|
Serdar tarafından yazıldı.
|
|
Pazartesi, 01 Åžubat 2010 09:14 |
|
Sonra zengin bir adam dedi ki, bize Vermekten Söz Et. Ve o yanıtladı: Malınızdan mülkünüzden verirken pek fazla bir şey vermiş sayılmazsınız. Gerçekten vermek kendinden vermektir. Çünkü mal mülk, bir gün ihtiyaç olur endişesiyle alıkoyup sakladığınız şeylerden başka bir şey değilmidir?
Ve yarın, yarın ne getirir, kutsal kente giden hacıların peşine düşmüşken, iz tutmaz kumlara kemikler gömen aşırı tedbirli köpeğe? Yokluk korkusu yoksunluğun bizzat kendisi değil midir? Kuyunuz suyla doluyken susuz kalmaktan korkmak, asıl giderilemez susuzluk değil midir?....
Çok şeye sahip olup çok azını verenler vardır- bunu şan olsun diye yaparlar ve bu gizli arzu hediyelerini yoz eder (yararsız kılar). Bir de aza sahip olup hepsini verenler vardır. Bunlar yaşama ve yaşamın cömertçe verilmiş bir ödül olduğuna inananlardır ve onların sandığı hiç boş kalmaz. Sevinçle verenler vardır ve o sevinç onların ödülüdür. Ve acıyla verenler vardır ve o acı onları arındırır. Ve veren ve verirken acıyı bilmeyen, sevinç aramayan, faziletli olmayı düşünmeden verenler vardır; Şu vadideki mersin ağacının kokusunu havaya saçması gibi verirler. Tanrı böylelerinin elleri aracılığıyla konuşur ve onların gözlerinden dünyaya gülümser. İstenince vermek iyidir fakat istenmeden, ihtiyacı anlayıp da vermek daha iyidir Ve eli açık olanlar için, alacak olanı aramak vermekten daha büyük bir sevinçtir. Sanki alıkoyabileceğiniz bir şey var mı? Tüm sahip olduklarınız bir gün verilecek; Öyleyse şimdiden verin de, size ait olsun verme mevsimi mirasçılarınıza kalmasın. "Veririm ama sadece hak edenlere" dersiniz sık sık. Ne meyve bahçenizdeki ağaçlar böyle der, ne de çayırlarınızdaki sürüler. Onlar, saklandığında çürüyecek olanı, yaşayabilsin diye verirler. Günler ve geceler bahşedilmeye değer bulunmuş olan, sizin vereceklerinizi almaya da layıktır kuşkusuz. Ve hayat ummanından içmeyi hak etmiş olan, sizin küçük derenizden tasını doldurmayı da hak eder. HALİL CİBRAN
Bu Posta 100 Kez Okundu
|