, otomobil
galericisinden tutunda tekstilci tiplere kadar. Rant olan her konuda
haraçcı dediğimiz mafyavari tipler türemiş. Çevrede de bir sürü bozuk
şiveyle konuşan avane.
Neredeyse normal konuşan kalmamış. Seyreden de zanneder ki bu memlekette
herkesin elinde bir silah kafasına göre hak hukuk peşinde. İstisnasız
hepsi aynı!
Eğlence programlarına bakıyorsunuz, normalde Türkçe konuşabildiği halde
şiveli konuşmaya çalışan bir sürü sanatçı bozuntusu.
Çıkmış bir sanatçı! Maço tavırlarıyla her konuda ahkam kesiyor, millete
ahlak dersi veriyor.
Bir gün ağlıyor öbür gün aslanlar gibi kükrüyor. Nasılsa meydan boş. Belli
kesimlerde bunları sempatik buluyor. Şarkıların hepsini belden aşağı ve
bozuk ağzıyla söylemek marifet olmuş. Harbi adam diyorlar. Duyarlılıklarda
ciddi düşüşler var.
Bu maço ahlaksızlar, her hafta arzı-endam eden sanatçılar gençliğe model
teşkil ediyormuş, kimin umurunda, vur patlasın çal oynasın.
Cahil cesareti desen değil, beyinlerimizi iğfal ediyor bu yoz kalabalık.
Nedir bunların ortak özellikleri denilince akla gelen nedir?
Okudukta ne oldu diyor herkes. Okumuş kültürlü insanların hepsi
depresyonda ya da yaşama kırgın. Parasının kaynağı bilinmeyen biri gelmiş
fabrikayı satın almış, işçisine de, mühendisine de tüm kompleksliliğiyle
davranıyor. İnsanlarda üç kuruşluk ekmek derdinde hakaretleri sineye
çekmekte.
Devlet daireleri ise bir rant kapısı, para musluklarının her birinin
başına bu tiplerden üç beş tane yerleştirilmiş ve elbette ki tepe
bürokratların çoğu bunlardan. Aç bir müdürün kapısını bir kelime sor,
şivesinden nereli olduğunu hemen anlarsın. Nerede çalışmadan etmeden
milleti süründürecek bir ortam var, bunlardan bir tanesi muhakkak
oradadır.
Sanki özellikle seçilmişler. Bir okulda bakıyorsun yüzlerce öğretmen var
ama seçmece belli tiptir müdür. Neden böyledir bilen yok.
Okumuşunun da okumamışının da anladığı tek dil güç ve paranın dilidir.
Sokakların tamamı istila edilmiştir. Büfecisi, dilencisi, otoparkçısı,
simitçisi, seyyar satıcısı, minibüsçüsü, uyuşturucu satıcısı, pornocusu ne
istersen nerede kanunsuz iş var bunlar orada. Başkasını yaşatmazlar da.
Öyle ki deniz görmemiş adam midye satıcısı olmuş. Yerli esnaf sürekli
şantaj, haraç, taciz baskısı altında. Rant getiren yerler bir bir bunların
eline geçiyor. Bakıyorsun adam kalkmış gelmiş, fabrikaları ucuza
kapatıyor, hanlar alıyor, otobüsler, yüzlerce daire alıyor.
Belediyelerle dirsek temasına geçmişler, siyasi baskılarla olmadı kaba
güçle herkesin yolunu kesmeye çalışıyorlar. Buraları da ele geçirmek yeni
hedefleri. Birbirlerini her ortamda kollarlar, zorunda kalmadıkça
kendilerinden olmayanla alışveriş yapmazlar. Yapsalar da ödeme almak
neredeyse imkansızdır. Parayı peşin alamadınsa, git gel.
Nereden buldun yasası yürürlüğe konup uygulanmaya kalkılsa biri bile
ayakta kalamaz.
Şimdi yeni amaçları da kendi burjuvazilerini yaratmak, medya, eğitim
kurumları, belediyeler, bankalar, bürokrasinin tepeleri hedefleri. TBMM'yi
ele geçirmiş durumdalar ve bu gücü belli yerlere adamlarını yerleştirmek
için alabildiğine kullanıyorlar.
Kardeşlik ayakları, biz hepimiz bu vatanın evlatlarıyız diyerek herkesi
psikolojik baskı ile sürekli eylemsizlik durumunda tutuyorlar.
Dikkat edin; kardeşlik ya da bölünme illüzyonu altında toplumun sermaye ve
bürokrasi yapısı belli kesimlerin eline geçiyor.
Türkiye'nin nereye sürüklendiğini hala görmüyor muyuz?
Günün sözü: Bir Miletli yıkmak isteyenlerin ilk amacı dili bozmaktır.
Bu posta 388 defa okundu




